GÜLÜMSE ÇEKİYORUM

GÜLÜMSE ÇEKİYORUM

Adım Hammad Kedir.

Ben bir mülteciyim. Yaşım henüz çok zayıf ama anlatmak istediğim şeyler var, onlar yaşımdan çok daha güçlü.

Belki göreniniz olmuştur, geçenlerde biraz gündem olmuştum. Bir fotoğrafçı, makinesini bana doğrultup ‘’gülümse çekiyorum’’ demişti. Haftalarca belki de aylarca yapmadığım, yapamadığım bir şeyi o an birikmiş tüm duygularımla yapıp, gülümsemiştim fotoğrafçıya.

Merak edeniniz ya da abarttığımı düşüneniz ‘’o kadar da olur mu canım Allah aşkına, aylarca gülmeye engel olacak şey nedir’’ diyeniniz varsa, anlatayım şöyle ki:

Yaşadığımız yer dünyanın en güzel yeriydi, dünyanın en kötü yerine çevirdiler orayı. Kim miydi bunu yapanlar? Özgürlük pazarlamacıları. Sözde barış ve huzur dağıtıyorlardı, satıyorlardı. Bunlar gelmeden de biz bu satılanlara(!) sahiptik. Gelin görün ki çaresizdik ve elimizden bir şey gelmiyordu. Bir şey dışında…

Baskı ve zulmün son derece arttığı zamanlardı. Yaşadığımız yerleri tanıyamaz olmuştuk adeta. Koşup oynadığımız parklar, bahçeler yoktu artık. Arkadaşlarımla beraber gülüp oynayarak gittiğimiz okul yolu, çirkin suratlı, elleri ölüm ve gözyaşı saçan makinelerle dolu insan müsveddeleri ile kaplanmıştı.

Ve daha anlatamadığım nice güzellikler, yerini korkunun ve hüznün merkezine bırakmıştı. Artık bırakın buralarda yaşamayı, nefes almada dahi zorlanıyorduk ki bu fiziksel bir nedenden dolayı değil bilakis o habis ruhlu pazarlamacıların da burada olmasındandı.

  • Hadi oğlum elini çabuk tut, vaktimiz daralıyor. Bir an önce çıkmalıyız.
  • Tamam anne. Yapmam gereken son birkaç şey kaldı, halledip hemen geliyorum.

Uzun süredir üzerinde ailecek istişare ettikleri planlarını bir karara bağlayıp, bugün uygulamaya koyacaklardı. Yaşamanın gerçekten de zorlaştığı şehirlerini, vicdanları her ne kadar el vermese de yalnız bırakıp –ki en büyük yalnızlığı onlar yaşayacaktı- hayatlarını başka bir yerde sürdürmeye çalışacaklardı. Mahallelerinden de aynı karara sahip birden fazla komşuları vardı ve beraber hareket edeceklerdi. Şehirdeki bir tekne sahibiyle görüştüler. Tekne sahibi, bir gece vakti Hammad ve annesiyle beraber diğer komşularını da alıp, umut yoluna yolcu olacaklardı.

Vakit gelmişti. Hammad ve diğerleri tekne sahibiyle önceden sözleştikleri yere gelip umutlu bir bekleyişe koyuldular. İlerleyen saatlerde yanında birkaç kişiyle beraber, bekledikleri kişi de gelmişti. Son hazırlıklar da yapıldıktan sonra harekete koyuldular.

Evet, bir umut yolculuğuydu yaptıkları. Bu şehirde solan umut çiçeklerini bir başka şehrin toprağında yeşertmeye, yaşatmaya çalışacaklardı. Umudun ve çiçeğin düşmanları ise şehirde kalan diğer evlerin, ailelerin umutlarını yitirmeye, ocaklarını söndürmeye devam edeceklerdi. Hammad ve direnerek; hicret edip muhacir, iltica edip mülteci olanlar ise çoktan yeni bir şehrin gökyüzüne ve toprağına kavuşmuşlardı. Yanlarından hiç ayırmadıkları umut tohumlarını ise o şehrin topraklarına atmışlardı.

Zaman, bir akarsu misali hızla akıp giderken Hammad’a ve diğerlerine güzel şeyler de bırakıyordu.

Geldikleri bu yeni şehre çabuk alışmış, ısınmışlardı. Her ne kadar kendi şehirlerini işgal ve talan edenler, buralardan gelmişse de şimdi gördükleri insanların muamelesi ve sıcakkanlılıkları onlara hiç benzemiyordu. ‘’Zulüm bizdense ben, bizden değilim.’’ diyen Rachel Corrie gibi merhamet ve vicdan sahibi insanlar yaşıyordu buralarda.

 

Hammad, geldikleri bu yeni yeri gün geçtikçe sevmeye başlamıştı. Fakat aklı hala eski şehirlerinde bıraktığı, bırakmak zorunda kaldığı arkadaşları, oyun alanları, akarsuları ve güzel ağaçlarla kaplı okul yollarındaydı. Arkadaşlarını burada göremezdi belki ama burada da güzel ağaçlar, parklar, bahçeler, akarsular vardı. Bunları görmeyi düşündü bir an ve annesinden izin alıp dışarıya çıktı. Ağaçlık ve güzel çiçeklerin olduğu bir parka gelmişti. Yine aklına arkadaşları ve şehri gelmişti. Duygulandı. Tam o esnada elinde bir makineyle fotoğraf çeken bir adam göründü. Uzun süredir Hammad’ı izlemiş ve sonunda ondan bir fotoğraf almaya karar vermişti. Hammad’ın yanına yaklaşıp, el kol hareketleri yardımıyla, kendisinin bir fotoğrafını çekmeyi istediğini anlatı. El kol hareketleri yapmıştı çünkü Hammad bir yabancıydı ve henüz dillerini bilmiyordu.

Hammad, fotoğrafçının ‘’gülümse çekiyorum’’ dediğini her ne kadar anlamasa da, içinden gülümsemek gelmişti hem de birikmiş tüm duygularıyla…

‘’Gül çocuk. Çünkü ağlamanı umursamıyor kimse. Gül ki annen de gülsün, annenin gözbebeklerinin içinde cennet görünsün.’’

Mustafa YALÇINKAYA

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla