BİR FERD-İ MÜCAHİT’İN(!) ÇARPICI HİKÂYESİ

“Gaza ve cihad” mefkûresi üzerine binaedilmiş bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu,bu mefkûre gereği hep savaşlar dizisi içerisindeoldu. Ama hiçbir savaş 1910 ve 1918 arasıdönemdeki savaşlar kadar Osmanlının bünyesinisarsmadı.

31 Mart hadisesinden sonra tüm ipleri ellerinealan Türkçü-Pozitivist İttihad ve TerakkiPartisi önce II. Abdülhamit’in sonra da 600 yıllıkOsmanlı Devletinin sonunu hazırladı.

  1. Abdülhamit’in; “Bu ülkeyi on yıl idareedemezsiniz” dediği İttihad ve TerakkiPartisi’nin lider kadrosu, İmparatorluğu birkaçyıl içerisinde onarılamaz bir enkazın altındabırakıp her biri bir tarafa kaçtı. Bu enkazınaltında kalan sadece Osmanlı Hanedan ailesiveya yoksul Anadolu insanı değil bütün bir İslam

Ümmetiydi.

O tarihe kadar delik deşik olsa da İslamâlemi üzerinde şemsiye görevi görmeye devameden Osmanlı, birkaç “Turancı” hayalperestinelinde yerle bir edilerek orta yerde sahipsizbırakıldı. İmparatorluğun sahipsizliğinigören İttihad artığı birkaç iktidar muhterisi,muktedir olmak uğruna adaletten uzak uygulamalaragirişti. Yoksulluk, yorgunluk, eğitimsizlik,dağınıklık ve yeis içerisindeki halkı türlühile ve desiselerle, yer yer cebren emellerinealet etmekten de çekinmediler.

  1. Dünya Savaşından sonra İtilaf Devletleriyle 30Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayaraksavaştan resmen çekilen Osmanlı Devletiyeni bir döneme giriş yapıyordu. Antlaşma ile savaşbitmemiş aslında her şey yeni başlıyordu! Platon’undediği gibi savaş yalnız ölenler için biter. Sarı saçlımavi gözlü Osmanlı paşasının hikâyesi de buradabaşlıyordu…

Paşa, 16 Mayıs 1919’da Padişah Vahdettintarafından özel bir görevle Anadolu’ya gönderildiğinde

Bandırma Vapurunda ileride kuracağılaik-batılı ulus devletin hayalini kuruyormuydu bilinmez ama Anadolu topraklarınaayak basar basmaz Britanya Krallığının esaretialtında olan halifenin “esaretinin” sonlandırılmasıiçin Müslümanları göreve çağırdı. Bununtüm Müslümanlar üzerinde bir farz olduğunuilan etmekten de geri durmadı.

Paşa, Anadolu’ya geçtiğinde teşkilatlanmışfakat başsız ve parçalı bir direniş hareketi vardı.Padişah tarafından kendisine verilen özelyetkili müfettişlik vazifesi gereği olarak mülki ve idari amirlere hükmedebiliyordu ve emirleriadeta yasa hükmünde, padişah buyruğu niteliğindeydi.

Padişahın İstanbul’daki subaylararasından özel olarak seçip Anadolu’ya gönderdiğibu Paşa, halk ve direniş cephesindedoğal bir kabul gördü ve bunun neticesi olarakönde gelen zevat tarafından direniş hareketininbaşına geçirildi.

Paşanın halifeyi kurtarmak için Anadolu’dabir faaliyet içerisine girdiğini anlayan İngilizler,Sultan Vahdettin’e baskı yaparak Sarı saçlı paşanınmüfettişlik görevinden alınmasını istediler.Baskılara bir müddet göğüs geren halifedaha sonra bu yönde karar verdi. Fakat İngilizlerPaşanın askerlik görevinden de azledilmesiniistiyorlardı. Padişah çaresiz bir şekildebunu da kabul etti ancak durumu padişahınen yakınında bulunanlardan birinin kendisinegönderdiği bir telgraf sayesinde önceden öğrenenPaşa, 8 Temmuz 1919’da askerlik vazifesindenistifa etti.

  1. Kemal Paşa istifa dilekçesindeHalife Vahdettin’e şunları yazmıştı:“Hayatımın sonuna kadar saltanat ve hilafetmakamıyla soylu milletin koruyucusuve ona bağlı bir ferdi gibi kalacağımı tambir bağlılıkla belirtir, bu hususta güvenceveririm.”1

Artık resmi bir unvan taşımayan Paşa, kendisinederhal bir unvan tahsisinde bulundu:Mücahit!

Aşağıdaki ifade bizzat M. Kemal’e aittir:“Artık bademâ(bundan sonra), sine-i millettebir ferd-i mücahit olarak çalışacağım.”2

Bugün Ankara’nın göbeğinde dikili olanZafer Anıtının yanındaki kitabede de yazılıolan bu ifade bize bir zamanların “ferd-imücahid”i olan M. Kemali ile Kurtuluş Savaşızaferle tamamlandıktan sonra Ankara’ya dönerkenMeclis kapısında dua etmek isteyenimam efendiye dönüp hiddetle:

“Burada böyle şeylere lüzum yoktur. Bunlarıcamide yapabilirsiniz! Biz savaşı dua iledeğil, Mehmetçiğin kanı ile kazandık”3deyipimamı kovan M. Kemal’i arasındaki farkları afişeve deşifre ediyor.

Bir dönem konjonktür gereği midir bilinmezkendini mücahit (İslam için cihad eden) olarak tanımlayan M. Kemal, daha sonra çarpıcıbir değişim sürecine girdi. Geçmişte savunduğuçizgisine karşı keskin bir tavır alan M. Kemalkendine “muasır medeniyetler seviyesi”diye tanımladığı bir hedef seçti. Bu doğrultudayürürken en yakın arkadaşlarını dahi karşısınaalmaktan imtina etmedi.

1919-1922 dönemleri arasındaki M. Kemaliyleamansız bir çatışma içerisine giren 1923sonrası M. Kemal’i, “Mücahit M. Kemal” gömleğiniçıkarıp “Atatürk” gömleğini giydi ve kendielleriyle Mücahit M. Kemal’i tasfiye ederek BatıcıM. Kemal’i inşa etti…

Daha sonra meşhur Çankaya sofralarında“muasır Türkiye” idealini gerçekleştirmeye çalışanM. Kemal’in hedefine ne ölçüde ulaştığıise cümlemizin malumu…

Hüseyin Nihal Atsız’ın “Dalkavuklar Gecesi”kitabı Çankaya sofrasında kurulmaya çalışılanmuasır devleti ve yeni M. Kemal’i en çarpıcışekilde karikatürize eden, olayın adeta resminiçeken bir vesika niteliğindedir. Kitapta direk isminivermediği Atatürk’ü “Kral Subbiluliyuma”diye rumuzlandırarak şöyle yazar:“Kral Subbiluliyuma şaraba iyice dadanmıştı.Öğleye doğru uykudan kalkıyor, devletişlerine şöyle böyle bir bakıyor, akşama doğruşarap masasının başına geçerek vezirleriylebirlikte içiyordu.

Geceleyin hepsi sarhoş oluyorlar, aradansıra ve saygı kalktığı için uygunsuz hareketleryapıyorlardı.Kral sarhoş olunca kendisini Tanrı kadarbüyük ve üstün görmeye başlıyor, sofrasındakilererütbeler bağışlıyordu. Ertesi gün ayıldığızaman bu rütbeleri geriye aldığı da oluyordu.Fakat nihayet ayılmaz bir hale geldiğinden burütbeler sahiplerinde kalmıştır…”4

1-Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, I. Kitap, s.202

2-Ş. Turan, a.g.e. s.203; Orhan Doğan, Atatürk İlk.ve İnk. Tarihi s.142

3-Mahmut Ezak, Bozkurt, Atatürk ihtilali, s. 146-147

4- Ogün Deli, Atatürk nasıl öldürüldü?Akis kitap, s. 36-37

Hidayet Yılmaz – Ekim 2013

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla