ARAYIŞ VE BULUŞ

ARAYIŞ VE BULUŞ

Günümüz insanının yaşamdaki ilerleyişine bakıldığında, çoğunun dünyaya geliş amacını unuttuğunu ve çabalarının maddiyatı kurtarma eksenli olduğu görülmektedir. Hâlbuki  akıl sahibi ve inanan bir insanın,  sonsuzluk vadeden bir hayat için çaba sarf etmeyi bırakıp, her an son bulacak bir arzuya yönelmesi pek de anlaşılacak bir şey değildir. Bu akıl sahibi biri için, hayatını idame etmesi açısından, bir seçim teşkil etmekten olabildiğince uzaktadır.

Bir düşünelim;

Maddiyattan gelen hangi mutluluğumuz  son bulmadı?

Veyahut maddiyata duyulan hangi sevgimizin sonu bir hayal kırıklığı ve hüzün olmadı?

Bu dediğimiz, “evet evet buldum, işte aradığım mutluluk bu! ” denilen hangi şeyin hemen sonrasını “ gene yanılmışım”  sözü takip etmedi?

İnsan olarak,  yapı gereği kendimizi güvende ve mutlu hissetmek isteriz. Bu istek daha önce benzer durumları defalarca yaşamamıza rağmen, yaşananlardan bir ders çıkarmak yerine, bizi gene maddiyattan gelecek kısa süreli bir mutluluk için başka bir arayışa geçirir. Öyle bir arayış ki bu; sonu gelmeyecek olan, karanlık ve belirsizliklerle dolu bir arayış. İçine düşülen arayış, öyle bir yer edinir ki benliğimizde, bir noktadan sonra bu bizde bir eksiklik, bir boşluk hissiyatı verir. Bu arayışın bir buluşunu keşfedemediğimizden, var olan boşluk yaşamımız boyunca devam etmektedir.

Bu boşluğun doldurulduğu hissiyatı, yani arayış serüvenin buluş zannı; bazen makam-mevkiiyle, bazen ev-arabayla, bazen de eşe-dosta duyulan sevgiyle olur.  Bu bulduğumuz şeyin, yıllarca aradığımız şey olduğunu düşünüp, bir süreliğine mutlu hissederiz. Ancak bir zaman sonra yanıldığımızı fark ederiz. O boşluğun hala olduğunu ve daireler şeklinde genişlediğini görür, o an için bir yıkılış yaşarız. Zira büyük bir umutla konduğumuz dal kırılmış,  nereye düşeceğiz endişesiyle yüz yüze gelmişizdir.

İşte hayatımızdaki arayış maratonu bu şekilde devam eder. Kimimiz aramaktan vazgeçip, durumu ve boşluğu kabulleniriz; kimimiz de sonu gelmeyen yanlış arayışlarla hayatımızın son bulacağı vakte kadar çabalarız. Bunun sonucunda yaşanmasının tekrarı olmayan ömür,  boşluğu yanlış şeylerle doldurmayla geçmiş olur.

Ne acı değil mi?

Bir defaya mahsus bize verilen ömür,  bulunmayan bir arayışla sonlanmıştır.

Yazının bu kısmına kadar, kişinin hayatında var olan bir boşluğu doldurma arayışındaki çabası ve bunun olumsuz sonuçlarına değindik. Karamsar havadan kurtulmanın vakti geldi sanırım. Tam bu noktada şu soruyu duyar gibiyim;

 “Peki, insanın yaşamında süregelen bir boşluk varsa, onu dolduracak bir şeyin olması gerekmez mi?”

Sorunun cevabını,  günlük hayatta sık sık kullandığımız bir söz oluşturmakta;

“  Derdi veren Allah, mutlaka dermanını da vermiştir.”

“Derman?”

Derman; “ Allah’a Kulluk”

Evet, insan hayatında süreklilik arz eden ve insanı bir arayış içine sokan boşluğun dermanı, kişinin bu dünyaya gönderiliş gayesindeki “ Allah’a Kulluk” ta gizlidir. İnsan,  hayatında hedef olarak belirlediği maddi hiçbir şey, içinde bulunduğu o boşluğu gerçek anlamda dolduramamaktadır. Zira “Her doğan,  İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne- babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” ( Buhari, Cenaiz; 92- Tirmizi, Kader; 5) hadisinde geçtiği gibi; Allah, insanı İslam fıtratı üzerine yaratmıştır. Dolayısıyla her insan İslam’a meyledecek bir yaratılıştadır. Bu yüzden insan içine düştüğü boşluğu bir şekilde doldurmak istese de İslam dışında hiçbir şey; ne mal, ne mülk, ne de dünya sevgisi o boşluğu dolduramayacaktır.

Ne zamanki insan, Allah’a itaate ve ibadete yönelip; kalbini ilahi nura açarsa, o boşluğun dolduğunu fark eder. Bu fark ediş, yıllarca içinde olduğu arayışa bir buluştur. Kişi bu ruh halini yakalayınca,  hayattan lezzet alıp, huzur bulur. Çünkü hayat onun için mana ifade etmiştir. Bu mana onu daha önce içine düştüğü tüm manasızlıklardan çekip kurtarmıştır. Kişiye insan olmadaki sırrı söylemiştir. Yüreğindeki arayışların oluşturduğu karanlığa; bir ışık zerresi değil, bizzat güneşin kendisi doğmuştur. Bu doğuş, aynı zamanda Allah’ın Kur’an’da zikrettiği; “ Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etinler diye yarattım” ( Zariyat suresi,56.ayet) ayetin idrak edilip hayata geçirilmesidir.

Sonuç olarak; İnsan, artık Kul’dur.

Dünya arayışlarının sonunda kulluğu bulanlardan olma duasıyla.

Vedat DAL

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla