Çağın gençlik hastalığı; Yalnızlık

Çağın gençlik hastalığı; Yalnızlık

Son zamanlarda gençler arasında bir takım sözler başını almış gidiyor. ” Yalnızım. Kendimi çok yalnız hissediyorum. Çevremde kimse benimle ilgilenmiyor. Herkes kendi halinde… Bunalıyorum.” vs. gibi sözler. Bu sözlerin ne kadar doğru olduğunu araştırıp öğrenelim.
Yalnızlık terim olarak; tek başına olan, yanında kimse bulunmayan anlamlarına gelir.
Istılahı olarak bir manası yoktur. Çünkü İslam’da yalnızlık diye bir şey söz konusu değildir. Bu konuyu iman ve amel ilişkisi çerçevesinde ele almak isabetli olacaktır.
Şöyle ki, bir kalp imanı tattı mı? Beraberinde yalnızlığı unutmuş demektir. Çünkü kendisini asla terk etmeyen bir dost bulmuş ve kendisine günün her anında o dostla buluşabilme imkânı doğmuştur. O öyle bir dost ki, istediğin an O’na sıkıntını anlatabiliyorsun. Ve O seni sonuna kadar dinliyor. Sırrını söyleyebiliyorsun. Sırrını ifşa etmiyor. Yardım isteyebiliyorsun. Yardımını esirgemiyor. Kısacası seni her an huzurunda görmek isteyen bir dost. Böyle bir dostu olan kalbin yalnızlık hissetmesi mümkün mü? Elbette ki hayır…
Kişinin kalbinde Allah’a iman varsa, bu iman onu ibadetlere yöneltir. Çünkü dostun varlığına iman beraberinde o dostla buluşma isteğini getirir. Bu konuda Allah resulü (S.A.V) Allah’ın huzuruna çıkmak istiyorsan namaz kıl. O’nunla konuşmak istiyorsan Kur’an oku diye buyurması biz ümmetine bir uyarıdır. Rivayetlerde aktarıldığı üzere, Peygamber efendimizin içi daraldığında; ey Bilal kalk da bizi ferahlat ( yani kalk ezan oku da namaz kılalım ) buyurmuştur. (Eby davud-edeb 78)
Namaz insanı yalnızlık duygusundan kurtaran yegâne ibadetlerden biridir. Günde en az beş defa tekbir alırken, bu hareketi yapan kişi aslında beden diliyle şunları söylemiş oluyor; bütün dünya ve içindekiler bir yana, bana Allah’ım yeter. Peki, burada şu sözü söylemek doğru olmaz mı? Sen bu sözleri sarf ederken karşısında muhatap olduğun kişi, sonsuz kudret sahibi bir dosttur. Böyle bir dost, bu sözler karşısında seni ödüllendirmez mi?
Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edilen bir hadisi kutside Allah’u Teâlâ şöyle buyurmuştur. Namazı kendimle kulum arasında iki parçaya böldüm. İstediği şey ona verilecektir.
Kul: “Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a aittir! Dediğinde, Allah’u Te’ala :”kulum Bana hamdetti!” buyurarak memnuniyetini ifade buyurur.
Kul: O Rahmandır. Rahimdir! Dediği zaman Allah’u Te’ala: “kulum Bana övgüde bulundu!” buyurur.
Kul: “Ceza gününün Maliki!” dediği vakit Allah’u Te’ala: “kulum Bana tazimde bulundu!” buyurur.
Kul: “Ancak sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz!” dediği zaman Allah’u Te’ala: “işte bu, Benimle kulum arasındadır. İstediği şey kulumundur!” buyurur.
Kul: “Bizi, gazaba uğrayanların ve delalete düşenlerin yoluna değil de, kendilerine nimet verdiğin kimselerin o dosdoğru yoluna hidayet buyur!” dediğinde ise, Allah’u Te’ala:” işte bu kuluma ait bir taleptir. İstediği şey kulumundur. Buyurur.( müslim salat)
Bu konuya birazda şu açıdan bakalım; ibadet edilmeye ihtiyacı olmayan, kulları kendisine ibadet ettiğinde zatının kudretinde bir artma, ibadet etmediğinde ise bir eksilme olmayan Rabbimiz, neden kullarını kendisine ibadet etmeye yöneltiyor? Cevabı oldukça açık: Rabbimiz kullarına karşı merhametlidir. İşte bu sebeple de, kullarını yoldan saptırmak için her an tetikte bekleyen şeytan amacına ulaşmasın diye, kullarını huzuruna çağırır. Kulun Namaza durması Allah’ın varlığına inandığının en açık göstergesidir. Allah’a iman beraberinde ahiret inancını getirir. Ahiret inancı, hesap sorgusu, amellerin karşılık bulması, Cennet ve Cehennem vs. bütün bunlar bir zincir halkaları gibi birbirine bağlıdır. Birine iman, hepsine imanı getirir. Kulun aklında yapılan amellerden hesap sorulacağı inancı varsa, kendisine kazanç olarak geri dönecek olan hidayet yolunda yürümeyi tercih edecektir. Ve bu yolda yürüdüğü müddetçe Rabbinin her an yanında olduğunu bizzat O’ndan işitecek; “sana benden soracak olurlarsa, ben onlara şah damarlarından daha yakınım.” yardıma ihtiyacı olduğunda bizzat kendisinden yardım etme teklifini görecektir; “bana dua edin size icabet edeyim.”
Bütün bu ayet ve hadisler ışığında, her an bizimle olduğunu söyleyen ve bizzat kendisi bize yardım teklifinde bulunan bir dostumuz varken, bende âcizane gençler şahsında bütün insanlığa seslenerek
diyorum ki; bize ne oluyor da kendimizi hala yalnız hissediyoruz?
Rabbimizin bütün bu duyurularına rağmen kendimizi hala yalnız hissediyorsak kalbimize şu soruları soralım.
Sevdiğimiz biri bize günde beş defa mesaj atsa biz kaç mesajla karşılık veririz? Belki on belki daha fazla. Öyleyse bizi günde beş defa huzuruna çağıran Rabbimize karşı niye bu kadar ilgisiziz. Yoksa inancımızda mı bir eksiklik var?
Ya da arkadaş toplantılarına, beş çaylarına davet edildiğimizde günler önceden hazırlanırken, bir sohbete ve ya ilim meclislerine davet edildiğimizde ağırdan alıp geçiştiriyoruz? İlme ihtiyacı olmayan bir Âlim miyiz yoksa uğrunda ilim öğrenip mücadele edecek ilahi bir davanın varlığına şüphemiz mi var?
Ey kendini yalnız hisseden kardeşim! Kendine karşı dürüst ol ve kalbini yokla. Aslında yalnız değilsin. Seni asla terk etmeyen bir Rabbin var. Tek ihtiyacın olan ilahi iman ve dava yolunda sabitkadem olmaktır.

 

Zehra ÖZELÇİ

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla