Atasoy Müftüoğlu ile Röportaj

Atasoy Müftüoğlu ile Röportaj

Atasoy Müftüoğlu Kimdir?

1942 Trabzon Çaykara doğumlu olan Atasoy Müftüoğlu, eğitimine Ankara’da başladı. Liseyi farklı illerde okudu. Gençliğinde Diriliş, Büyük Doğu ve Millet çevreleriyle irtibat kurdu. Ancak bir süre sonra yolları ayrıldı. Bir dönem vekil öğretmenlik yaptı. Yazmaya 1960’da başladı ancak asıl eserlerini 1966’da Eskişehir’e taşındıktan sonra vermeye başladı. 1971 yılında Eskişehir’de Deneme adlı bir edebiyat dergisi yayımladı. Diriliş, Deneme, Edebiyat, Mavera, Selam, Edebi Pankart, Vuslat, Bilge Adam ve Ümran dergilerinde yazılar kaleme aldı. Yeni Devir, Büyük Doğu, Yeni İstiklal, Yeni İstanbul, Yeni Şafak gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Pek çok Müslüman ülkede ve Avrupa ülkesinde konferanslar verdi. Atasoy Müftüoğlu Hoca Eskişehir’de münzevi bir hayat sürmekte, daha çok gençlerle haftalık sohbetler/ söyleşiler yapmaktadır.

Hocam öncelikle bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz… İslami camia sizi yakından tanıyor ancak genç okurlarımızın sizi daha iyi tanımaları için kendinizden biraz bahseder misiniz?

– Ben İslam’ın yeniden siyasallaşması ve sosyal hayata egemen olmasına yönelik çalışmalar yapmaktayım. İslam’ı yeniden egemen kılmak için Batı’nın her türlü tesiriyle hesaplaşmaya girilmesi gerektiği inancındayım. Bu yönde bir zamanlar Sebilürreşad, Büyük Doğu, Diriliş ve Millet gibi düşünce çevrelerinin içinde yer aldım. Ancak Necip Fazıl’ın, İmam-ı Rabbani’nin, Mevdudi’nin vs. düşüncelerini kabul etmeyen ve bunları sağlıklı görmeyen anlayışı gördükten sonra onlarla yollarımı ayırdım. Üretken bir toplum olmalıyız ve ben bu inancım çerçevesinde uğraşlar veririm. Geçmişe tıkalı kalmak, geçmişin eserleri/kişileri ile kendimizi sınırlamamızın verdiği zararı gördükten sonra sekülerizme, neo-liberalizme karşılık bir şeyler üretmeye çalıştım. Onlarla hesaplaşma yoluna gidilmesi gerektiğini savunurum. Bu hesaplaşmayı karşıtlıklar üzerinden Müslüman’ın bilincinde oluşturmanın doğru olacağı kanaatindeyim.

Modern toplum ve İslam toplumu ayrı değer ve kurumlara sahiptir. Ancak seküler hayat bunu Müslümanlardan uzak tutmaya çalışmaktadır. Ümmet bunun bilincinde olmalı, dini, modern kültürden ayırmalıdır. Hepimiz, ne kadar iyi eğitim almış olursak olalım, yerleşik fikirleri sık sık gözden geçirme, anlama ve yorumlama ufuklarımızı genişletmek zorundayız. İslami algının, eylemin, etkinliğin, ufkun yerelleşmesini kabul etmek mümkün değil. Genişletmemiz ve bunu anlatmamız gerektiği inancı ile hareket ederek, eleştiren-ufkunu genişleten bir Müslüman toplumun oluşması için gayret sarf eden biriyim/biri olduğuma inanmaktayım. Birçok dergide bu yönde yazılar yazdım ve yazmaya devam etmekteyim. Mevdudi, Seyyid Kutub, İmam Humeyni vs. kitaplarının iyi bir model olacağı kanaatini taşıyan biriyim.

Hocam ümmetin ve İslami hareketlerin şu anki durumunu nasıl görüyorsunuz?

– Müslümanların, tarihsel sorumluluklarının farkında olmaları gerekir. Küreselleşme süreçleri, toplumlarımızı hızla davasızlaştırmanın yanında amaçsızlaştırmaktadır. Eylemsiz bir İslami hizmet anlayışı gündeme giriyor. Etnik bencillikler, mezhep bencillikleri, lider bencillikleri emperyalistler tarafından kışkırtılıyor.

Bu kışkırtmalara maruz kalmamak için, bütünlüklü, derinlikli, kuşatıcı, nitelikli bir ümmet kardeşliği, dayanışması, bilinci oluşturmak gerekiyor. Olaylara, gelişmelere duygusal ya da ideolojik klişelerle yaklaştığımızda, hiçbir şekilde sağlıklı sonuçlar elde edemeyiz.

Tarih boyunca yaşadığımız bilinç parçalanmaları, siyasal güç parçalanmaları, güç rekabetleri, İslam imparatorluklarını, devletlerini, İslami bünyeyi çok ciddi bir biçimde zayıflattı. Kültürel bütünlüğün kaybıyla birlikte evrensel ufkumuzu kaybettik. Ümmet bununla beraber binlerce küçük parçaya ayrıldı. Neo-liberalizme, kapitalizme, sekülerizme karşı üretici olamadık. Bununla beraber sistemlerine de entegre olduk. Herkes kendi kalıbı içinde kalmanın telaşını yaşıyor. Bizler bugün İslami bir model üretme özgüvenine sahip değiliz. Günümüzde İslam toplumları, İslami cemaatlerin yabancılaşmalarından, yabancılaşmalarının bir sisteme dönüşmesinden, seküler keyfiliklerden, inhiraflardan rahatsız değiller.

Konformist/gelenekçi/görenekçi/muhafazakâr toplumlarda dini hayat/cemaat hayatı İslam’ı vülgarize ederek, kitleselleştirerek, kitleleri niteliksizleştirerek, düşüncesizleştirerek, nesneleştirerek, araçsallaştırarak, yoluna devam ediyor. Cemaatler, ilahi hakikati cemaat çıkarları için feda edebiliyor, muhafazakârlaşma(tutuculuk) ve muhafazakârlaştırma evresine doğru yol alıyor. Oysa unuttukları önemli bir şey vardır ki muhafazakâr toplumlar; hiç bir farklı, yeni, aykırı sese, tavra, tarza müsamaha göstermezler. Her tür muhafazakârlık, çoğunlukla uzlaşmamızı ister, çoğunluğun hakikatin ölçütü olmayabileceğini düşünmez. Böylesi durumlarda aykırılık bir sorumluluk haline gelebilir. Aykırılık, kesinlikle başına buyrukluk, keyfilik ve sorumsuzluk olarak anlaşılmamalıdır. İslami cemaatler bunu yapmaktan uzak görünüyorlar. Bunu iyi anlamak ve uygulamak gerek.

Hocam Türkiye’deki İslami camiaların birbirini tanımaları ve vahdeti için neler yapılabilir? Gönül birliği noktasında düne göre neredeyiz?

– Yenilenme ve yeniden inşa sorumluluğunda olan kitleler, her türlü bağnazlığı, aşırılığı, mezhep, hizip, grup, gibi bencillikleri aşmalı ve ümmeti kuşatan, ümmetin renklerini içeren kültür ve mekân farklılıklarını sorun olarak görmeden kuşatıcı ve evrensel ufka, yoruma sahip olmanın planları yapılmalıdır. Bugün dikkat ettiğimizde hiçbir oluşum/cemaat, zoraki dayatılan fikirlere karşı üretici olamadı.

Bununla beraber neo-liberalizme, sekülerizme yani konjonktüre entegre oldular maalesef. Binlerce küçük parçaya ayrıldı ümmet. Herkes yaptıkları ile övünecek hale geldi. Oysa yapılması gereken cemaatlerin kendi namlarını yürütmeleri değil, Allah’ın namını yürütmeleridir. Günümüzde İslami cemaatlerin İslami hareketlere dönüşmemesi ne garip! Kimi cemaatler buna yeltendiyse de bir yerden sonra sistemin dayattıklarının aksine İslami bir sistem ile buna cevap veremeyerek tıkandı. İslami olduğu kabul edilen cemaatlerin birçoğunda İslami Hareket içeriği ve tonu gözükmüyor bugün. Hem İslami Hareket; ‘İslam’ı bir hayat ve siyaset tarzı, dünya ve ahiret görüşü olarak hayatın bütün yönlerini içerisine alacak şekilde, hayatın tümünü İslami esaslara göre dizayn etmek’ demek değil miydi?

Hayatın bütün yönlerini ve boyutlarını esas almayan, dikkate almayan algı, asla İslami algı olamaz. Mümin sürekli olarak çağdaş toplumu eleştirmeli ve özeleştiri halinde olmalıdır. Modern sistemlere, küfre, bir ulus; İslam’a ayrı bir ulus olarak bakmalıdır. Dini, modern kültürden arındırmak gerekir. Modern disiplinlerin yöntemleri benimsenmemeli, tevhidi bilinçle modern düşünce sorgulanmalıdır. Bu vahdaniyet ölçüsünde birlikte hareket edilerek gerçekleştirebilir, sorgulayıp-üreterek başarabiliriz. Şucu-bucu yaftaları ile değil, vahyin çerçevesinde yapıcı bir üslupla adımlarımızı atmalıyız. İnsanları çağırırken kendi cemaatlerine/oluşumlarına çağırmamalı, Allah’ın dinine çağırmalıdır. “Bize gelmeyin, kendinize gelin” demelidir cemaatler. İlkelerini, hedeflerini amaca kurban etmemelidir cemaatler. Birçoğu kurban etmenin de ötesine geçti. Değişmeyen Allah’ın vahyi ekseninde ilkeler edinmek gerekir.

İslami hareketlerde gençlerin rolü nedir ve nasıl olmalıdır?

– Kolonyalistler sömürmek istedikleri toplumları ilkin zihinsel bağlamda sömürgeleştiriyorlar. Zihinsel bağlamda sömürgeleştirilmiş bir bilincin isyan üretmesi, muhalefet üretmesi, eleştiri üretmesi engellenmiş oluyor. Gençlerin her şeyden önce kendisi olması, kendi bilincine sahip olması ve her türlü muhafazakârlaşmaya (tutuculuğa) karşı olması gerekiyor. Gençler düşünmeye, araştırmaya, üretmeye cesaret etmeli, kendi dönemlerine ve kuşaklarına özgü bir dil/ tarz, yöntem oluşturmalı ve kendilerinden önce gelen kuşakları, yani bizim kuşakları aşmaya cesaret etmelidir.

Hayatı boyunca yalnız bir ismi, yalnızca bu ismin eserini tekrar tekrar okuyan, taklitçilik yapan, yalnızca bu isme bağlanan, başka bir isme ve esere hayatında yer vermeyen bir zihniyet umut kırıcı bir zihniyettir. Bütün bir varlığını ve ömrünü tek kişiyi izlemekle, tek kişiyi yüceltmekle, anlamaya ve anlatmaya çalışmakla geçiren ve kendilerini bu tek kişi ufkuyla sınırlandıran gençler, kendi kendilerine en büyük kötülüğü yapmış olurlar, kendi kendilerini sınırlandırmış ve kısıtlamış olurlar. Gençliğin her türlü statükoya sorgulama yeteneğine sahip olması gerekir. Tevhidi yaşamalı ve yaşatmalıdır. Statükolarla bütünleşenlerin gençliğinden söz edilemez. Gençliğin, gençliğe özgü farklı bir yaklaşıma sahip olması gerekir. Tarihsel kişilikleri putlaştırma saplantısı var karşımızda.

Yine onun doğurduğu sonuçlardan birisi var ki, bir at gözlüğü ancak bu kadar otururdu gözlere galiba. Kendi lider ve üstadlarının kitap ve sözlerini bütün diğer kitap ve sözlerden üstün tutma hastalığı. Kim, nasıl ve nerede hangi aletle ölçüyor bunu? Yegâne ölçünün vahiy olduğu unutulmuş olamaz ya da olmamalı. İşte Müslümanlar ve özellikle gençler bunu sezmelidir. Çünkü “Gençlik farkında olmakla başlar” farkında olmayan, bilincinde olmayan, sürünün bir parçası olmuş demektir. Sürünün bir parçası olmak demek var olmak demek değildir.

Hocam gençliğin ve özellikle İslami gençliğin Türkiye’deki durumunu nasıl görüyorsunuz?

– Daha önce dediğim gibi gençlik farkında olmalı, böylece hayatta olduğunun farkına varır. Öyle bir gençlik yetişmeli ki üstadlarını, liderlerini aşmaya cesaret etmeli ve onların geldiği noktayı da aşmalıdır. Zira kalıplaşmış bir yapıda hiçbir yere varılamaz, ilerleme kaydedilemez gerçeğini fark edebilmelidir gençler. Kendi fikri dışında farklı fikirlere tahammülsüzlüğün neticesi, bugün ülkemizdeki gençlerin sisteme entegre olmalarına maalesef imkân tanımıştır.

Hocam toplumda maalesef gayri İslami bir şekilde yaşayan ve özellikle İslam dışı ideolojiler peşinde koşturan gençler de hayli fazla. Bu gençleri İslam dairesine katma, onlara daveti götürme noktasında İslami gençlik nasıl bir örneklik göstermeli, neler yapmalıdır?

– İslam dışı ideolojilerinin esiri olmuş gençleri iki kısma ayırabiliriz. Bu ayrımı yaparken Müslümanın tutumu da bunlara karşı değişik olmalıdır. Birincisi İslam’a düşman yapıların içinde bilinçli olarak yer alanlar. İkincisi de bu yapıların içinde farkında olmadan yer alanlar, yani arkadaş çevresi veyahut eksik bilgilerin, tutumun neticesi ile oluşmuş yargılar. Müslümanlar tebliğ vazifesini yaparken muhatabını iyi gözlemlemeli ve ona göre vazifesini icra etmelidir.

Birinci kısımda yer alanlara karşı Müslümanlar vakarlı olmalıdır. Zira muhatabın bilinci İslam’a kapanmış ve tamamen zarar verme üzerine bir sistemi kullanma gayretindedir. Müslümanlar bunlara karşı dik olmalıdır. İkinci kısım gençlere karşı ise daha yumuşak ve etkili bir dil kullanılmalıdır. Vahyin ekseninde, güzel ve yapıcı, tesir edecek bir dil kullanılmalıdır. Çünkü bunların o yapılar içinde yer almasına neden, İslam’ı okumamalarından kaynaklı bilgisizliktir. Tevhid temelli eserler okuyarak onları ikna edebilir ve kendilerine gelmelerini sağlayabiliriz bu şekilde. Bunu yaparken iyi kuşanmış olmak gerekir, özellikle İslami konulara hâkim olmak gerekir.

Hocam Müslüman gençler olarak İslami bir gençlik dergisi çıkardık. Tabi sırf edebiyat olsun diye değil, İslami gençliğe ilim ve kültür kazandırma, İslami davet ve gayret bilincini pratiğe taşıma gayesiyle yola çıktık. Bu anlamda bize tavsiyeleriniz nelerdir?

– Dergileri takip eden biriyim, birçok dergiyi takip etmeye de devam ediyorum. Size tavsiyem belirli olaylarla, olgular arasında kalmamak gerekir. Kuşatıcı ve genel bir yapı izlenmelidir. Genele hitap etmeli ve taklitçiliğe uzak bir çizgi oluşturulmalıdır. Gençlerin ufuklarını açacak yazılara yer verilmelidir. Herkese/her kesime İslam ölçütlerle hitap edebilmelisiniz. Belirli bir kalıbın esiri olmamalı, gençleri taklitçilikten alıkoyacak bir duruş ortaya koymaya yönelik bir tavır takınmalısınız.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

 – Allah yardımcınız olsun diyorum. Gençlerin konumu çok farklıdır. Bu uğurda yapılan çalışmaları da önemseyen ve takip eden biriyim. Çalışmalarınızda vakarlı bir duruş izlediğiniz takdirde başarılı olacağınızı düşünüyorum.

Hocam bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Allah razı olsun.

 – Ben teşekkür ediyorum, Allah cümlemizden razı olsun inşaallah.

söz&kalem dergisi Ocak 2014

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla