HANZALA ve Naci el-ALİ

HANZALA ve Naci el-ALİ

“Ben Hanzala. Babamın adı: Önemli değil.

Annemin adı: Nakba (Filistinliler, işgalin ardından Filistin topraklarında israil devleti’nin ilan edildiği 15 Mayıs 1948′i Nakba yani büyük felaket günü olarak tanımlar)

Kız kardeşimin adı: Fatıma.

Ayakkabı numaram: Ben hep yalın ayakla dolaşırım.’’

Daha önce kendini bu şekilde tanıtan biriyle tanıştınız mı? Tanışmadıysanız biz tanıştıralım.

Öncelikle, çizgi kahraman Hanzala’yı bize armağan eden çizer Naci el-Ali’yi tanıyalım. Çünkü El-Ali’yi tanımak, Hanzala ile tanışmakla aynı şeydir. Yani Hanzala bir nevi Naci el-Ali’nin çocukluğunda yaşadığı acı dolu yılların tezahürüydü.

Naci el-Ali, 1938 yılında Filistin’in Şecere köyünde dünyaya geldi. 1948 yılında 10 yaşındayken ailesi ile birlikte sürgün edilerek Lübnan’daki Aynu’l-Hilva Mülteci Kampı’na yerleşti.

Mülteci kamplarının soğuk ve vicdansız dünyasında, çalınan hayallerini ve çocukluğunu resmeder Naci el-Ali. Aradan geçen yıllar içinde 10 yaşında ve hep 10 yaşında kalacak olan ‘’Hanzala’’yı yamalı elbisesi, çıplak ayakları ve sırtını dünyaya dönmüş olarak çizer.

Hanzala’nın dünyaya yüzünü dönmesi, Filistin’in ve tüm Ortadoğu’nun Siyonistlerden ve kukla yöneticilerden kurtulmasıyla mümkündür.

Neden dünyaya sırtı dönük? Sorusuna Naci el-Ali: “Arapların saygınlığı tamir edildiğinde, Arap bireyleri özgürlüklerini ve insaniliklerini geri kazandıklarında.” şeklinde cevaplıyor.

Ellerini arkada birleştirmesinin nedeni nedir? Sorusuna ise El Ali şöyle cevap veriyor: “Bize Amerikan usulü çözümlerin sunulduğu bir zamanda, Hanzala’nın ellerini arkada kavuşturması bir reddin ifadesidir.”

Naci el-Ali, Beyrut’taki Şatilla Kampı’nda bir süre çalışır. 1959’da Lübnan’daki Sanat Akademisi’ne girer, fakat meşakkatli mültecilik şartları nedeniyle okulunu tamamlayamaz.

Naci el-Ali, Filistin ve Ortadoğu halklarının içinde bulundukları durumu, mülteci olarak yaşamak zorunda kaldıkları hayatı resmetmeye başlar. Yaşayarak gördüklerini kampın duvarlarına resmeder. El-Ali’nin anlamlı çizgilerini o dönemde el-Hurriyye Gazetesi yazarlarından Gassan Kanafani görür ve onun teşvikiyle Naci el-Ali’nin ilk karikatürleri el-Hurriyye gazetesinde yayımlanır. Bu tarihten itibaren El-Ali, Tali’a, es-Siyase ve es-Sefir gibi dergi ve gazetelerde Filistin’de ve Ortadoğu’da yaşanan zulmü ve katliamı cesur ve tavizsiz çizgileriyle tüm dünyaya duyurmaya çalışır.

Yetim bırakılmış bir halkın kalemiydi Naci El Ali. 49 yıllık ömrü boyunca sürekli sürgün edildi, sansüre uğradı, tehdit edildi ama karikatür çizme sevdasından asla vazgeçmedi. Çizgileri sadece Filistin’le sınırlı kalmayıp Arap coğrafyasını, Avrupa’yı ve tüm dünyayı etkiledi.

Hayatı boyunca dünyada yaşanan zulme ve haksızlığa karşı, ilmek ilmek direniş çizgileri çizen, siyonist işgalcilerin zalimliğini ve küfrünü her fırsatta dile getiren, yaklaşık olarak 40 bin karikatür çizen, çizdiği karikatürlerle zalimlerin o kararmış yüzlerine birer şamar indiren Naci El-Ali 22 Temmuz 1987’de Londra’da çalıştığı iş yerinden çıkarken karanlık eller tarafından başından vurularak katledildi. Sürekli olarak ifade özgürlüğünden dem vuran batı dünyası, Avrupa’nın göbeğinde gündüz vakti vurularak katledilen gazeteci için değil bir kınama mesajı, gazete ve televizyonlarında bir haber bile yaptırmadı. Bunun nedenini burada uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Hepimiz iyi biliyoruz ki batının insan hakları, ifade özgürlüğü dedikleri şey helvadan yapılmış puttan ibarettir.

 

Yusuf SARUHAN

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla