İNSAN PSİKOLOJİSİNDE 3 YOL: MÜKEMMELİYAT, SÜFLİYAT VE VASAT

İNSAN PSİKOLOJİSİNDE 3 YOL: MÜKEMMELİYAT, SÜFLİYAT VE VASAT

Bismillahirrahmanirrahim

Bu ayki yazımızda modern psikolojinin bugün bile adını hürmetle andığını psikoloji kuramcılarından Alfred Adler ve ortaya attığı “Bireysel Psikoloji” kuramından ve bu kuramı bugün bile tartışılan iki popüler kavramından söz edeceğiz: Aşağılık kompleksi ve üstünlük çabası.

Üstünlük çabası bireyin mükemmele ve en iyiye ulaşma çabasını ifade etmektedir. Bunun zıt kutbunu temsil eden aşağılık kompleksi ise mahrumiyetlerin ve eksikliğin kişinin dünyasında meydana getirdiği çöküntüyü ifade etmektedir.

Adler, anne rahminden çıkan bebeği, dünyaya ilk geldiği andan itibaren, sürekli olarak daha mükemmel olmaya iten, üstünlük çabası olarak isimlendirdiği bir iç tepinin varlığından söz eder. Aynı şekilde mahrum bırakılmanın kısıtlanmanın, ikinci plana itilmenin bireyde aşağılık duygusu ortaya çıkardığı söyler.

Kuramın ortaya attığı bu iddialar gerçekliğin neresindedir bilinmez fakat insan ruhiyatının (psikolojisinin) yaşam boyunca bu iki kutup arasında gidip geldiği inkar edilemeyecek bir gerçektir.

Yüce Allah Kuranı-ı Kerim’de ”Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.”(Tin/ 4–5)  ayetleriyle bize adeta insan ruhiyatındaki bu iki kutba işaret ediyor gibidir.

Adler aşağılık kompleksi ve üstünlük çabasının ruhi (psikolojik) bir durum olduğunu kabul etse de problemin çözümü için adres olarak sosyal ilgiyi göstermektedir. Sosyal ilgi bireyin toplumla toplumun ise bireylerin ilişki içerisinde olmasını ifade eden bir kavramdır.

Peki, aşağılık kompleksiyle baş etmede sosyal ilgi tek başına yeterli midir?

Psikoloji kuramcıları insan psikolojisini, psikolojik sorunları tanımlarken kayda değer birçok önemli tespitte bulunmuşlardır. Psikoloji ilmi de tıpkı tıp ilmi gibi bir rahatsızlığı çözmeye çalışırken çeşitli tetkikler yapar ve belirli bulgular elde eder.  Fakat şu bir gerçek ki bir sorunu bilmek, o sorunun belirtilerini ortaya koymak sorunu çözmede tek başına yeterli değildir. Sorunun gerçek nedeni ortaya koymak ayrı bir uzmanlığı, hikmeti gerektirmektedir. Bunun gibi sorunun varlığından haberdar olan kuramcılar, insan psikolojisiyle ilgi çok kısıtlı bilgilerini kullanarak belli bir sonuca ulaşmaya çalışmışlarsa da bu kısıtlı bilgiler kuramcıyı sorunun asıl kaynağına götürememiştir.

Bunun belki de en önemli nedeni kuramcıların ilim-hikmet bağlantısının kuramamalarıdır.

Bunun güzel bir delili olarak Yusuf suresinde geçen şu ayetler gösterilebilir.

“Bir gün melik (hükümdar) dedi ki: “Ben rüyamda yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Siz rüya tabir edebiliyorsanız benim bu rüyamın tabirini bana bildirin.”

 Dediler ki: “Rüya dediğin şey karmakarışık hayallerdir. Biz ise böyle karışık hayallerin yorumunu bilemeyiz.”(Yusuf/ 43–44)

Bu ayetlerde önemli bir noktaya vurgu yapılmaktadır. Bu nokta ilmin kişiyi tek başına mantıklı bir sonuca götürmeyebileceğidir. İnsanoğlunun kusur ve noksanlığını görmeyip, her işinde isabetli bir sonuca varma hevesi onu acınası bir duruma düşürebilmektedir. Zira bu rüyalar karmakarışık hayaller değil bir sistemin gidişatını değiştirecek, geleceğini şekillendirecek, gelecekte meydana gelecek çok önemli olayları haber vermekteydi.

Tıpkı bunun gibi kuramcılarda hikmet nazarına sahip olmadıkları için, insan psikolojisindeki muazzam yapı ve dengeyi çoğu kez bir kaos olarak görmektedirler.

Adler, Bireysel Psikoloji kuramında aşağılık ve üstünlük kavramlarını özgüvenle ilişkilendirilseydi Adler’e belki bir nebze olsun hak verebilirdik. Fakat kuramda, aşağılık kompleksi ve üstünlük çabası insan ruhiyatının (psikolojisinin)  bir parçası gibi sunulduğundan derin bir izaha muhtaçtır.

 

Aslında bu yazıda amacım Adler’in Bireysel Psikolojisini konuşmak değil, insanın kendini sufliyattan görüp mükemmeliyete ulaşma arzunu konuşmaktı. Bu yüzden yazının devamında bundan söz edeceğim.

Son asırda insan türü, ahlaki olarak çöküş içerisinde olmasına rağmen, araştırmalar insanların bu son asırda mükemmeliyete ulaşmak için daha çok çaba gösterdiğini ortaya koymuştur. Tezat gibi duran bu iki durumun izahını nasıl yapabiliriz, biryandan çöküş biryandan mükemmeliyete ulaşma nasıl mümkün olabilmektedir.

Bunun izahı şu şekilde olabilir ki, insan madden bir hareketlilik içerisindeyse de, öbür taraftan ihmal edilen insanın manevi kanadı, insanın içsel olarak yıpranmasına ve zafer elde etmeyi beklerken mağlup olmasına neden olmaktadır.

Diğer bir izahta şu şekilde olabilir ki bugün makam, mevki ve mal yönüyle yükselmek isteyen insanoğlu sürekli olarak ileriyi ve yükseği hedefliyor. Bu üstünlük çabası kişide bir aşağılık kompleksine yol açıyor.  Bu sadece şahıslar için geçerli olan bir durum değil. Bugün sahip olduğumuz tüm değerler için böyle bir karşılaştırma yoluna gidiyoruz.

Bunu bir sorun ya da ruhi bir hastalık olarak görürsek bunun tedavi nasıl mümkün olabilir, bu sorun nasıl çözülebilir?

İslam inanç sisteminde kavramlar öyle muazzam bir şekilde tanımlanır ki sadece birkaç kelimeyle karmaşık görülen sorunlar ortadan kalkar.

Bugün bile bazı insanlar oturup en üstün ırk hangisidir diye tartışabilmektedir. Çünkü üstün olanı belirlemek aşağıda olanı da belirlemek manasına gelmektedir.

Yüce kitabımız Kuranda üstünlük-aşağılık sorunu şu şekilde sonuca bağlanır:

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”(Hucurat/13)

 

Bu çağın Müslümanları olarak kendimizi sadece kendi nefsinden sorumlu münferit kişiler olarak göremeyiz. Bu şekilde düşünmek, İslami kimliğimizden uzak davranışlar içerisine girmek, kendimizi süfli bir noktada görüp hayıflanmak veya mükemmel bir noktada görüp kibirlenmek, bu şekilde vasat çizgiyi terk etmek büyük bir hata olacaktır.

“Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.”(Bakara/143)

Siz değerli Söz ve Kalem okuyucularıyla son kez bir araya geldiğim bu yazımda siz değerli okuyucuları Âlemlerin Rabbi olan Allah’a emanet ediyorum. Tekrar buluşma temennisiyle

Esselamun aleyküm…

 

RAMAZAN DİRİ

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla