Hayâ İmandandır

Hayâ İmandandır

Bismillahirrahmanirrahim

Derken ona, o iki (kadın) dan biri, utanır bir halde yürüyerek geldi…” (Kasas: 25)

Hayâ imandandır ve hayâlı olan kimse cennettedir. Hayâsızlık ise kalbin katılığındandır; kalbi katı olan da cehennemdedir” (Buhari)

Çirkin davranışlardan rahatsız olmak ve onlardan uzak durmak anlamına gelen hayâ, Allah korkusundan dolayı kötü, ahlâk dışı ve günah olan davranışlardan kaçınmaktır.

Hayâ, fıtri bir duygu olup insanın istediklerini yapmasını engelleyen bir vasıftır. İnsanın fıtratında bulunan hayâ, iman suyuyla sulanınca, insanı günahlardan alıkoyan büyük bir kalkana dönüşür. Allah Teâlâ’nın bağışladığı bu yüce huy, kişinin çirkin söz ve davranışlardan uzak kalmasını ve ahlaki değerlere bağlı olmasını sağlar.

Öneminden dolayı hayâ, birçok ayeti kerimede zikredilmektedir. “Rabbim! Zindan benim için, bunların istediklerini yapmaktan daha iyidir…” (Yusuf: 33) diyen Hz. Yusuf’tan, “İffet ve namusunu gerektiği gibi muhafaza etmiş olanı da (yâd et)… ” (Enbiya: 91) Hz. Meryem’den, Hz. Şuayb’ın kızlarından birinin hayâlı yürüyüşünü anlatan örneklerde olduğu gibi, iffetlerini koruyan erkek ve kadınları Allah Teâlâ’nın bağışlayacağı ve ahirette büyük mükâfat verileceği bildirilmektedir.

Resulullah Aleyhisselatu Vesselam birçok hadis–i şerifte hayânın önemine vurgu yapmaktadır. Ashab–ı kiramın, “Hayâ dinden midir?” sorusu üzerine Hz. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam “Evet, hatta dinin tamamıdır” ifadesini kullanmış, ardından “Hayâ, haramlardan sakınmak, diline sahip olmak ve iffetli yaşamaktır” buyurmuştur. (Taberani)

Haramların yaygınlık kazanması ve toplumun ahlaki alanda çözülmesinin en önemli sebebi hayânın gittikçe rengini yitirmesidir. Hayânın etkisini kaybetmesi, ahlaksızlık ve iffetsizliğin yaygınlaşmasına ve toplumun bozgunculuğa doğru yol almasına yol açmaktadır.

Hayâ, insanı kemale doğru yükselten en önemli hasletlerdendir. Toplumsal alanda bu vasfın büyük etkileri bulunmaktadır. Zira binlerce bekçi ve polisten istifade edilse bile çirkin ve yüz kızartıcı fiilleri engellemek zordur. Oysa hayâ duygusu bütün bunları engellemek için yeterlidir.

Hayâ olmazsa hangi ceza nefsi, toplumsal bozgunculuğa sebebiyet veren çirkinliklerden uzak tutabilir? Zira ahlaki sorunları bulunanların cezai müeyyidelere rağmen yüz kızartıcı suçlar işlemeye devam ettiğine sık sık tanık olmaktayız.

Hayâ, insanoğlunun fıtratının sesine kulak vererek hareket etmesidir. Bu şerefli meleke yüzünden hudutlar korunur, toplum sıhhat ve afiyet içerisinde yaşama imkânı elde eder. Hareket, tutum ve davranışlarda tadile yol açar. İnsanı faziletlerle donatır ve eksikliklerini telafi eder.

Hayâ, büyüklerin yüce ahlakı, manevi faziletlere, zahiri ve batıni şerefe davet eden yüce vasıftır. Bir toplulukta bu sıfatın bulunmaması, o toplulukta kötü fiillerin rahatlıkla işlenmesine yol açar.

Hayâ, Müslümanların kişiliğini şekillendiren ve hayatlarına İslami bir renk katan önemli bir özelliktir. Hayâ sahibi Müslümanlar her türlü çirkefliğe karşı ayakta durma başarısını gösterebilirler. Nefislerini cezp eden şeytani bir işle karşılaştıklarında, Allah Teâlâ’nın her yerde hazır ve nazır olduğunu düşünür, Allah’tan korkar ve münkerattan uzak dururlar.

“Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.” (A’raf: 201)

İslam’ın çokça önem verdiği hayâ, kötü davranışlardan uzak kalmaya ve kemal yolunda yürümeye yol açar. Nefsin arzu ve isteklerine karşı insanı koruyan hayâ, kişinin Allah Teâlâ’nın indinde salih bir kul olmasına vesile olur.

Hayâ kalbe yerleştiğinde, insandan nefsin arzu ve istekleri uzaklaşır. İnsanı daima kötülüğe sürükleyen şeytanın çabaları etkisiz kalır.

Kur’an–ı Kerim, şeytanın kötülüğü ve hayâsızlığı emrettiğini bildirir. Zira hayâsızlık şeytanın özelliğidir.

Allah Teâlâ’dan hakkıyla korkmak ancak hayâ ile mümkündür. Allah Teâlâ’dan hayâ etmek ise, O’nun emirlerine uymak ve nehiylerinden kaçınmaktır.

Masum ve günahsız oldukları için peygamberlerin hayatı baştanbaşa hayâyla örülmüştür. Kur’an–ı Kerim’de “Üstün ahlak sahibi” olarak nitelendirilen Hz. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın hayâsı hakkında ashabı kiram şunları dile getirmiştir. “Resulullah, çadırdaki bakire kızdan çok daha fazla hayâ sahibiydi. Hoşlanmadığı bir şey görmüşse biz bunu hemen yüzünden anlardık”

Toplumda hayâsızlıkların yaygınlaşması, İslami kimliğini kaybetmesine ve günahkâr bir toplum haline gelmesine yol açar. Bunu bilen şeytani güçlerin en önemli çabaları, Müslüman toplumlar arasında ahlaksızlıkları yaymak olmuştur.

Teknolojinin gelişmesi, sosyal medyanın yaygınlaşması gibi yeniliklerden hiçbiri bizi İslami kişilikten, hayâ ve iffetten alıkoymamalıdır. Attığımız her adımdan sorumlu olduğumuz bilinciyle hareket etmeli, inançlı ve davetçi gençler olarak helal sınırını aşmadığımızı ortaya koymalıyız.

Hayâlı davrananların Allah Teâlâ nezdinde de insanlar nezdinde de makamı yüksektir. Bu tür insanlar gittikleri yerlerde saygıyla karşılanır, insanları davet ettiklerinde olumlu neticeler alırlar.

Hayâsızlığı özgürlük olarak sunup ahlakı katledenlere, ahlaksızlığı çağdaşlık diye sunanlara fırsat vermemeli, hayatımızın her alanında hayâ ve iffetimizle yaşamalı, çevremizdeki insanların hayâ içerisinde yaşamaları için gayret göstermeliyiz.

Rabbim bizleri, tüm kardeşlerimizle beraber hayâlı kimselerden ve hayâ duygusunun yaygınlaşmasında öncü olanlardan eylesin.

Allah’a emanet olun.

 

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla