KALPLERDE OLANLA CENNETE LAYIK OLMAK

KALPLERDE OLANLA CENNETE LAYIK OLMAK

Konumuza bir örnek ile başlarsak daha iyi anlaşılacağını umuyorum.

Enes ibn-i Mâlik radıyallahu anh anlatıyor:
Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin huzurunda oturuyorduk. Sohbetini kesti ve eliyle işaret ederek:
“Şimdi şuradan cennetlik bir adam gelecek.” Buyurdu. Dönüp baktık, sol kolunda nalinleri, sakalından abdest suları damlayan Ensar’dan bir adam çıkageldi. O herkesin tanıdığı, Medineli bir şahıstı. Doğrusu biz onun ne özelliği olduğunu anlayamadık. Çünkü çok önemli bir hizmet veya amel yaptığını görmemiştik.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ertesi gün yine aynı sözü söyledikten sonra, yine aynı adam çıkageldi. Bunun üzerine sahabenin gençlerinden Abdullah bin Amr bin As radıyallahu anha, bu adamın hangi amelle cenneti kazandığını öğrenmeye karar verdi. Peşine düşerek evine kadar gitti ve:

– Babamla aramızda bir münakaşa geçti. Ben de ‘Üç gün eve girmeyeceğim.’ diye yemin ettim. Bu süre doluncaya kadar sende kalsam olur mu? Dedi.

Adam:
– Olur, deyince üç gün onun evinde yatılı misafir oldu. Hz. Abdullah bin Amr bin As radıyallahu anh, bundan sonrasını şöyle anlatıyor:
“Adamın evinde üç gece kaldım. Uzun uzun gece namazı kıldığını görmedim. Ancak yatağında bir yandan bir yana döndüğünde, sabah namazına kalkıncaya kadar, Allah-u Zülcelâl’i zikrediyor ve tekbir getiriyordu. Adamın hangi amelle cenneti kazandığını sorup öğrenmekten başka çare kalmamıştı. Sonunda kendisine:

– Ey Allah’ın kulu! Babamla aramda herhangi bir dargınlık yoktur. Sana misafir olmamın sebebi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin senin hakkında üç gün üst üste: ‘Şimdi cennetlik bir adam gelecek.’ Demesidir. Senin evinde kalıp, ameline bakıp aynısını yapmayı arzu ettim. Fakat bu üç gün müddetince, sende fazla bir şey görmedim. Acaba seni, Allah Resul’ünün aleyhisselatu vesselamın müjdesine kavuşturan amel nedir? Dedim.

Adam:

– Amelim gördüğün gibidir, bundan fazla bir şey yoktur. Dedi.

Tam yanından ayrılırken, geri çağırarak:

– Amelim gördüğün kadardır, ancak kalbimde, herhangi bir Müslüman’a karşı kötü duygu ve haset taşımıyorum. Dedi.

Ben de:

– İşte seni cennete layık yapan özellik budur. Dedim.”

Bundan anlayacağımız Allah (cc) kitabında, kullarının kalbine önem verdiğini görmekteyiz. Birçok ayette insanların dış görünüşünün veya dillerinin söylediği sözleri değil kalplerinde samimi inanç ve duygulara değer verildiğini bizlere bildirmektedir. Bunun bir sebebi de diğer insanlar tarafından bilinmeyen, insanın kalbinde bulunan iyi veya kötü olsun net amaç ve asli niyet olmasıdır. O Allah ki insanların bilmediği gerçek niyetleri bildiğini ve bizlere de dikkatli olmamız gerektiğini haber vermektedir.

“Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. Hiç yaratan bilmez mi? O, en gizli işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.”

(Mülk/ 13-14) 

 

Allah’ın (cc) ameli noktadan önce niyetin çıkış noktası olan kalplere baktığını ve buradan alınan kararlar ile günah ve sevabın kazanılacağını şöyle buyurmaktadır:

“Allah sizi, (dil alışkanlığı ile) kasıtsız yaptığınız yeminlerinizden, dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.”  (Bakara/ 225)

Bu ayette vurgulanan, insanın bilmeyerek istem dışı bir yeminin bir vebali olmadığını anlatmaktadır.

İhlaslı olan birisinin Allah korkusu ve sevgisini taşıyor ise kalbi imanı kemale ermiş ve yaptığı ameller ne kadar dört dörtlük olmasa da kalbindeki niyetinden dolayı Allah cc ona o ecri verecektir.

Peygamberimiz (sav) de bu konu hakkında şunu veya benzerini söylemiştir: Bir Müslüman’ın veya müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır; çünkü niyet ettiği şeyi tam yapamasa da ona ecri tam verilir; bir münafığın amelide niyetinden daha hayırlıdır, herkes niyetine göre amel eder. Mümin bir amel işlediği zaman kalbinde bir nur harekete geçer. Ebu talip el Mekki bu hadisin açıklamasında şöyle der: ‘’niyetler gizlidir ve gizli amellerin sevabı kat kat verilir.’’ Niyet gaybidir ve gaybı Allahtan başka kimse bilmez aynı zamanda Allahu Teâlâ, bir kula niyeti bahşettiği zaman ihlası da bahşeder ve o kişiyi niyetine gelebilecek afetlerden korur. Bu durum onun için hazırlanmış bir durumdur niyet her amelin şartıdır. Niyetsiz amel geçerli olmaz.

 

Kalbi iman dolu olan birisi imtihan gereği vesvese veya kötü hislere karşı kalbindeki nur ve kuvvetle onlara karşı direnir ve Allah’ın ona verdiği o imtihanı kazanmış olur. Bunun tam tersini düşünürsek kalbi imanla dolmamış ve sürekli bir tereddüt ve şüphelerle olan birisinin kalbi adeta hastadır. Böylece kalplerinde en ufak bir imtihan olarak gelecek olan karanlık hislerde tam bir idrak ile hakikati kavrayacak nur ve kuvveti bulamazlar.

Bu sebeple önümüze bir imtihan çıkmadan önce kalplerimizi Allah’ın razı olmadığı hislerden temizlemeliyiz.

İnsan kalbini iyiye alıştırır ve doğru yolda diri tutarsa kalpte ona göre hareket eder ve insanı kendine zarar verebilecek şeylere karşı uyarır. Kişinin nefsi ve çevresi kendisini günaha sürüklemeye çalışırsa kalp huzursuz olur. Ama kişi kalbi maneviyattan yoksun ve diri değilse her günaha götüren yolda kalbi rahatsızlık duymadan ve farkına varmadan devam eder ve sürekli kalbinin o kirliliği görmesi zorlaşır ve nihayetinde kişi kendi kalbi huzursuz olmadığı için temiz zanneder.

Bu hastalıkların baş sebebi dünya sevgisi ve içindekilerden kopamamaktır.

Bunun ilacı da kalpleri temize çıkaran ve huzura erdiren yüce rabbimize duada bulunmak, Allah’ın zikriyle kalbimizi doldurmak ve bunu da amellerimize yansıtmaktır. Yüce rabbimiz ayeti celilerinde şöyle buyuruyor:

‘‘Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.’’ (RAD/28)

Rabim bizleride zikriyle kalpleri temizlenen, kalpleri hastalıktan kurtulan, huzura erenlerden ve bizleri kendisine hakkıyla kulluk edip cennete layık olanlardan eylesin.

 

Bünyamin YARBA

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla