İBN-İ EBî CEHİL’DEN EBU OSMAN’A: HZ. İKRİME (ra)

İBN-İ EBî CEHİL’DEN EBU OSMAN’A: HZ. İKRİME (ra)

İkrime bin Ebî Cehil… Babasının oğlu, 575 doğumlu…

Mekke’de şafağın sökmeye başladığı karanlık günlerde, güneşe karşı bulutlarla perdelenen ve aynı zamanda Mekke’yi bulutlarla perdeleyenlerden bir kişi.

Hakikat/İslâm güneşe benzer, değdiği ne varsa aydınlatır. Alışık olmayan gözleri kamaştırır. Bazen olur gökte apaçık duran güneş görülmez, sebebi insanların göklere değil yere bakmasıdır. Zaman olur göklere bakan da göremez onu, sebebi güneşin bulutlarla perdelenmesidir.

İkrime’nin hikâyesi bir aydınlanma öyküsüdür. İkrime, İslâm güneşinin doğmasını engellemeye, onu perdelemeye çalışan kirli yapının liderinin oğludur ve o yapının aktif bir üyesidir. Ömrünün en verimli çağlarını “inandığı” dava uğruna harcamış, “inancı” uğruna ölümleri göze alıp Lat ve Uzza’nın adlarını yüceltmek için savaşarak mü’min kanı akıtmıştır. Hayatının ilk döneminde -ki bu dönemde kendisi ibn-i Ebî Cehil’dir- tam 21 yıl boyunca İslâm’a karşı malıyla ve canıyla mücadeleye girişmiştir.

Bedir’de, o zaman 70 yaşında olup savaş meydanında “anam beni bugün için doğurmuş” naralarıyla müşrikleri gaza getiren babası Ebu Cehil’in etrafında pervane olmuş, onu cansiperane korumaya çalışmıştır. Bu uğurda, yiğit Müslüman Muaz bin Amr’ın kolunu dahi kopartmıştır-Allah (cc) Muaz’a rahmet etsin.

Mekke’nin cesur fakat karanlıkta kalmış süvarisi İkrime’nin gözleri karanlığın verdiği sarhoşlukla dönmüş; İkrime, Bedir’de tattığı acının intikamını almak için seferber olmuştur. Bunun için bir grup genç arkadaşıyla beraber, Bedir’de Müslümanlardan kurtarılan kervanın peşine düşmüş, o kervandan elde edilen geliri Bedir’in intikamını almak için kullandırmayı başarmıştır. Müslümanlar için zafer mi yenilgi mi olduğu tam belli olmayan Uhud Savaşı’nda müşrik ordusunun sol kanadına komuta etmiştir ki ordunun sağ kanat kumandanı Halid bin Velid’dir. İbn-i Ebî Cehil, Halid’in savaşta dengidir.

Merhum Aliya İzzetbegoviç “Bir şey hareket etti, hareket eden o şey artık durdurulamaz.” der.[1] Başarı harekettedir, seyir halinde olmakta ve seyir’i tefekkürle donatmaktadır. Zafer aktif olanların, “yarınlar rahatından vazgeçenlerin”[2] olacaktır. İslâm Ordusu, daha genel bir ifadeyle İslâm Ümmeti, öylesine aktif, öylesine heyecanlı, inanç ve azimle doluydu ki bir davanın galip olması için gerekli bütün hususiyetlere sahipti. Daima hareket halinde olan Ümmet; Bedir, Uhud ve Hendek’ten sonra artık savunma pozisyonundan çıkmış ve güneşin her yerde doğması, doğduğu yerlerde ışığının önündeki engellerin ortadan kaldırılması için seferber olmuştu. Subhanallah! Kelimelerin anlatmaktan aciz kaldığı bir heyecanla…

Mekke, hicri 8. yılın Ramazan ayında, 21 yıllık hasretinin son bulacağı dakikaları beklemekteydi. İslâm artık engellenemez, engellenmeye teşebbüs bile edilemez mertebeye gelmişti. İslâm Ümmeti’nin yiğitleri sabretmişler, kimisi daha önce şehid olarak mükâfatını almış, kimisi de Peygamber (sav) ordusunun itaatkâr bir neferi olarak fetih ordusuna dâhil olmuştu. Mekke’nin teslim olmaktan ve aman dilemekten başka çaresi kalmamıştı. İnsanların en iyisi, akrabaların en hayırlısı, dünya ve ahiret saadetinin kaynağı Efendimiz (sav) birkaç kişi dışında tüm Mekke’yi affetmişti ki o birkaç kişi arasında ibn-i Ebî Cehil de bulunmaktaydı.

İbn-i Ebî Cehil İkrime… Fıtratını küfre adamış, yiğitliğini Lat ve Uzza ile motive etmişti. Fetih günü bile direnmiş fakat kendisinden önce Müslüman olmakla kendisini hayırda geçmiş olan Halid karşısında tutunamamıştı. Akabinde “Ebu’l Hakem (Ebu Cehil)’in katilinin olduğu yerde duramam.” diyerek Mekke’yi terk etmişti. Onu Mekke’den çıkaran şey yalnızca ölüm korkusu değildi. İkrime, hakk zannettiği batıl davası için yurdunu terk etmeyi göze almıştı. Güneşin doğduğu topraklarda, ışığıyla aydınlanmaktan uzaktı, fakat aydınlanmaya bir o kadar da yakın…

Mekke’yi terk etmek için bindiği gemi fırtınaya yakalanınca gemide bulunan herkesten, kendisinden başka ilah olmayan Allah’a dua etmeleri istendi. O günlerin âdeti oydu, gerçi bugün de aynı. Ankebut Suresi’nin 65. ayetinde[3] buyrulduğu gibi insanlar zora düştüklerinde ihlâslı bir şekilde Allah’a dua ederler, sonrası malum. İkrime farklıydı, insanların birbirine benzediği yerlerde bile sıradan olmadı ve farkını korumayı başardı. Tefekküre daldı ve “Ben…” dedi içinden, “Ben bir sözü (lâ ilâhe illallah) dedim mi artık onu bırakmam.” Anladı ki denizde ilah olan karada da ilahtır, karada ilah olan göklerde de ilahtır. Güneş ufukta görünmüştü İkrime için, Ebu Osman’a doğru hicret başlamıştı. Bu düşünceler içinde karaya çıkıp karısı Ümmü Hakîm ile karşılaştı. Resulullah’tan (sav) emân getirmişti Ümmü Hakîm. Derhal yola koyulup Mekke ufuklarına vardılar.

İnsanların en hayırlısı (sav)… İkrime’yi ayakta, coşkuyla ve sevinçe kaşıladılar. O gelmeden ashabını (Allah (cc) hepsinden razı olsun) uyardılar: “İkrime bin Ebî Cehil yanınıza mü’min ve muhacir olarak geliyor. Sakın babasına kötü söz söylemeyiniz. Çünkü ölüye kötü söz söylemek, diriyi rahatsız eder, ölüye erişmez.” Subhanallah! Hangimiz 21 yıllık can düşmanını böyle karşılayabilir, pişman olup emân dilese bile? “Ya Resulullah!” dedi İkrime, “Vallahi bundan böyle, insanları Allah yolundan çevirmek için harcadığım malın iki katını Allah yolunda sarf edeceğim. Allah yolundan alıkoymak için yaptığım savaşların iki mislini Allah için yapacağım.”

İnsanların en merhametlisi (sav)… İkrime rahatsız olmasın diye, onu Ebu Cehil’in isminden kurtarmak için, ona Ebu Osman dediler. İbn-i Ebî Cehil’den Ebu Osman’a… İkrime’nin hicreti… Ebu Osman İkrime (ra) küfürde gösterdiği gayretin iki mislini belki daha fazlasını İslâm’da göstermeye başlamıştı. Bazen olur, Kur’an’ı eline alır, yüzüne gözüne sürerek “Rabbimin kelâmı! Rabbimin kitabı!” derdi. Dile kolay 21 yıllık hasret…

İslâm Ümmeti Ebu Osman İkrime’yi (ra) hemen benimsemiş, ona diğer Müslümanlara gösterilen hürmetin aynısını göstermişti. Ebu Osman İkrime de İslâm’sız geçirdiği yılları telafi etmek için ne yapacağını düşünmeye başlamıştı. Bir yiğit için yapılacak en güzel şeyin İslâm için yapabileceğinin en iyisini yapmak olduğunu biliyordu. Elinden gelen işlerin en iyisini yaptı. Yeteneklerine en uygun mücadeleyi seçti. Ve adını Yermük’e altın harflerle yazdırarak, Yermük’te dünya tarihinde birkaç defa yaşanmış bir kardeşlik öyküsünü bize miras bırakarak şehadete yürüdü. Kardeşlik… Ebu Osman İkrime’nin mirası.

 

Muhammet AKSOY

[1] Aliya İzzetbegoviç, İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları, Fide Yayınları, İstanbul 2014, s. 30.

[2] Şehid İmam Hasan el-Benna

[3] “Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki Allah’a ortak koşuyorlar.”

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla