İslam Toplumlarında Kültürel Yozlaşma Parametreleri-3

İslam Toplumlarında Kültürel Yozlaşma Parametreleri-3

Bismillahirrahmanirrahim

İslam toplumlarında kültürel yozlaşma parametrelerini ele aldığımız yazı dizimizin bu ayki bölümünde yozlaşma ve medya ilişkisini ele alacağız. Medya derken kelimenin sözlükteki tanımından öte işe vuruk tanımını yapmamız gerekiyor. Bugün medya, bütün kollarıyla yozlaştırma cephesinde iyi bir araç görevi görüyor. Meseleleri değiştirilmiş ve yeniden tasarlanmış bir surette takipçilerine sunuyor. Konuyla alakalı olarak incelediğimiz kaynaklarda, İslam-yozlaşma-medya ilişkisini farklı bakış açılarıyla ele alan birçok yazıyla karşılaştık. Bunların her biri meseleyi kendi perspektiflerinden ele almış ve farklı alıntılarla delillendirmişti. Bütün bu yazılarda ki temel problemlerden biri yönetim organlarının, dini kurumları denetleyen ve işleyişini belirleyen resmi kurum ve kurumların medyaya nasıl baktıklarını aktarmamış olmalarıydı. Bizce de bu ciddi bir eksiktir. Bu çerçevede medyanın İslam toplumlarını yozlaştırmadaki rolünü siz değerli Söz ve Kalem okuyucularına aktarırken, yararlandığımız kaynaklardan biri de Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından aylık yayımlanan  ‘’Diyanet Dergisi’’ olacaktır.  Derginin ‘Medya ve Din’ başlıklı ağustos 2015 sayısında din-medya ile alakalı ilginç noktalara değinilmiştir. Dr. Yüksel Salmanın ‘Medya ve Din Algısı’’ Prof.Dr Mustafa Arslanın ‘’Postmodern Çağda Medya Ve Yeni Dinsel Kimlikler’’, Yrd. Doç. Dr. Bilal Yorulmaz’ın kaleme aldığı ‘’Sinema ve Din’’ yazıları alıntılar yaptık. Dr.Yüksel Salman ‘Medya Ve Din Algısı’’ yazısında görsel medyanın, Müslümanları Amerika ve Avrupa ülkelerine zarar vermeye çalışan şiddet yanlısı kişiler gibi gösterdiğini, yazılı basın da İslamiyet hakkında yaratılan imajla aynı yönde olduğunu ifade etmiştir.  göre medya, dinin yüzyıllarca tartışmasız bir biçimde uygulanmış, yaşanmış konularını bile tanınmış medya simaları üzerinden tartışmaya açarak, bireysel ve sosyal hayatımıza ferahlık ve huzur getiren maneviyat iklimini zedelemekte ve zihin karışıklığına sebebiyet vermektedir. Yazar, Yazının bir bölümünde şu ifadelere yer vermiştir: ‘’Dini hassasiyeti olan kesimlerin medyada yer alış biçimi de geçmişten bu yana çoğu zaman sorunludur. Son yıllarda olumlu örneklerde artış olsa da; din adamının kıyafetinden saçına, sakalına ve toplumsal statüsüne varıncaya kadar çoğu zaman küçümseyici bir sunumla verildiği gözlemlenebilmektedir. Film ve dizilerde çirkin, hilekâr, yalancı hoca tiplemeleri; kekeme, kişiliksiz din adamı karakterleri; dinî duyarlılığı olan kadınların genellikle eğitimsiz, hizmetçi, temizlikçi, vb. rollerde yer alması bunun örnekleri arasında zikredilebilir.’’ Peki, bu bir tesadüf mü? Dr. Yüksel Selman bunun bir tesadüf olamayacağını, önceden tasarlanmış bir planın parçası olduğunun dile getirmiştir.

‘’ Dünya genelinde özel sektörün hâkimiyetinde olan görsel ve işitsel medyanın, ekonomik, politik bir temele oturduğunu söyleyebiliriz. Medya sektörünün yanı sıra, farklı pek çok sektörde faaliyet gösteren yerel veya küresel holdinglerin bünyesinde yer alan medya kuruluşları da, genelde ticari amaca yönelik bir yayıncılık anlayışına sahiptirler. Burada da etkin olan unsurlar; reyting alan işler yapıp reklam gelirini artırmak, yayın içerikleri ile izleyicilerin düşünce ve duygularını etkileyerek kendilerine Pazar oluşturacak bir yaşam biçimini küresel ölçekte yaygınlaştırıp tüketici kimlikleri inşa etmektir. Kısacası medya sektöründe oyunun kurallarını kapitalist, haz ve çıkar odaklı bir anlayış koymuştur ve bu anlayış neredeyse tüm dünyayı mahkûm etmiştir.’’

Derginin aynı sayısında Prof.Dr Mustafa Arslan ‘’Postmodern Çağda Medya ve Yeni Dinsel Kimlikler’’ adlı yazısında medyanın din algısını şekillendirici gücüne vurgu yapmaktadır. ‘’ Medya bir aktör olarak dini hem taşımakta hem de kendi mantalitesi çerçevesinde onu dönüştürmektedir. Bu anlamda din açısından son derece yeni bir durum ortaya çıkmaktadır ki, bunu din-medya-postmodern kimlik üçgeninde değerlendirmek gerekir demektedir. Arslan’a göre devrin kuralsız ve başıboş olarak hizmet eden televizyon programları da sinagog, cami ve kilise gibi dinî bilgi kaynağı olarak algılanabilmektedir. Bununla beraber paranormal, mistik inanış ve uygulamalara, ruhçu eğilimlere, fal ve astrolojiye, hayaletlere bir ilgi söz konusudur. Yazar bu eğilimlerin daha çok medya tarafından belirlendiğini düşünmektedir. Medya hayatımıza nasıl girdi? Yrd. Doç. Dr. Bilal Yorulmaz’ın kaleme aldığı ‘’Sinema ve Din’’ başlıklı yazı bu ve benzeri birçok soruya cevap vermektedir. Yazar sinema sektörünün hayatımıza girişinde azınlıkların etkisine vurgu yapmaktadır. Yazara göre sinemanın bir diğer dezavantajı çeşitli yollarla insanların din eğitimi almasını zorlaştırmaktadır. Bu yollardan ilki dindarları, dinî kavramları ve dinî değerleri küçük düşürme, kötü göstermesidir. Özellikle bir dönem sinemalarda dindar profili, köydeki zengin zalim ağanın yanında olan, onun halkı ezmesine yardım eden ya da ev sahibi olup kiracısına zulmeden insanlar olarak resmedilirken dinin, insanları kandırmak için kullanılan bir afyon olarak sunulmuştur. Böylece din fakirlere, cahillere, saflara özgü olarak sunulmuştur. Yılmaz ayrıca ilginç bir istatistikte paylaşmıştır. Buna göre 900 Müslüman

karakterden sadece 12 tanesi olumlu tipleme içermektedir. Yazı da paylaşılan diğer bir veri dini yönelimlerle alakalıdır. Dinlerin kutsallıktan uzak popüler/medyatik bir yapıya büründüğüne değinilmektedir. Buna güzel bir örnek olarak Star Wars (Yıldız Savaşları)

serisinde geçen ve Jedi savaşçılarının dini olan Jediism verilmiştir. Günümüzde Hristiyan toplumlarda taraftar bularak yayılan, yakın zamanda yapılan nüfus sayımlarında

Avustralya’da 70.000 kişi, İngiltere’de 390.000 kişiyi bulan bu din medya ve sinemanın gayri meşru çocuğu gibi durmaktadır.

Diğer bir önemli mesele medyada ki din sunumudur. Arş. Gör. Mehmet Gülnar medyanın diğer sistemlerle bağlantısına vurgu yapmıştır. Medya gerçekliğin herhangi bir parçasını temsil etmek yerine, o gerçekliği yeniden üretir ve inşa eder. Gülnar: ‘’ Televizyon kamerası ve mikrofonu gerçekliği kaydetmez, onu kodlar; kodlama ideolojik olan bir gerçeklik duygusu üretir.’’ demektedir. Yrd. Doç. Dr. Betül Önay Doğan ‘’ Sanal Uzamda Din’’ yazısında teknoloji ve internetin din algılarını şekillendirmedeki etkilerine değinmiştir. Gençlerin sanal dünyada ne kadar vakit geçirdikleri düşünüldüğünde sosyal medya içerisindeki dini motifler ve bu motiflerin sunumu büyük önem taşımaktadır.

Doğan bu konuyla alakalı olarak şunları söylemektedir. ‘’ İnternet ve din ilişkisinde üzerinde durulması gereken temel noktalardan bir diğeri ise, dinî amaçlı kullanımların yanında sosyal etkileşimin bir aracı olarak internet üzerindeki platformlarda sürdürülen paylaşımların dinî perspektifinden sorgulanmasıdır. Sosyal paylaşım sitelerinden paylaşılan fotoğraf ya da videoların içerikleri, tanrılaştırılan figürlerle oynanan sanal oyunlar temel amacı dinî paylaşım olmasa da, internet ve din ilişkisi içinde ele alınması gereken konulardır.’’

Bugün farklı içeriklere sahip sosyal paylaşım siteleri milyonlarca takipçiye sahiptir. Bu sitelerin içeriklerine göre sıralandıkları zaman dini içerikli paylaşımlarda bulunan sitelerden bazılarının liste başı oldukları görülmektedir. Milyonlarca dindar takipçiye sahip bu siteler nasıl bir din anlayışını zihinlerde oluşturmaktadır. Hülür ve Bekiroğlu tarafından yapılan bir göstergebilimsel analizde 1 milyondan fazla takipçiye sahip İslami (?) bir facebook sayfasında paylaşılan görseller incelenmiş ve bazı ilginç bulgular elde edilmiştir. Görsellerde ağırlıklı olarak milliyetçi duygulara dokunan görseller veya ibadet, zikir, ahlak temelli mesajlar verilmiş, hareket ve pratikten öte İslam inancın duygusal temalarla sunulmuştur. Örneğin ezan okununca telefonun çevresinde tavaf eden karıncalar, secdeye gittiğine vurgu yapılan bir kedi,‘’Bunu beğeneni Allah cennetine soksun’’ gibi tarzımda ifadelere yer verildiği gözlemlenmiştir. Kitle iletişim araçları ve sosyal medyanın gün geçtikçe farklı alanlara sirayet etmesi elle dokunur, gözle görünür birçok oluşumu sanal bir hale getirmiştir. Sanal dinler, sanal cemaatler, sanal tarikatlar, sanal dua, sanal zikir… Bugün hemen hemen her bireyin sosyal medyada bir sanallaşmış uzantısı vardır.  Sanal dünyada önümüze çıkan sayfaları, yapılan paylaşımları başıboş amaçsız, masum sanmakta büyük bir hata olacaktır. Maalesef bizler şu kapalı kutuların sadece ekranını görebiliyoruz. Her bir karesinde onlarca mesaj taşıyan görüntüleri, fotoğrafları ciddiye almıyoruz. Doğal olarak değişen, dönüşen bizden pekte haberimiz yok. Bir gün ekranlarda görmeye alıştığımız insan modellerinin birebir aynısı olacağımız hiç aklımıza gelmiyor. Kendimizi diğerlerinden farklı görmek istesekte çoğu kez akıntıya karşı kürek salladığımızı unutabiliyoruz. Hayatımızı kuşatan ve hiçbir şekilde elimizden düşürmediğimiz, ayrılamadığımız telefon, tablet gibi teknolojik parazitler zamanla Müslüman profilini de kendi içerisinde hapsedip sanallaştırıyor. Hassasiyetler ortadan kalkıyor, fikirler değişiyor ve insanlar arası iletişim bütünüyle sanallaşıyor. Zamanla bu tür problemlere çözüm üretmek daha da zorlaşıyor. Tıpkı radyoaktif bir madde gibi fark ettirmeden hücrelere sirayet ediyor; yaşayışımızı, kararlarımızı, isteklerimizi belirliyor.

Dünyanın bir tarafında yıkım, zulüm ve katliam varken öbür tarafında insanlar hiçte gerçekçi olmayan yöntemlerle bunun önüne geçmeye çalışıyorlar. Sosyal medya aracılığıyla gösterilen bir tepki ancak bir yorum veya beğenme şeklinde karşılık bulabiliyor. Bu tür araçların kitleleri harekete geçirici fonksiyonunu da görmezden gelmek pek doğru olmaz fakat bilgi kirliliği boyutu düşünüldüğünde mesele daha farklı bir şekle bürünüyor.( Devam edecek)

 

KAYNAKLAR

Din ve Medya ,Diyanet Dergisi, Ağustos 2015

 

Ramazan DİRİ

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla