ALTERNATİF SOSYAL FAALİYETLER

ALTERNATİF SOSYAL FAALİYETLER

Üniversite içinde her düşünce, ideoloji ve yaşam biçimi- ne özgü sosyal faaliyetler bulunmaktadır. Her grubun temsilcileri tarafından organize edilen sosyal faaliyetler, davetçi Müslüman öğrencilerin akide ve inanç yapısına taban tabana zıt etkinliklerden oluşmaktadır. Bu nedenle İslam’ı yaşam biçimi olarak seçen ve kendilerini davetçi konumunda gören öğrencilerin bu tür yerlerden ve faaliyetlerden uzak durmaları gerekmektedir.

Davetçi Müslüman öğrencilerin, inanç ve İslamî değerlerine ters düştüğü için başka gruplar ve ideolojik yapılar tarafından tertiplenen sosyal faaliyetlerden uzak kalmak zorunda olmaları, kendileri için alternatif etkinlikler yapmalarına engel değildir. Bilakis dinlenme ve eğlenme ihtiyacı ile gençlikten gelen hareketliliğin bir yere kanalize edilmesi lazımdır. Bu nedenle, alternatif etkinliklerin yapılması gereklidir ve bazı durumlarda zorunludur.

Sosyal faaliyetlerin, Müslüman öğrenciler arasında kaynaşma, tanışma, sevgi ve kardeşliğin pekişmesini sağladığı yadsınamaz bir gerçektir. İslam ile yeni tanışan, bir fert iken kendisini bir topluluğun içinde görüp henüz bir aidiyet duygusu hissetmeyen, davetçi öğrencilerin yaşantı ve kişiliklerinden etkilenip sempati duyan öğrencilerin, başka grup ve ideolojik yapılar tarafından organize edilen etkinliklere rağbet etmemeleri için, alternatif faaliyetlerin önemi son derece bü- yüktür. Bu tür öğrencilerin gençlik hevesiyle, nefse hoş gelen, ancak sonu hüsran olan etkinliklere katılıp bozulmalarının önü, ancak bu şekilde alınabilir. Sosyal aktivitelerin başında da piknik gelmektedir.

Bir öğrenim sezonunda, biri okulların başladığı, diğeri de ilkbahar aylarında olmak üzere en az iki sefer piknikler tertiplenebilir. Duruma göre, bu sayı çoğaltılabilir, ancak davetçi Müslüman öğrenciler, zamanlarını eğlenme ve dinlenmekten çok, İslam’a ve Müslümanlara hizmet etmekle geçirme durumunda olduğundan, pikniklerin sayısını abartacak kadar da çoğaltmamalıdırlar.

Pikniklerde amaçlanan şey, elbette salt bir eğlenme olma- malıdır. Piknik ve benzeri sosyal aktiviteler, daha çok tanışıp kaynaşma ve kardeşlik duygularını pekiştirme amaçlı kullanılmalıdır. Bunda da amaçlanan hedef, her halükârda Yüce Allah (cc)’ın rızasını kazanmaya dönük olmalıdır. Piknik ye- rinde yapılan tüm aktiviteler hep bu hesap üzerine bina edilirse, amaçlanan fayda hâsıl olacaktır.

Piknikler, aynı zamanda Müslüman hayatının donuk olmadığını, Müslümanların zaman zaman eğlenme ve dinlen- meye de vakit ayırabildiğini gösteren, bir Müslümanın nasıl eğlendiğini pratik bir şekilde ortaya koyan alternatif bir program olmalıdır. Eğlenirken, dinlenen; dinlenirken, öğrenen; öğrenirken, eğiten ve eğitirken, Allah’ın rızasına ulaşmayı nihai hedef olarak gören alternatif bir program… Dünyevi çıkar beklentisinden uzak; insani, fıtri ve daha da önemlisi

İslamî duyguların ön plana çıkarıldığı alternatif bir program… Günümüz dünyasında her şeyin maddiyatla ölçülüp tartıldığı, insanların duygu ve hislerden mücerret birer robot muamelesi gördüğü, çıplaklığın, fuhşiyatın, her türlü hayâsızlığın yaşam biçimi olarak dayatıldığı bir zamanda; neyin asıl olma- sı gerektiğini gösteren, insanlığın yüksek değerlerinin ancak

İslam’da olduğunu göz önüne seren, Yüce Allah (cc)’ın istediği hayattan örnekler veren alternatif bir program olmalıdır piknikler… Gerçekten akledenlere; iyi, güzel ve doğrunun, kâmil anlamda ancak yüce İslam Dini’nde var olduğunu gösteren ve tüm insanlığa haykıran bir program olmalıdır piknik programları…

Seçilen mesire alanının yapı ve özelliklerinin elverdiği ölçüde, piknik esnasında birçok aktivite yapılabilir. Bu aktivitelerden en çok öne çıkanları ise yüzme, spor karşılaşmaları ve bilgi yarışmasıdır. Bu her üç aktivitenin Müslüman şahsiyeti- ne uygun bir şekilde yerine getirilmesi için uyulması gereken bazı kurallar ve prensipler olmalıdır. Bunlar;

a) Yüzme

Pikniğe genel itibariyle eğlenme ve dinlenme için gidilir. Bu eğlenme ve dinlenme arzusunun bir hüsranla neticelen- memesi için suya girerken gerekli özen ve dikkatin gösterilmesi, koruyucu tedbirlerin alınması zorunludur. Bu özen, dikkat ve tedbirlere, piknik alanına gelip de az veya çok suya giren herkesin uymasına azami dikkat edilmesi lazımdır.

Öncelikle yüzme bilmeyenlerin suya girmemesi tercih edilmelidir. Ama buna rağmen suya girip serinlemek isteyenler olursa, kenarda ve suyun sığ olduğu yerlerde girmeye özen göstermelidirler. Bu özenin yanı sıra yanlarında iyi derecede yüzme bilen birilerinin de bulunmasına dikkat etmelidirler.

Suya girilmeden önce iyi derecede yüzme bilen birkaç kişinin, sığ yerleri belirleyerek yüzme alanını tespit etmesi ye- rinde bir tedbir olacaktır. Yüzme bilsin ya da bilmesin, hiç kimsenin belirlenen bu alanın dışında suya girmemesi sağlan- malıdır. Yüzme alanını belirleyen kişiler, gösterdikleri alanın sınırında kalmalı ve sınırın geçilmemesi için uyarı görevini yapmalıdırlar. Bunun yanı sıra iyi yüzme bilenlerden iki veya daha fazla kişinin cankurtaran olarak görevlendirilmesi ve sürekli uyanık olmaları, nahoş bir hadisenin olmaması için alınması gereken hayati bir tedbirdir.

Su içinde yapılan küçük ve masum şakaların kötü neticeler doğurabileceği unutulmamalıdır. Hiç kimse, yaptığı küçük bir şakanın, bir kardeşinin hayatına mal olmasını istemez. Bu nedenle özellikle yüzme bilmeyenleri zor durumda bırakacak hareketlerden ve şakalardan kaçınılmalıdır.

Serinlemek için suya giren kişilerin uymaları gereken önemli bir husus da, İslamî edebe dikkat edilmesidir. Bu nedenle fıkhın öngördüğü şekilde, en az göbek ile diz arasını kapatacak kadar bir giysinin olması, hiç kimsenin buna aykırı hareket etmemesi lazımdır.

b) Spor

Müslümanlar, her işlerini olduğu gibi, sporu da ibadete dönüştürme gayreti içinde olmalıdırlar. Bir iş, eğer haramdan uzak olur, helaller üzerine bina edilir ve o işte Allah’ın rızası esas alınırsa, sıradan bir iş olsa bile, ibadete dönüşür. Üstad Bediüzzaman hazretlerinin dediği gibi; “Sünnet-i Seniyyeye ittibâı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.” Mubah olduğu müddetçe yapılan sıradan faaliyetlerde dahi Allah’ın rızası gözetilir ve Resul–i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam’ın sünnetine ittiba esas alınırsa, elbette her şey ibadet hükmüne geçecektir.

Müslümanlar hiçbir zaman sporu, sıradan insanların yap- tığı gibi kazanma hırsıyla yapmamalıdırlar. İçinde kazanma hırsı olan şeyler, ardından rekabeti, çekişmeyi, didişmeyi, tartışmayı, kalp kırmayı ve sonuçta kavgayı getirir. Bu nedenle Müslümanlar sporu kazanma hırsı için değil, kardeşlik duygularının daha iyi pekişmesi için yapmalıdırlar. Spor bu hedefe hizmet ettiği müddetçe, bir araç olur. Aksi halde bir amaca dönüşür ki, bu da Müslümanlar arasında istenmeyen neticelere sebep olabilir.

Spor karşılaşmaları, maçın ardından bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybettiği bir faaliyet olarak görülmemelidir. Eğer karşılaşma esnasında güzelce vakit geçirilmişse, neşe içinde tamamlanmışsa, saygı ve sevgi çerçevesi içinde bitirilmişse, aslında her iki taraf da, daha doğru bir ifadeyle kardeşlik kazanmıştır. Bu nedenle;

–Karşılaşmalar esnasında muhakkak hakem seçilmeli ve hakemlerin kararlarına saygı gösterilerek itiraz edilmemelidir.

–Sporların, ama özelde futbolun doğasında var olan sertliğe dikkat edilmelidir.

–Karşılaşma sonucunda mensup bulunduğu takım kay- betmiş olsa bile neticeye razı olunmalı, öfkeye kapılıp yenilginin sebeplerini takım arkadaşlarında aramamalıdır.

–İstenmediği halde maç esnasında tatsız bir durum yaşanmışsa bile maçtan sonraya taşınmamalı ve maç bitiminin ardından herkes birbirine helallik dilemelidir.

 

NAŞİT TUTAR

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla