BUZUL ÇAĞINA ÇAĞRI OLMAK

BUZUL ÇAĞINA ÇAĞRI OLMAK

Her yeni bir çağrı, yeni bir deniz yolculuğu gibidir. Yalnız bu yolculuk rahat kamaralarda, güvenli güvertelerde, rüzgârın her daim lehine estiği, durgun ve atlas gibi döşeği andıran suyun üzerinde yapılan bir deniz gezintisi değildir.

Gelin biz bu denize davanın yayıldığı çağa çağrı olacağı toplum diyelim. Tabi haliyle böyle olunca, deniz dingin ve sakin değil aksine dalgalı, çalkantılı ve hırçın sulardan müteşekkil olur. Bunun yanında yer yer bumerang tuzakları ile dolu seni içine gömüp karanlık ve dipsiz dehlizlere doğru sürükleyen kara bir delik veya şeytan üçgenleri ile dolu bir bulmacaya dönüşür. Ayrıca bu deniz, köpekbalıklarından müteşekkil ordulara ya da her tarafı buzullarla kaplı aynzberglere ev sahipliği yapar.

Bu buzul sadece geminin yol aldığı denizlerimizde bulunmamaktadır. Aslında içimiz ve dışımız buzullarla kaplı.  Sert mi sert, aşılmaz, koskoca buz kütleleri…

Ortalık buzlarla kaplı. İnsanların akıttıkları ter, gözyaşı veya damarlarındaki kan değil kalplerindeki aşkı da donma tehlikesiyle karşı karşıya…

Ruhumuz ve kalbimiz buz kesiliyor…

Nasıl ki yüreğimizden sonra ağzımızdan çıkan nefesimizle, hohlaya hohlaya kalın buz tabakalarını eritmeye ve çevremizi biraz olsun ısıtmaya çalışıyoruz aynen bunun gibi de toplumda kalpleri ve duyguları buzul olmuşlara bir Mesih nefesi olup bir nebze olsun ısındırmaya çalışıyoruz. Bu sadece bizim görevimiz değil; bize inanan, muhatap olan ve bize talip olan herkesin yapacağı temel bir görev.

Her birimiz tıpkı bir buzkıran gibi olmalı. Hepimizin elinde bir çıra, meşale ve gece feneri bulunmalı, zira toplum zifiri bir karanlığın içinde ilerlemekte…

Biz semalarımızı ve hatta fezalarımızı bile kuşatmış olan bu koyu ve zifiri karanlıklar içinde beyaz bir gedik açabilmeliyiz. Bunun için savaşmalıyız. Biz bir deniz feneri biz bir yıldız ve biz bir kamer-i sema olmalıyız.

Kâinatın karanlığı, semanın karanlığı, gecenin karanlığı ve denizin karanlığı içinde bir pusula olabilmeliyiz. Yani mübelliğ olmalı hava değil dava adamı olup davet etmeliyiz. Biz bunu bir mektep bilmeli ve bu sorumluluk içinde bunun bu mektepte bulunan en zorunlu bir ders anlamalı ona göre çalışmalıyız.

Toplumun her karesinde yani ulaşabildiğimiz her ferdinde, bir iz bırakmanın her kalbe bir hakikat tohumu ekmenin özlemi ve çabası içinde olmalıyız. Tarihten bu yana bu mektebin sadık öğrencileri olan öncülerin çizdiği yolda daha azimli ve daha bağlı bir şekilde bu bayrağı gelecek nesillere ulaştırmanın derdi her hücremizde yer edinmeli. Karanlığa karşı, örgütlenmiş ve teşkilatlı bir şekilde savaşmalı bunun için gerekiyorsa uykumuzdan, cebimizden, yememizden feragat edip görev üstlenmek üzere sıra kapmalıyız.

Karanlıklar içerisinde yüzen ve her an boğulabilecek olan bu insanlığın biz söz ve kalem sahibi, söz medeniyetinin çocuklarına, aydınlatan ve rahatlatan nefesimize ve sevgiye çağıran sesimize ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız.

İnsanımızı İslam irfanıyla hem ruhunda hem kalbinde devrimler yapıp aydınlatmak zorundayız. İnsanımızı içine düştüğü karanlıklar içerisinden kurtarmalıyız.

Belki etrafımızdakiler küfür karanlığından kurtulmuştur ancak biz onları tembellik karanlığının içinde de kurtaracağız. Zira insanımız duyarsız ve tembellik karanlığı içinde yüzmekte. İnsanımız iman zafiyetinin alameti olan tembelliğin ve vurdumduymazlığın içinde yüzmekte…

İyi de biz bunları nasıl yapacağız. Tabi ki de hep beraber, cemaat halinde yapacağız. Buzullarla yol almak gerçekten de zor bir iştir. Eskilerin şöyle bir sözü vardır. “         Dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.” Çarpıcı ve bir o kadar da acı olan bir gerçeği dile getiriyor bu söz.

Şu an bile içinde bulunduğumuz toplumda iyi bir yerlere gelmemiz için bekleyen o kadar gizli aşığımız var ki… Fakat herkes birilerinin mucize gösterircesine başarılar elde etmesini bütün zorluklara sabretmelerini, güçlükleri ve sıkıntıları karşı sebat gösterip çalışmalarını istiyor. Yani deniz ne kadar fırtınalı olursa olsun gemiyi kurtarıp limana sağ salim ulaştırmayı beklemekte…

Herkes geminin limana gelişiyle ilgilenmekte… Karşılaştığımız fırtınalar, bermudalar, dev dalgalar ve buzullarla boğuştuğumuz kimsenin umurunda değil…

Ancak biz bu görevi her şey pahasına bir hüsnü hatime olması üzere yapacağız.

Unutmayacağız sefer bizden zafer Allah’tandır.

Yeter ki biz bu gemiye mürettebat, kaptanına layık bir levent, dümenine mutlak güven duyan olalım…

 

Feyzullah GÜZEL

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla