İSLAMİ BİLİNCE ACİL MANA TAKVİYESİ: KUDÜS

İSLAMİ BİLİNCE ACİL MANA TAKVİYESİ: KUDÜS

Kudüs’ü  ”Dinin şiarı” diye nitelememize vesile kılacak  bir şekilde kulunu bir gece vakti Mescidi haram’dam Mescidi Aksa’ya ulaştıran yüce Allah’a hamdolsun. Salat ve selam  Mescidi Aksa’yı da vahye mekan kılan ve bunu müşriklere apaçık bir şekilde anlatan Resulullah’ın üzerine olsun.

Kudüs, İslam’ın Risalet tarafından  teşekkül sürecinin ortalarında Müslümanların gündemine düşmüş bir meseledir. İslam’ın tebliğ sürecine baştan beri şahitlik etmiş sahabeler de Kudüs’ü dinin bir parçası olarak tanımış oldular. Hem de İslam düşmanlarının, Kudüs meselesini  bir fırsata çevirmek istedikleri zamanda.

Dinin şiarı olarak görülmeseydi eğer, hicri 16/m.637’deki Kudüs fethini o zamanın devlet liderliğini yapan Hz. Ömer’in bizatihi kendisi yapmazdı. Bu vesile ile  Kudüs asıl sahiplerinin eline geçmiştir. Çünkü Kudüs demek, Rabbanilerin özgürce hareket etmesi için Allah’ın çeşitli dönemlerde ehil olanlara bir hediye olarak verdiği toprak parçası demektir. O dönem için bu hediye, Müslümanların olmuştur).

1099’da bu durum değişiklik göstermiştir. Bu durumun sebebi hak dinin tahrif olmasından değil; dini temsiliyetin hassasiyetini üzerinde taşımayıp teferruatlarda boğuşan toplumlar yüzünden olmuştur (o dönemde ihtilafların boyutu Şafii-Hanefi gibi bir çok ortak yönü olan iki mezhebe inecek kadar yaygın bir hal almıştı). Tabi o zamanki Hristiyan alemi kendi içinde bir ihya hareketi oluşturmuş ve olağanüstü çabalarla Kudüs’e sahip olmuşlardır. Ama aslında bu sahiplenme daha ilk anlardan geçici olduğunu gösterme eğilimindeydi; çünkü özgür şehir kıyımdan geçiriliyor ve ehliyete sahip olmayanların Kudüs’e sahip olamayacakları kuralına binaen bu katliamlar zihinlerdeki tazeliğini koruyarak çok uzun bir süre geçmeden tekrar ehil olanların eline geçiyordu. Tarihler 1087’yi gösterdiğinde Hak dinin ehil kişiliğini oluşturmayı başarmış, teferruatları ihtilafa dönüştürmeyen, ümmet bilinciyle hareket eden bir komutan, Allah’ın İslam’a verdiği hediyeyi büyük bir olgunlukla yine aynı konumuna taşıyordu.

Kudüs’ün  eğer vaat edilmiş topraklar boyutu varsa o da tevhit, hakkaniyet ve liyakat çerçevesinde hediye edilmiş topraklarla açıklanabilecek yöndür.  Onun dışındaki hiçbir yönü kabul edemeyiz. Tabi Kudüs’ün fethinde ümmetin bütün katmanlarının düzgün olması gibi bir durum söz konusu olmadığı gibi kaybedilmesinde de yine ümmetim topyekûn sapkın olduğu gibi bir sonuç çıkmaz. Ama Kudüs’ün  bir simge olması, vizyonu (biraz da ütopyası) olanlar için geçerlidir. Müslümanlar için Kudüs’ün özgür olması, Allah’a ibadetin yeryüzünde özgürce yapılması adına yeryüzündeki adil gücün muvahhitlerde olduğunun ölçütü mahiyetindeki bir simgeselliği ifade eder. Bu yönüyle kırmızı çizgidir, namustur.

Kudüs ile alakalı son yüzyıldaki gelişmelerden Müslümanlar olarak bir ders çıkarmamız gerekiyorsa o da kazanımlarımızı Allah’ın davasına olan uyumla doğru orantılı olarak elde ettiğimizdir. Ve yine kayıplarımız için de bunun tersi geçerlidir. Ama diğer yönden bölgeye bir kanser hücresi olarak yerleşmeye çalışan israillin  uluslararası işbirliği neticesindeki uygulamalarını da göz ardı etmemek gerekir. Zaten İslami bilince mana takviyesi asıl olarak burada başlıyor.

Kudüs özelinde Filistine gelen siyonizmin varlık  amacı,  inanç özgürlüğüne sahip şehre bu haklardan yararlanmak veya bu misyon çerçevesinde ev sahipliği yapmak adına bulunmak kesinlikle  değildir. Kutsallığını asıl fonksiyonlarıyla icra eden bu topraklara sahip olmak isteyen siyonizm gerçekte şu 3 bakış açısına sahiptir:

1)siyasi bir doktrin,

2)Hiçbir dini eğilimin etkisinde değil, Avrupa milliyetçiliğinden doğmuş milliyetçi bir doktrin,

3)Sömürgeci bir doktrin çerçevesinde benimsenmiştir.(1)

Siyasi siyonizmi tanımlayan üç temel özellik onun, politik, milliyetçi ve sömürgeci bir doktrin olmasıdır.(2) Bahsettiğimiz bu özelliklere sahip olan israil ilerleme göstermişse bunu aşama aşama yapmasına bağlıdır. Her ilerleyişi bir kargaşa ortamı oluşturmuş ve tarihte unutulmayacak vahşetler sergilemesine neden olmuştur. Fikri altyapısı ve uygulamalarıyla göstermiştir ki israil, ezilmişliğinin vermiş olduğu Yahudi mazlumiyetini hiçbir zaman abidlerin topraklarında meşru bir zemin edinimi için kullanamayacaktır. Yaptıkları korkulu sistematik yok olmama çabasından öteye geçemeyecektir. ‘‘Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de sizi (cezalandırmaya) döneriz.”(isra-8) ve bu Allah’a ibadet adına Kudüs’ün sembolleştirilmesini isteyenler tarafından gerçekleştirilecektir. ‘‘Eğer kötülük ederseniz o da sizin aleyhinizedir. Sonunda vaat geldiği zaman (yine öyle kullar göndeririz ki) ‘yüzlerinizi kötü duruma soksunlar’…”(isra 7)

Müslümanlar olarak üzerimizde israilin yok olma hayallerini kurma zamanı gelmiştir. Güncel şımarıklarına bakarak anlık gazaplanmalardan vazgeçmeliyiz. Vahşi bir terör örgütü olarak zihinlerimizde israile yer açmalıyız. O civarda gerçekleşen olaylara da gayri meşru hadsizlerin son çırpınışları gözüyle bakmalı ve İslami bilincimizde bu şekilde mana takviyesi yapmalıyız. Bu fikri yapı İslami toplumlarda bilinçli bir şekilde özellikle işlenmeli ve yeni nesil İslami bilince israil adına zerre miskal devlet statüsü tanınmamalıdır.

İnşallah Kudüs’ün özgür abidlerin yurdu olmasına az kalmıştır. Gerek o civarda gerekse dört bir taraftaki İslam topraklarında bu bekleyiş artık bir vuslat anı yaşamaya gebedir. Yeter ki İslami bilince sahip fertler ufuklarda dalgalandırdıkları tevhit bayraklarının her daim en büyük özgürlük olduğunu unutmasınlar. Vesselam…

  • (Th. Herzl: Diaries (hatıralar), Ed. Victor Gollanez, 1958.)
  • ( Roder Garaudy_israil mitler ve terör, pınar yay. Detaylı bilgi için kitaba göz atılabilir.)

 

Yunus UFUK

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla