AMACIMIZ VE ARAÇLARIMIZ

AMACIMIZ VE ARAÇLARIMIZ

Bismillahirrahmanirrahim.

İnsan başıboş yaratılmamıştır. Yaratılan  her şey bir gaye ve amaca binaen var edilmiştir. İnsanlar bile bir yapıyı veya en basit bir projeyi bir amaca yönelik çizer. Peki, ya âlemlerin Rabbi olan Allah tabiri caizse bu kadar masraf etmiş, bir nizam içerisinde alemi düzene sokmuş ve bütün bunları insanın hizmetine sunmuştur. Ayeti kerimede de geçtiği üzere, ”Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(Zariyat 56) Ayet gayet açık ve nettir. İnsanın en önemli gayesi Allah’a kulluk etmek yani Allah’ı razı etmektir. İlk gerçekleştireceğimiz amaç, gaye, hedef ne derseniz deyin Allah’ı razı  etmektir. Elbette ki bizler beşeriz. Beşerin yemeye, içmeye, barınmaya vb birçok ihtiyacı vardır. İşte bütün bu saydıklarımız amaç değil birer araçtır. Yani yemeyi Allah’a daha iyi kulluk vazifesini yapabilmek, güç ve kuvvet kazanmak için yemeliyiz. Uyumayı ibadet ve çalışmalarda daha canlı ve zinde olmak için uyumalıyız. Aynı şekilde okul, üniversite, dersler, notlar, meslek hayatı ve maddiyata birer araç gözüyle bakılmalıdır. Amaç; Allah’a kulluk. Yeme, içme, okul ve maddiyat amaca daha kolay ulaştıran birer araç olarak görülmelidir. Amacı ve araçları asla karıştırmamalı, araçları amacın önüne geçirmemeliyiz.

Maalesef Müslüman toplum olarak  amaçlarımızı ve araçlarımızı karıştırıyoruz. Toplumun genelinde okul, üniversite ya da meslek sahibi olma, hayatın merkezine konmuş ve amaç haline getirilmiştir. Dünyevi menfaatler en ön sıraya geçirilmiş ibadetler ise geri planda kalmıştır. Bir öğrenci ibadetlere, namaza başlama zamanını sınavların bitmesi veya ataması geldikten sonraya, iş sahibi de emekli olunca ibadetlerini düzene koymayı veya hacca gitmeyi düşünüyor. Birde acı bir gerçeğimiz, ”çalışıyorum, işler çok yoğun namaz kılmaya zaman bulamıyorum” sözleri bir Müslümanın ağzından çıkıyor.

Bu sözlerle belki arkadaşımızı kandırabiliriz. Kendi vicdanımızı susturabiliriz. Mahşer alanında hesap verileceği zaman Allah’u Teâla’ya hangi bahaneyi sunacağız? Allah diyecek ki; “Ben seni bana kulluk etmen için yarattım. Sana bu görevi verdim. Sen ise görevini ihmal ettin.” Mazeretimiz kabahatimizdan daha büyük. Bizler bu dünyaya iş kurmak, ev sahibi olmak, mal mülk biriktirip, yat kat sahibi olmak için gönderilmedik. Hedefimiz dünyevi menfaatler elde etmek değildir. Allah’a kulluğu inanarak, samimi ve kendimizi de buna ikna etmemiz gerekir. Örnek olarak insan ve hayvanı ele alalım. Hayvanlar, insanların hizmetine  sunulmuş; eti yeniliyor, sütü içiliyor, derisi kullanılıyor, bazı hayvanların tüylerinden faydalanılıyor. O zaman hayvan bu dünyaya et vermeye, süt vermeye tamamen insanın hizmeti için gönderilmiş. Peki, insan eti yenilmiyor, sütü içilmiyor, derisi kullanılmıyor. Bu insan ne işe yarıyor, niçin yaratılmış? İşte insan et ve süt vermeye gelmemiştir bu dünyaya. Onun görevi kulluktur. İbadet etmesidir. Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirmesidir. Bu görevi yerine getirirken şeytan ve avaneleri Müslüman şahsiyetlerle uğraşacak, her türlü hile ve desiselerini devreye sokacaktır. Gerek insi ve gerekse cinni şeytanlar bütün imkânlarıyla Müslümanı amacından saptırmak için seferber olacaktır. Bunlara karşı kimi Müslümanlar şeytani tuzaklara ve nefsin aldatmasına kanıp Allah’ı razı etme gibi büyük bir hedefi, dünya menfaatine değiştirenler olmuştur. Hz. Ömer (r.a) döneminde Şam toprakları fethedilmişti. Oraya giden mücahitler o bereketli topraklar da kalıyor ve tarım işiyle uğraşıyorlar. Topraklar bereketli ve verimlidir. Atlı biri buğday tarlasının içinden geçse görünmeyecek seviyede buğday boy vermiştir. Hz. Ömer (r.a) haber alıyor ki mücahitler kılıç kalkanlarını bırakmış ve tarıma başlamışlar. Bir elçiye ferman yazıyor ve buyuruyor ki git o tarlaları, yetişmiş buğdayları yak. Onlar seni öldürmeye geldiklerinde bu mektubu onlara uzat diyor. Elçi halifenin dediğini yapıyor. Bereketli tarlalar alev almış. Ve bu işi yapanlar belli. Tarla sahipleri öldürme kastıyla  elçiye yöneliyor. Elçi fermanı uzatıyor, açıp okuyorlar. Şöyle yazıyor;” Sizin işiniz cihattır. Allah yolunda savaştır. Sizin rızkınız kılıçlarınızla birliktedir. Tarla sürme, çiftçilik yapmak zımmilerin işidir. Eğer bu işten vazgeçmezseniz size zımmilerin muamelesini yaparım” der.

Kimi İslami şahsiyetler ise bütün hile, oyun ve yıldırma politikalarına rağmen asla hedeflerini şaşırmamışlardır. Ve bu uğurda nice dünya menfaatlerini Allah’a hakiki bir kul olma yolunda gözlerini kırpmadan feda etmişlerdir. Kimisi işinden olmuş, kimisi ailesinden ve evlatlarından olmuş, kimisi yurdundan olmuş. Hiçbir zaman Allah’a kul olmaktan vazgeçmeyi düşünmemişlerdir. İslam tarihinde bu yiğit kahramanların sayısı sayılamayacak kadar çoktur.

Bütün bunları bizlere bir yol gösterici ve model alınacak insanlar olarak görmeliyiz. İslam yolunda kahramanlık yapanlar  Allah’a verdikleri sözden dönmediler, sözlerine sadık kaldılar. Peki, bu günün Müslümanları olarak bizler ne durumdayız? Allah’ın ben sizin Rabbiniz değil miyim? Sorusuna karşılık kalu bela dedik, sözümüzün eri ve verdiğimiz söze sadık kaldık mı?  Unutmayalım amaç Allah’a kul olma, dünyevi menfaatler ise araçtır. Amaç ve araçları karıştırmama duası ile Allah’a emanet.

 

Abdullah TAŞ

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla