DAHİLDEKİ DÜŞMAN

DAHİLDEKİ DÜŞMAN

Yaşadığı çağı okuma ve anlama, modern dünyayı İslamileştirememiş İslam Ümmetinin en büyük sorunudur. Vasat bir ümmet olmayı emreden Kur’an ‘ a rağmen ifrat ve tefrit içinde şaşkın bir hale düşülmüş. Aziz İslam’ın aziz Ümmetinden olmayı başarabilme uğruna nice gayret ve fedakârlığa rağmen dışarıdaki düşman tarafından değil, ekseriyetle içerideki hainin ve mürtedin zulmüne maruz kalan nice İslam kahramanı var. Demek ki asıl düşmanı dışarılarda değil içeride aramak gerekir.

İslam ümmetinin yaşadığı zahiri mağlubiyeti bir daha yaşamama adına Ümmet olarak bizler öncelikle sorunu veya hastalığı teşhis etmeli, ona uygun tedavi yolunu bulmalı ve o tedaviyi uygulamalıyız. Sayısal veya nicelik yönünden her hangi bir mazeret beyan edilemez çünkü Efendimiz(sav)’in siyeri bizi tekzip edecektir. O halde sorun niteliktedir.

Yaşadığımız toplumda İslam ümmetinin bir özetini, sayfasını veya kuş bakışı görünümünü görebiliriz. İçimizdeki hainlerin de çabalarıyla toplum olarak İslam’ın ruhuna uygun olmayan bir yaşantı sergiliyoruz. Manevi değerlerimizde aşınmalar var ve bu son zamanlarda delil istemeyen bir hakikat haline gelmiştir. Manevi dinamiklerimiz tarihin tozlu sayfalarında yerini almaya başlamış bile.

Bizler Yesrib’in Medine olmasına vesile olan Mus’ab (ra)’ın mükemmel bir hatip veya analizci olduğunu okumadık. İslam’ın ilk sancaktarı olan bu genç sahabe sadece Allah’ın davasını samimi bir şekilde tebliğ etti ve Medine İslâm oldu. Sinesini ve evini Rasulullah (sav)’a açtı. Sahabe, tabiin ve ondan sonra gelenlerin hayatını okuduğumuzda zühd, ilim, hikmet, takva ve ihlas unsurlarını görürüz. Bizler için bu gün ölçüt ‘hitabet’ olmuştur. Ekranlara yakışan bir yüz, ses ve eda bizleri cezbediyor. Güzel konuşuyorsa takip edilmeye değerdir zannıyla bakıyoruz. Elbette hitabet güzeldir ancak bunun yanında ihlas, züht, takva ve ilim gibi hasletler olmazsa hiçbir kıymeti yoktur. O halde kimleri takip edip sevdiğimizi gözden geçirmeliyiz.

Okuduğumuz kitaplar reklamı iyi yapılan kitaplardır. Niteliksiz de olsa meşhur bir yayınevine veya yazara ait bir kitap çok satanlar arasında yerini alır. Nice ilmi ve faydalı eserler ise tozlu raflardadır. Hatta çoğu zaman kar amacı olmadan tab’ edilmek durumunda kalıyor.  Bu da yazarların ilmi değeri, İslami ve insani faydası olmayan konulara yönelmesine neden oluyor. Niteliğe değer vermeyen bir toplumun durumu tasavvur edilsin.

Bundan çok kitap okuduğumuz sonucuna da varmayalım. ‘OKU’ diyen dinin müntesipleri olarak en batıl din ve mezheplerin dahi gerisindeyiz.

Vasat ümmet olmayı gerektiren İslam dininin mensupları olan bizler teknoloji nimetinden yararlanmada ifrat ve tefrit içindeyiz. Selamlar, dualar, sohbetler ve müzakereler yerini hazır mesajlara ve sosyal medyaya bırakmış. Vakit heba olmakta ve faydası olmayan veya varsa da kötü kullanımdan dolayı faydasız hale gelen mevzularla boğuşuyoruz. En olumsuz durumlardan biri de aşırı ve yersiz kullandığımız sosyal medya ile İslami tebliğ yaptığımıza kendimizi inandırmış olmamızdır.

Araştırıp sonuca varma yerine her türlü mevzuyu kafamızdaki sloganlara göre değerlendiriyoruz. Hikmeti değil Çin’ den; yanı başımızdaki kitap veya âlimlerden dahi almıyoruz. Böylece birileri üretirken bizler tüketiyoruz. Yani veren el değil alan el olmuşuz. İslam’ın tavsiyesi ise bundan başkadır.

Bir ilim dalında derinleştikçe o ilim farklı kollara ayrılır. O ilmin mütehassısı o ilmin tümünde söz sahibi olamıyor. Ne insan ömrü ne de kapasitesi bir ilmin tamamına hâkim olmaya yeter. Nitekim sadece belli özellikteki böcek, mide, DNA, hareket ile veya bazı çeşit bitkilerle ilgilenen ilim dalları vardır. Bir edebiyatçı matematik ilmi ile ilgili söz söylemezken kendi alanı ile ilgili kitap yazar veya makale yayınlar. İmam Buhari hadisle, İmam Şafii fıkıhla, Kurtubi tefsirle, Taftazani kelamla müsemmadırlar. Elbette diğer İslami konularda da derya idiler. Ancak bir veya iki alanda koşturmuşlardır ve o alanda İslam ümmetine yol göstermişlerdir. Günümüzde ise özellikle bir kısım medya hocaları hemen her ilimde söz söyler, konuşur, fetva verir hatta o ilmin uzmanlarıyla kendi alanı olmadığı halde tartışmaya girer ve kim hatip ise onun fikri kabul görüyor. İnanıyorum ki her bir âlim kendi alanıyla ilgi olmayan mevzuları ilgili alanın uzmanlarına havale ettiğinde Ümmet olarak bizlerde daha az ihtilaflı ve daha muhkem bir anlayış gelişecektir.

Sadece birkaç örnekle durumumuzu özetlemek mümkün değildir. Önemli olan ümmetin teşhis ve tedavi konusunda ittifak etmesi ve gayret göstermesidir. Aksi halde dışarıda pusu kurmuş düşman ile mücadelemiz sonuçsuz kalacaktır. İçten içe eriyen ve çürüyen bir hale geleceğiz. Rabbim İslam âlemine Şafi ismi ile muamele buyursun. Zalimlerin de helakını arttırsın.

 

Mustafa VAROL

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla