Nükte-i Siyer 1 – Mutluluk Yolunda Vahyin Anlaşılması

Nükte-i Siyer 1 – Mutluluk Yolunda Vahyin Anlaşılması

Hamd alemlerin Rabbi olan o Allah’a olsun ki, kalemle yazmayı ve insana bilmediklerini öğretti. Yine hamd o Allah’a olsun ki,insana bildiklerini başkalarına iletme yetisi verdi. Salat ve selam kıyamete kadar numune-i misal olan Hz.Muhammed(s.a.v.)e olsun…

Allahu Teâlâ dar-ı imtihan olan bu dünya hayatında, insanoğluna sayısız nimetler bahşetmiştir. İnsanı hangi mizaç üzerine yaratmışsa ona uygun nimetler vermiştir. İnsanoğlunu maddi ve manevi olarak iki yönlü olan bir mizaç üzerine yaratan yüce Allah, insanoğlunun bu her iki yönünün ihtiyaçlarını karşılayacak nimetleri de yaratmıştır. Yani insan, maddi ve manevi bir varlık olduğu için, her iki yöndeki ihtiyaçlarının karşılanabileceği nimetlere erdirilmiştir.

İnsanoğlu sürekli olarak mutluluk ister. Hem bu dünyada, hem de ahirette huzur ve saadeti bulmak isteyen insanoğlu ancak maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması durumunda mutlu olabilir. Bunlardan biri görmezden gelinir veya doyurulmazsa mutluluk serüveni ya nakıs kalır veya ütopya haline gelir.

Tarihten beri insanlar sürekli olarak mutluluğu yakalamak için uğraşmışlardır. Kimisi mutluluğu parada, malda, zenginlikte ararken; kimisi kadında, güzel meskenlerde yaşamakta aramış; kimisi de güzellik, güç-kuvvet, hısım-akraba, eş-dostta aramıştır. Ancak insanlık tarihinin acı tecrübeleri bunu göstermiştir ki, insanların mutluluk aradıkları bu yanılgılar beyhude çaba olarak kalmıştır. Bu çabalar hiçbir mutluluk getirememiş, aksine acı sonuçlar intaç etmiştir. Ancak kimi insanlar da mutluluğu olması gereken yerde yani mutluluk verende aramış ve mutlu olabilmiştir.

İnsanoğlunun bütün çabası, çalışıp didinmesi, sırf bu gaye uğrunadır. Bu bağlamda mutluluğu elde etmek için yapılan çalışmalar zamanla sistematize edilmiş, geliştirilmiş ve disipline edilerek ilim-bilim dalları haline getirilmiştir. Yani ortaya çıkmış ve geliştirilmiş hemen hemen bütün ilim-bilim dalları sırf bu amaca hizmet etmek üzere üretilmiş ve geliştirilmeye devam etmektedir. Özellikle de Rönesans denilen sosyal devrimden sonra felsefe, psikoloji, sosyoloji, sosyal psikoloji gibi sosyal bilimlerin artık disiplinli birer ilim-bilim dalları olma yönünde mesafe katetmeleri ve bunlara tutunulması, mutluluğu yanlış yerlerde arayan insanoğlunun yaşamış olduğu acı tecrübelerin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Mutluluğu aramak adına çalışmalar yapılmış ve bu ilim-bilim dalları ortaya çıkmıştır. Ancak ne yazık ki acı tecrübelerden bir ders çıkarılmamış olsa gerek ki, yine yanlış yerlerde ve yanlış yöntemlerle mutluluk aranır hale gelmiştir. Bütün gelişmeler maddi dünyanın refahı için yapılmış ve mutluluk dar olan bu maddi dünyanın iyileştirilmesinde aranmıştır. Sonuç: buhran… unalım… sosyal felaket…

İnsanların, mutluluğu yakalamak için yapmış oldukları disiplinli veya tecrübi bütün çalışmalar, iki ana fikir etrafında dönedurmuştur. Birincisi saf insan kaynaklı, yani sadece insan baz alınarak yapılan çalışmalar, ikincisi ise vahiy eksenli insan kaynaklı, yani insanı vahiy ile anlama bakış açısıyla yapılan çalışmalar…
Birinci kısım nazarıyla mutluluğu arayanlar sadece akıl, sezgi ve davranış sonuçları üzerinden çalışmalar yapmış ve mutluluğu aramaya çalışmışlardır. Ancak vardıkları nokta “ehbete a’malu-hum” olmuştur…Çünkü yaratıcı unutulmuş, hesaba katılmamış ve sadece yaratılan dikkate alınmıştır.

Dünya ve ahiret saadeti öylesine ciddi ve büyük bir meseledir ki, sadece insan aklı, sezgisi ve davranış sonuçları bu meseleyi kavramaya yetmez. Çünkü söz konusu bu yetilerin sınırlılığı, günümüzde artık birbirinden bağımsız çalışan ilim-bilim dallarının hemfikir olduğu noktalardan biri haline gelmiştir. Bu yetilerin sınırlılığı formüle edile edile neredeyse matematikleştirilmiştir. Bu sınırlılık aranan mutluluk yolunun üstüne bir sed gibi konulmuş ve mutluluk görülemez hale gelmiştir bu yolun zavallı yolcularına…

Nitekim özellikle ortaçağdan sonra günümüze kadar sürekli olarak insanlara huzur ve mutluluk getirecek olan bir sürü düzmece hayat modelleri insanlara sunulmuş, fakat vahiy eksenli olmadıkları için sonuç vermemişlerdir. Sadece insanın görünen yönleri dikkate alınarak sunulmuş olan beşer ürünü model ve bakış açıları, insanlığa felaket getirmekten öteye geçememişlerdir. Bu bakış açılarının veya hayat modellerinin ismi ne olursa olsun, velev ki cazibeli bir görüntüsü olsa bile kof ve yaldızlı birkaç sözden ibaret olmaktan kurtulamazlar. Yine kandırmaca bakış açıları ve modeller oldukları için insanoğluna faydalı bir şeyler verememiş, aksine insanoğlunun insanlığından çok şey alıp götürmüştür. Bunu günümüz dünyasında anlamak daha kolay olsa gerek.

Maneviyattan ve imani hakikatlerden uzak olan, yani vahiy eksenli bakış açısından uzak olan, sadece maddi yön veya görüntü dikkate alınarak üretilen sistemlerin, insanlığın başına nasıl sosyal ve psikolojik felaketler getirdiğini, günümüz batı dünyasına veya batılılaşmış/batılılaştırılmış zavallılara baktığımızda daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü Yüce Rabbimizin fermanı budur: “Kalpler, ancak Allah’ı anmakla tatmin olur.” Bunun dışındaki hiçbir şey –istisnasız- insanı mutlu edemez ve saadete kavuşturamaz.

İkinci kısım çalışmalar ise vahiy eksenli olup insanın aklı, sezgileri ve davranış sonuçları dikkate alınarak yapılan çalışmalardır. Doğal olarak bu çalışmalar olumlu neticeler vermiş ve mutluluk yolu aydınlatılıp geçilmeye müsait bir hale getirilmiştir. Çünkü bu çalışmalarda yaratılanı en iyi bilen yaratıcı unutulmamış ve hesaba katılmıştır. İnsanın, mevcut maddi organları ve manevi yetileriyle ulaşamadığı noktalarda vahiy devreye girmiş ve yol yine aydınlık kalmıştır. Hedeflenen amacın önünde sınırlılık gibi herhangi bir engel kalmadığı için sonuç başarılı olmuş ve mutluluk yakalanabilmiştir…

Bu yolun özeti şudur: Amacı, insanoğlunun hem bu dünyada ve hem de ahirette mutluluk bulması ve saadete erişmesidir; yöntemi, bu amaca götürecek olan en sağlam, en ma’kul ve en faydalı unsurları dikkate alan vahiy eksenli bakış açısıyla yürümektir; sonucu ise dünya ve ahiret mutluluğu ve gerçek saadet…
Vahiy eksenli olarak insanın gerçek mutluluğa erişmesi, ancak vahyin insana ulaşmasında vesile olan resulleri anlamakla olur. Çünkü vahyi direk olarak Allah’tan alıp insanlara ulaştırdıkları için ve vahyin açıklayıcıları sıfatına haiz oldukları için resuller anlaşılmadan vahiy anlaşılmaz. Vahiy anlaşılmadan ise vahiy eksenli bakış açısı ve hayat modeli de anlaşılmaz ve sonuç başarısızlık olur.

hayat modeli oluşmaz ve bu model olmadan da mutluluk olmaz, o halde resulleri ve getirdiklerini çok iyi anlamak lazımdır. Bizim bu âcizane çalışmamız resulleri anlama noktasında son şeriatın peygamberi ve son resul olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’i anlamak içindir. Hz. Peygamberin getirdiklerinin doğru bir şekilde hayata uygulanması için doğru bir şekilde anlaşılması lazım olduğu kanaatimiz bizi bu çalışmaya sevk etmiştir.

Bunun için bizler de istedik ki Hz. Peygamber (s.a.v.)’i daha iyi anlama yolunda bir yazı dizisi kaleme alalım ve siz değerli okurlarımıza sunalım. Bu vesileyle birbirimize faydamız dokunur düşüncesindeyiz. Allah niyetimizi, kendisinin istediği bir şekle soksun ve kalplerimizde rıza-i ilahi dışında bir şey bırakmasın. Hedeflediğimiz hayırlı sonuçlara bizleri ulaştırsın ve kendi rızası için yapılan bir ibadet olarak kabul etsin.

Bu yazı dizimizi kaleme alırken tabii ki bazı ilkeleri kendimize şiar edinmekteyiz. Bu yazı dizimizin özellikleri kısaca şunlar olacaktır:

Öncelikle, klasik bir şekilde peygamberimizin hayatını baştan sona kronolojik olarak anlatmaktan ziyade, özelliklerine ve verdiği mesajlara göre bölümlere ayırmak ve her bölümü de konulara bölerek anlatmak.

Kaleme alacağımız konuları sırf hikâye gibi anlatmaktan ziyade, önemli gördüğümüz kısımlarını kısaca hikâye edip, hikâyenin bize düşündürdükleri ve bizde bıraktığı izleri ders ve ibret nazarıyla değerlendirip yoğunlaşmayı yöntem olarak kabul etmek.

Kaleme alacağımız konular ve özellikle de üslubumuzun, İslam âleminin bugünkü durumunu, sıkıntı ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, ümmetin vahdetine ters olmayacak, aksine katkı sunacak bir tarzda olmasına özellikle dikkat etmeyi kendimize olmazsa olmaz olarak kabul etmek.

Ayrıca insan olmamız hasebiyle kasıtsız olarak yapabileceğimiz yanlışlıkların da olabileceğini düşünüyor ve yazdıklarımızı mutlak doğrular olarak görmemeyi edep olarak sayıyoruz. Ancak yazdıklarımızı da yanlışlık olduğu ilmen ve aklen tespit edilmediği sürece en doğru bildiğimiz şeyler olarak da kabul ediyoruz.

Olası yanlışlıklarımız durumunda zaten söz ve kalem dergisi inceleme kurulunda görev alan kardeşlerimizin, bizi ikaz edeceğini umuyor ve ayrıca okurlarımızın da bizi olumlu/olumsuz olarak eleştirmelerini de bekliyoruz.

Allahu Teâlâ’dan bu çalışmamızı bizim için ve tüm İslam ümmeti için hayırlara vesile kılmasını diliyor ve sadece kendi rızası için yapılan bir ibadet olarak kabul etmesini dua ediyoruz. Bir dahaki yazımızda buluşmak dua temennisiyle Allah’a emanet olunuz…

Serhad YILDIRIM

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla