DÜNYA EVİ Mİ? AHİRET SAADETİ Mİ?

DÜNYA EVİ Mİ? AHİRET SAADETİ Mİ?

İslam Dini, bazı önemli konularda olduğu gibi evlilik konusunda da ince eleyip sık dokumaktadır. Çünkü aile, İslam toplumunun can damarı, sarsılmaz temeli ve köşe taşı konumundadır. Aile yapısı ne kadar sağlam olursa, toplum o denli sağlam ve sağlıklı olur.

Sağlam ve sağlıklı, huzurlu ve mutlu, kalıcı ve sürekli, tutarlı ve dengeli bir toplum hedefleyen İslam, bu toplumu oluşturan ailelerin kuruluşunda izlenecek yolu, çok açık bir biçimde ortaya koymuştur.

Sekülerleşen dünya toplumu maalesef evlilikleri, aileleri de hedef aldı. Özellikle 21. yy. en çok aile sorunları ile boğuşmakta. Bunun da önemli sebebi ailemizi dünya evine çevirip, ahiret saadetini unutmuş olmak. Bu unutkanlık ailelerin yapısı bozmakta ve hatta yuvaların dağılmasına sebebiyet vermektedir.  Gelin en başından itibaren duruma göz atalım ve nerede hata yaptığımızı kendimize soralım.

En baş dedik ya o halde önce yuva kurma işinden başlayalım. Yuvalarımız dünyanın göz alıcı güzelliği ile dolmuş. Daha en baştan çiftlerin yuva kurması bile dünyaya olan özentilerin ne kadar arttığını göstermekte. Eski toplumların hayatlarına baktığımız zaman az dünya malı, çok mutluluk karşımıza çıkar. Ancak şimdiki dünya toplumları çok dünya malı, az mutluluk olarak şekillenmiş.  Hâlbuki dünya malı dünya da kalacaktı ve dünya malına ilgi azalıp ahiret saadetine yöneliş olması gerekecekti. Abdullah İbn-u Amr radıyallâhü anhüma anlatıyor: “Resûlüllah (aleyhissalâtü vesselam) buyurdular ki:
-“Güzellikleri sebebiyle kadınlarla evlenmeyin. Çünkü güzelliklerinin onları (kibir ve gurur sebebiyle) azaltacağından korkulur. Onlarla mal ve mülkleri sebebiyle de evlenmeyin. Zira mal ve mülkün onları azdıracağından korkulur. Fakat onlarla diyaneti esas alarak evlenin. Yemin olsun, burnu kesik, kulağı delik siyah dindar bir köle (dindar olmayan hür kadınlardan) efdaldir.”( Müslim) burada kadınlar zikredilmiş. Ancak erkeklerle de aynı bu şekilde evlenin.

“İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Hâlbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.” (AL-İ İMRAN/14) dünya hayatı gerçekten gelip geçici. Ancak Aklınıza şöyle bir soru gelebilir. Yahu hiç mi malımız olmayacak. Arabamız olmayacak, evimiz olmayacak? Tabi ki olacak. Ancak zamanı geldiğinde Hz. Ebubekir gibi malını İslam davası uğrunda feda edebilecek misin? Fatıma annemiz gibi eşinle beraber aç kalabilecek misin? Bu sorular beynimizin, aklımızın bir yerinde olmalı.  Evet, bir Müslümanın lüks evi olabilir. Lüks arabası bile olabilir. Hatta özel uçağı bile olabilir. Ancak zamanı gelince İslam için evini açan Erkam bin Ebi’lErkam olamazsak sıkıntı.  Fedakârlığın anlamını yitirdiği bir asırdayız ki bu fedakârlığı da canlandıracak olanlar yine bizleriz. Konumuzun başına dönersek, Evlilik dedik ya, daha ilk baştan evlenen çiftlerin evleri tahta yığınları ile kaplatıp, demir yığınları altında ezdiriliyorlar. İsraf ile başlayan evlilikler, aradan kısa bir süre geçince eşler arasında ki demir ve tahtalar koca sınırlar olup maalesef yuvaların dağılmasına bile sebebiyet veriyor. Değerli bir hocamızın çok güzel bir sözü vardı. Diyordu ki “ Bizim dönemimizde evlenen çiftler evlerini riyazu’s salihin ile süslerken şimdilerde üzerinde oturulmayan koltuk ve kanepelerle süslüyor.” Haklı değil mi sizce?

Evlilikten sonra ki aşama da çok önemli. Çünkü baktığımız da evlerini bütün gün temizleyen bacılarımız ve annelerimiz var. Koltukların taksitlerini ödemek için akşama kadar çalışan abilerimiz var. Yazık değil mi? İslam için çalışan bir toplumdan koltukların taksitlerini ödeyecek bir topluma nasıl döndük? Koltuklara otur(a)mayıp akşama kadar temizleyen topluma nasıl döndük?  Çocuklarına gerekli ilgiyi göstermeyip sabah temizlik, öğle dizi, akşam da yemek ve paso yatış yapan bir toplum mu olduk? Yoksa sabah Kur’an dersi öğle ilgi, akşam ise mutlu mesut muhabbet eden, haberleri izlemeyip çocuklarının söyleyeceklerine kulak kesilen bir toplum mu olduk? Yanlış anlaşılmasın temizlik ve uyku bizim gündelik işlerimiz zaten. Ancak saatlerimizi buna ayırırsak işte tam da burada kaybederiz geleceğimizi, yavrularımızı…

Toplum bozulmuş, etrafta ilgisizlik yüzünden uyuşturucuya müptela olmuş bir gençlik ve dağılan yuvalar var. Hz. Peygamber’in aile hayatını örnek almıyorsak ve başkalarını örnek al(dır)ıyorsak, akşama kadar çocuklarına of yeter deyip, akşama kadar dizi izliyorsak iflas etmişiz demektir. İşte dünya evine giren çiftlerin hayatı böyle. Peki, ahiret mutluluğuna eren çiftlerin hayatı nasıl olacak?

Ahiret saadetine ermek Müslüman için Allah’ın bir emridir. Ki ayeti kerime de şöyle buyuruyor: “Size onlar sayesinde veya onlarla huzur ve sükûnete ermeniz için kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet olması O’nun kudretinin alâmetlerindendir. Bunda düşünen bir topluluk için işaretler vardır” (er-Rûm 30/21) denmiştir. eğer müslümanın evindeki eşyalar  aradaki sevgi ve merhamet bağını koparıyorsa vay halimize. Müslümanın evinde koltuk ve kanepe olmayacak mı? ve ya eşyalar?Olacak ama Size birkaç soru sormak istiyorum. Eviniz de cemaatle namaz kılacağınız bir odanız var mı? Yoksa tek kale maç yapacağınız büyüklükte odalarınız var ama bu odalarda koltuk ve kanepeler yüzünden dört- beş kişinin bile cemaatle namaz kılamayacağı odalarınız mı var? Bunu cevaplarsanız cevabını kendiniz bulursunuz.  Evlerimiz huzurlu olması lazım. Kur’an ile seslerin yankılanması lazım. Aksi takdirde gençlik elden gidiyor. Bilgisayar başlarında, akıl(sız)lı cep telefonları ile gençlik harama sürükleniyor. Allah aşkına dünya hayatı için çocuklarımızı cehenneme sürüklemeyelim. Dizi önünde saatlerimizi harcayarak, haberleri izleyip çocuklarımızı dinlemeyerek bir yere varamayız. İslam’ın aile yapısına düşman batılılılar, bizi can damarlarımızdan vuruyor. Hep örnek veriliyor yine verelim. İsmail (a.s)’ı Allah için canını verebilecek seviyeye getiren Hacer annemizdi. Ancak unutmayalım ki Nuh (a.s) oğlunu cehenneme götüren de yine annesi idi. Şimdi söz hakkı evli ve evlenecek olan siz değerli kardeşlerimiz de. Ya Hacer olursunuz, İbrahimi bir dost olursunuz oğullarınız ve kızlarınızı Allah için feda edebilecek bir ahlaka sahip olursunuz. Ya da Nuh (a.s) eşi gibi olur (Allah muhafaza) çocuklarınızı cehennemin dehlizlerine sürüklersiniz.

Sözün sonu olarak rabbim bizleri yaratana İbrahim(a.s) gibi bir dost, Hacer annemiz gibi yavrusunu İslam’a feda edebilecek kadar yetiştiren bir ahlak ve İsmail gibi teslimiyet versin. Vesselam…

Muhammed Ali BATI

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla