İLK EMİR ALLAH’IN ADI İLE OKU

İLK EMİR ALLAH’IN ADI İLE OKU

Bismillahirrahmanirrahim.

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve salamların en güzeli Efendimiz, rehberimiz önderimiz, HAK ve ADALET peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)’in üzerine olsun.

Malumunuz olduğu üzere Efendimiz (s.a.v)’e 610 yılında Hira mağarasındayken Cebrail aleyhisselamın O’na getirdiği ilk emir ‘’OKU’’ emridir. Bu emrin bahsettiği kitap ne sadece Kur’an’ı Kerimdir, ne de bu emrin muhatabı sadece Efendimizdir. Bu ayetin tefsirine bakılırsa orada da gayet açık bir şekilde görülecektir. Biz Müslümanlar elimizdeki bu Kur’anı çok iyi anlamamız ve çok iyi tahlil etmemiz gerekir. Çünkü sizin de malumunuz ki bu Kur’an, Efendimiz döneminde yaşanan olaylar karşısındaki Müslümanların tavırları, Müslümanların olaylar karşısındaki tutumları, tüm Müslümanların İslam’ı yeryüzüne hâkim kılmak için yaptığı mücadelelerindeki duruşları ve bu duruşlarından ötürü Allah-u Teâlâ’nın onlara övgüsünü, insanlık için, İslam için biz Müslümanların nasıl davranması gerektiğini, bunu yaparken yine neye dikkat etmemiz gerektiğini bahsetmiş ve efendimizden önce gelen peygamberlerden de yine biz Müslümanlara ders olsun, ibret olsun diye örnekler vermiştir. Amaç, İslam’ı iyi anlamak, kuranı iyi anlamak, sonra onu kendi nefsine yaşatmak, nefsine yaşattıktan sonra da en yakınlarından başlayıp gücünün yettiğince kusursuz ve kurtuluşun yegâne reçetesi olan İslam’ı, yeryüzüne hâkim kılmaktır.

Kimimiz bunu imkansız ütopik bir anlayış olarak görebilir. Ancak bunun imkânsız olmadığını yine Kur’an’dan ve eşsiz önder Hz. Muhammed (s.a.v)’in hayatından görebiliyoruz. Okuduğumuz siyer kitaplarında ‘Muhammedi Metod’’ dediğimiz, Efendimiz (s.a.v.)’in ve diğer peygamberlerin, Allah’ın emir ve buyruklarını yeryüzüne hâkim kılmak için yaptıkları ilk davet yöntemi, onlardan sonra gelen insanlara her alanda olduğu gibi,  davet alanında da örneklik teşkil etmiştir.

Bu kutlu davayı yaymak için sırasıyla ilk önce ailelerinden başlamış,  sonra yakın akrabalarını davet etmiş, sonra değer verdikleri dost ve arkadaşlarını, sonra yakın komşularını ve güçleri nispetince mahalle, semt, il, bölge, ülke ve dünyanın dört bir yanındaki insanları bu kutlu dine davet etmişler. Kimi peygamberlerin buna ömrü yetmiş, kimilerinin belki yetmemiş ancak öyle bir çığır açmış ve öyle bir şuur uyandırmışlar ki onlardan sonra gelenler bu İslam sancağını taşıyabilmişlerdir. Bizler de Allah’ın yeryüzündeki son peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)‘nın açtığı çığırın bir semeresiyiz.  Ve şuan o sancak biz Müslümanların elindedir. Kur’an, Müslümanların yine bu sancağı taşırken nelere dikkat etmesi gerektiğini öğreten bir kitaptır. Bu kitabı anlamak ve iyi tahlil etmek gerekir ki buda okumaktan geçer. Gönül isterdi ki herkes bu kitabı okuduğu zaman bu mesajı direk algılayabilsin. Fakat yine de bunu anlamamızı kolaylaştıran hem meal, hem de ciltler dolusu tefsirler yazılmıştır.

Peki, bu Kerîm kitap sadece yukarıda bahsettiğimiz hususlar için mi gönderilmiş? Tabi ki de hayır. Kur’an’ı okumak bir ibadet niteliğindedir. Bunun yanında Kur’an’ın manası üzerinde düşünmek/tefekkür etmek bir ibadettir. Yine Kur’an’ı ezberlemek, namazda kıraat etmek ibadettir. Yine Kur’an’ı doğru yorumlamak ibadettir. Kur’an’ı öğrenmek bir ibadettir. Kur’an’ı yaşamak ve yaşatmak bir ibadettir. Kuranın doğru yorumları olan tefsirleri mütalaa etmek bir ibadettir. Kur’an’ı hatim niyetiyle baştan sona okumak, bitirip yeniden başlamak, okudukça feyiz almak, okudukça kulluğun sırrına ermek, ibadetin inceliğine vakıf olmak bir ibadettir niteliğindedir.
Efendimiz (s.a.v) Kur’an’ı okumak ile ilgili şu hadisi şerifi, bize Kur’an’ın ne kadar önemli olduğunu hatırlatmaktadır.  ‘’Ebû Üsame radiyallahu anh, ben Resulullah sallallahu aleyi ve sellem’i: “Kur’an’ı okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir’’ buyururken işittim demiştir.
Müslim, Müsâfirin 252. Ayrıca bk. Ahmed ibn Hambel, Müsned V, 249, 251.

Hadisi şerifede baktığımızda kuranı okumanın öneminden ve ehemmiyetinden bahsetmektedir. Dediğimiz gibi kuranı okumak, okuma fiili yerine gelsin diye değil, okuduktan sonra onun buyruğunu yerine getirmek için bir yol haritası olarak görmek ve anlamak lazım. Yine Efendimiz döneminde iman etmeyip ancak kuranı dinledikten sonra etkilenip iman eden müslümanları,  hatta geceleri Efendimizin Kur’an okumasını gizlice dinlemeye gelen Müslümanları bir kenara Ebu Cehil gibi müşrikleri bile siyer kaynaklarımız kaydetmiştir.

Üstad Bediüzzaman da Kur’an’ı okumak ile ilgili Şualarda şöyle diyor: “Yerin ve göğün sahibi olan Allah’ın tenezzül buyurup bizimle konuşmasıdır.”

İşte bizler böyle bir kitabın muhatabıyız. Ve bu kitabın buyruğunu gereği gibi yerine getirip Hz. Aişe annemizin Efendimizin ahlakı kuran ahlakıdır,  O (s.a.v) yürüyen Kur’an’dır. Dediği gibi, gücümüzün yettiğince her birimiz birer yürüyen Kur’an olursak o zaman evlerimiz, sokaklarımız, caddelerimiz, şehirlerimiz, bölgemiz, hâsılı tüm dünyanın nasıl kuran ve sünnete büründüğüne şahit olacağız.

Rabbim bizleri Kur’an’ı okuyan, Kur’an’ı yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin inşallah.

 

Ertan YEŞİL

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla