PSİKOLOJİK SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE İSLAM MODELİ:DEPRESYON

PSİKOLOJİK SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE İSLAM MODELİ:DEPRESYON

Bismillahirrahmanirrahim

Yazı dizimizin bu ayki bölümünde psikolojik rahatsızlıklar içerisinde en sık rastlanan, oluşumunda ve gelişiminde çeşitli faktörlerin rol oynadığı bir rahatsızlıktan, depresyondan söz edeceğiz. Depresyon rahatsızlığı (daha çok majör depresyon)  yaşamdan zevk alamama, hareketlerin yavaşlaması ve ilgi kaybı, konsantrasyon ve genel performans kaybına yol açan bir hastalıktır. Karakteristik fiziksel bulguların yanı sıra, uyku bozuklukları, iştah ve kilo kaybı gibi durumlar ve ayrıca umutsuzluk hissiyatına kapılma da meydana gelir. Bu, ölüm ve somut intihar düşüncesinin oluşumuna yol açabilir. Düşünce akışı yavaşlar ve genellikle kişi, kendisinin ne kadar kötü durumda olduğu, mevcut durumun ne kadar karamsar ve geleceğin ne kadar umutsuz olduğu gibi tek bir konu etrafında dönüp dolaşır. Depresyon çok farklı şekillerde, farklı belirtilerle ortaya çıkabilir. Bu durum depresyonun kaynağıyla alakalıdır. Bazen vücuttaki biyolojik bir değişiklik depresyonu tetiklerken bazen bir yaşantı depresyonun gelişmesinde rol oynayabilmektedir. Depresyonunun tetikleyicilerinin araştırıldığı bazı araştırmalarda bulgular, depresyonun ortaya çıkışı ve gelişiminde genetik faktörlerinde belirleyici olabileceğini ortaya çıkarmıştır. Daha önce depresyon geçirmiş anne-babaların çocuklarının (genel popülâsyona göre) 2-3 kat daha fazla depresyona yakalanma riski taşıdıkları ortaya çıkmıştır. Yakın dönemde yapılan araştırmalarda depresyonun kadınlarda erkeklere göre iki kez daha fazla görüldüğü ortaya çıkmıştır. Depresyon vakalarının büyük çoğunluğunda başlangıç yaşı 20 ila 50 arasındadır. Araştırmaların çoğu çocuklarda ve yaşlılarda depresyonun görülme ihtimalinin daha düşük olduğunu bulmuştur. Ancak bazı araştırmalar (özellikle sosyokültürel yapının değişimine bağlı olarak)  yaşlılardaki depresyonun arttığı gözlemlenmiştir. Yine son zamanlarda, depresyonun 20 yaş altında eskiye göre daha sık görüldüğü gözlenmektedir. Kişiler arası ilişkiler de depresyonun ortaya çıkışında önemli bir belirleyiciliğe. Keza depresyon da kişiler arası ilişkileri bozabilir.

Depresyon en çok boşanmış ya da ayrılmış kişilerde görülür. Araştırmalar evli erkeklerin en düşük risk grubunu oluşturduğunu söylemektedir. Daha sonra sırasıyla, evli kadınlar; yalnız yaşayan ve dul kadınlar; yalnız, dul, boşanmış erkekler; ayrılmış veya boşanmış kadınlar artan oranda risk taşımaktadırlar. Ayrıca düşük sosyoekonomik durum ile depresyon arasında bir bağlantı olduğunu söyleyen araştırmalarda vardır.  Depresyonun sık görüldüğü bir başka durum da işsizliktir. İşsizlerde depresyonun işi olanlara göre üç kez daha fazla görüldüğü bildirilmiştir. Araştırmalar majör depresif bozukluğun görülme oranının yıllar geçtikçe arttığını söylemektedir. Depresyon bütün yaş gruplarında artmakla birlikte özellikle 1960 ve 1975 yılları arasında doğanlarda bu daha belirgindir. Keck (2010) depresyonla ilgili olarak     ‘’Ciddi, hatta bazı durumlarda yaşamı tehdit eden bir hastalıktır’’ demektedir.

‘’Tedavi edilmediği takdirde ölümcül olabilir. 40 yaşına kadar olan insanlarda

Depresyon kaynaklı özkıyım (intihar) neticesindeki ölüm, kazayla ölümden

sonra en sık görülen ikinci ölüm nedeni olarak gösterilmektedir’’ demektedir.

Modern Tıp da depresyon hastalarını tedavisi için çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bunlardan ilki psikoterapidir. Genellikle farmakolojik (ilaçla) tedavide de psikoterapi beraber yürütülmektedir. Psikoterapi rahatsızlığın hemen her düzeyinde iyi neticeler vermesine rağmen uzun süreli ve masraflı olduğu için daha çok ilaçla tedavi yoluna gidilmektedir. Bugün hemen her yaş grubunda birçok depresyon tanısı konulan hastaya farklı dozlarda antidepresan verilmektedir. Bu ilaçların her ne kadar bağımlılık yapmadığı söylense de psikolojik rahatsızlıklara yönelik bu türlü müdahalelerin kesin bir çözüm olmadığı rahatlıkla söyleyenebilir. Yapılan araştırmalar depresyonun tekrar etme olasılığının %80 olduğunu göstermiştir. Özellikle ilaçla tedavide antidepresan kullanımını bırakan hastalarda önceki dönem belirtilerinin tekrar ortaya çıktığı görülmektedir. Bazı çevreler (buna sağlık kurumları ve sağlıkçılarda dâhil) antideresanları tamamiyle zararsız, bağımlılık yapmayan, mucizevî ilaçlar olarak lanse etse de gerçeğin hiçte böyle olmadığı bilinmektedir. Peki, bunun nedeni nedir?

İlaç şirketlerinin büyük paralar kazanan kapitalist şirketler olduğu düşünülürse bu tür söylemler kulağa pekte garip gelmeyecektir. Peki İslam  psikoloji anlayışı depresyona nasıl bakıyor, ssorunun çözümü için ne tür öneriler sunuyor?

İlk olarak depresyonun önemli belirtlilerinden yoğun mutsuzluk halini ele alalım.

Shaykh Ömer Baloch depresyonun üzüntüden kesin olarak farklı olduğunu iddia etmektedir. Özellikle çok zor, ağır koşullarda bile tebliğ vazifesini devam ettiren peygamberlerin derin bir üzüntü içerisine girmelerine rağmen depresyona girmemeleri, derin üzüntünün depresyon için kesin bir sebep olamayacağına işaret etmektedir. Üzüntü tıpkı diğer duygular gibi normal, ama kontrol edilmesi gereken bir duygudur. Depresyonun sonuçları düşünüldüğünde problem büyümeden önce küçük ama etkili yöntemlerle sorunları ortadan kaldırmak, problemin çözümünün en önemli basamağını oluşturmaktadır. Modern Psikolojide çok kullanılan terapi yöntemlerinden  BDT ( Bilişsel Davranışçı Terapi), hastanın problemiyle ilgili bilişsel düzeyde farkındalığı arttırmayı amaçlamaktadır. Bu yöntemle hastalara  problemini tanıma, soruna farklı bakış açılarıyla bakma ve çözüm odaklı düşünme becerisi kazandırılmak istenir. Bu uygulama psikoloji bilimi için yeni olsa da ilahi kitapta (Kuran-ı Kerim’de), problem çözümüne ilişkin, BDT tekniğini hatırlatan  ayetlerle karşılaşmak mümkündür. Bununla ilgili bir kaç örneği şöyle sıralayabiliriz:

 

  1. Allah hiçbir nefse taşıyamayacağı yükü yüklemez.(Bakara/286): Kişinin yaşadığı problem ne kadar büyük olursa olsun kişi o problemle mücadele edip yenecek kadar güçlüdür. İslam inancı depresif olayların çözümsüzlüğünü ve yıkıcılığını reddeder.
  2. Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır (inşirah/5): depresyona giren hastaların en büyük sorunlarından biri karamsar bir ruh haline bürünmeleridir. Yaşanılan sıkıntının hiç bitmeyeceği düşüncesi kişi derin psikolojik bunalımın pençesine iter. İntihar girişiminde bulunan depresyon hastalarının hayatını sonlandırmak istemesinin en temel sebeplerinden biri hastalığın asla son bulmayacağı düşüncesidir. Bu acıyı sonlandırmak için intihar iyi bir teknik gibi gelmekte veya tek çözüm yolu olarak görülmektedir.
  3. Çektiğimiz sıkıntıların bizi temizleyeceği ve olgunlaştıracağı,’’ Sizin hayır sandığınız şer; Şer sandığınız şeyde hayır vardır’’.(Bakara/216): Bugün modern psikoloji hiçbir duyguyu yadırgamaz. Kin, nefret, hırs, acı… Bunların hiçbirinin tek başına kötü olmadığını kabul eder. Depresyon gibi ağır ruhsal ve bedensel rahatsızlıkların bireyin olgunlaşması yönünde önemli katkılarının olduğu bilinmektedir. Problemler sadece yıkıcı değil geliştirici ve yapıcı bir karaktere de sahiptir.
  4. Depresif olaylar üzerinde kontrol gücüne sahip olduğumuzu unutmamalıyız. Bizler duygularımızı istediğimiz şekilde kontrol edemesek bile irade sahibiyiz, atacağımız adımlara biz karar veririz. İlk adım depresif olayın bizde meydana getireceği olumsuz ruh halini ve psikolojik yıkımı absorbe etmek olacaktır. Depresyon genellikle yaşanılan olumsuz duruma (olaya) verilen aşırı değerle büyür. Kafada büyütülen sorun veya yanlış savunma stilleri depresyonun üzerimizde ki yıkıcı etkilerini arttırır. Akla gelebilecek kuruntu ve vesveselerden korunma yolu olarak ‘’ Allaha sığınmayı’’ tavsiye eder.
  5. Bu problemin ebediyen devam etmeyeceğinin bilincinde olmak: vesveseler psikolojik sorunların adeta sonsuza kadar süreceği yanılgısına bizleri kaptırmaya çalışır. Oysaki hiçbir sorun ebediyen devam etmez. Korkuyla, açlıkla, maldan eksilmeyle imtihan edildiğimizin ve güçlü olmamız gerektiğinin farkında olarak hareket etmeliyiz. Aksi takdirde meydana gelen moral bozukluğu ve hayal kırıklığı depresyonla mücadele gücümüzü zayıflatır, kısa zamanda tükeniriz.
  6. Her şeyi akışına bırakmak ve değişimi sabırla beklemek: depresyon gibi psikolojik sorunlarda aceleci davranmamak gerektiğinin bilincinde olunmalıdır. Biz her şeyin bir anda değişmesi istesek de her hastalığın bir tedavi süreci vardır, sabretmek gerekir.

Ayrıca kader inancı ve her şeyin Allahın tasarrufunda meydana geldiğine inanmak hastanın moralini yükseltebilir.

 

Peki İslam’a göre depresyona neler yol açmaktadır­?

Duygudurum bozuklukları içerisinde yer alan depresyon, yine kendi içerisinde de alt dallara ayrılmaktadır. Bunlardan en yaygı görülen (%90-%95) majör depresif bozukluktur. Bu tür depresif bozukluğun çok çeşitli sebepleri olduğunu daha öncede belirtmiştik.Fakat dini inancımız depresyon tipi rahatsızlıklara,günümüz bilim çevrelerinin baktığı pencereden farklı olarak, daha geniş bir pencereden bakmaktadır. Bugün –depresyonda dahil olmak üzere- bir çok psikolojik rahatsızlık, psikolojik testlerle yardımıyla teşhis edilmektedir. İşin doğrusu, bu tip testler insan ürünüdür ve insanlar tarafından geliştirilmiştir. Bu nedenle tam bir kapsayıcılığından söz edilemez. Testlerde ağırlıklı olarak, o anlık duygudurumunu öğrenmeyi amaçlayan maddeler yer alır. Hiç bir testin geçerlilik ve güvenirliği %100 değildir. Özellikle ölçülemeyen insan özelliklerine, bu tip ölçeklerde yer verilmez. Örneğin ölçeklerin hiçbirinde imani olarak kendimi zayıf hissediyorum diye bir maddeyle karşılaşamazsınız. Buna rağmen hemen her araştırma inancın özellikle depresyon gibi duygudurum bozukluklarında önemli bir faktör olduğunu belirtirler. Peki Kuran depresyonu nasıl ele alır?                                              Bu soruya cevap verebilmek için Kuran-ı Kerimde depresyonla ilgili olduğunu  düşündüğümüz bazı ayetleri incelememiz gerekmektedir.

1-Depresyonun gidişatını belirleyen kişinin zihninde meydana gelen olumsuz düşünceler (vesvese): Depresyon ve kaygı bozukluklarında psikolojik yıkıma yol açan bir durumdur. Kuran-ı Kerimde bu duruma işaret eden bir çok ayet bulmak mümkündür:’’ Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda hatırlayıp hemen gerçeği görürler.’’(araf /201).

Depresyonda gerçek dışı düşüncelerin farkında olmak bireyin sorunlarla mücadele gücünü arttırmaktadır.

2- Negatif bir kişilik: Negatif kişilik özelliklerini kendilerinde barındıran kişilerin depresyona yakalanma riski daha yüksek, bu tip kişilerin depresyonu atlatma şansı daha düşüktür. Çevresiyle pozitif ilişkiler kuran bireyler sosyal destek kaynaklarına sahip oldukları için bir çok psikolojik sorunla daha kolay baş ederler. Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemisini verir. Öğüt alsınlar diye Allah

insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.’’(İbrahim 24-26).

Yine bir başka ayette ‘’ Sayet sen kaba,katı yürekli olsaydın, hiç süphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi.’’(Ali İmran 159).

3- Yaşanan ağır olaylar: Yaşadığımız ağır olaylar bizi depresyona itebilir. ‘’ Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti’’(Tevbe/25), ‘’ Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Yükünü senden alıp atmadık mı? O senin belini büken yükü.’’ . Kuran-ı Kerimin 94.sırada yer alan inşirah suresi yaşanan bir olayın akabinde meydana depresif bir ruh haline  işaret etmektedir. Modern psikoloji bu tip vakaların tedavisinde benzer olarak 3 yaygın yöntem dener.

1.si Hastaya içgörü kazandırmaya çalışır. Bu yolla meseleye daha geniş perspektiften bakmasını sağlar ( göğsünü açıp genişletmek),

  1. Olarak gelecekle ilgili pozitif beklentiler oluşturma, güçlü tutma (Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır,gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır/5-6)
  2. Olarak bu tip kötü düşünce ve vesveselerden uzaklaşması için aktivitelere yönlendirme. ( Bos kaldın mı hemen (baska) ise koyul,yalnız Rabbine yönel/7-8). Depresyonda ki en önemli problemlerden biri hastanın içe kapanıp, kendini toplumdan soyutlaması ve zihnindeki kötü düşüncelerle baş başa bırakmasıdır. Bu gün özellikle hiçbir iş göremeyen depresif hastalar, ağır depresyon haplarıyla neredeyse bütün gün uyutulurlar. Bu kesin bir tedavi olmadığı gibi, hastayı içinden çıkılmaz daha derin bir kuyuya atmak anlamına gelir.

4-Sosyal çevremiz: Sosyal kaynaklarımız, sorunlarımızla mücadelede bize sağladıkları fayda kadar zararda verebilir. Ahlaki olarak yıkıma uğramış toplumlarda depresyon doğal olarak daha fazla görülmektedir. Bugün yozlaştırılan toplumlar (özellikle Amerika ve Avrupa toplumları) depresyon ve diğer psikolojik sorunların ciddi artış gösterdiği yerlerdir. Bununla beraber bugün toplum dinamiklerini biz belirleyemiyoruz. Giydiğimiz, yiyip-içtiğimiz birçok şey başkaları tarafından belirleniyor, toplum algısı başkaları tarafından şekilleniyor. Yani yaşadığımız  toplumun zihniyeti ve hayat anlayışı bizi depresyona itebiliyor.

Sonra ki yazımızda Kaygı bozuklarını İslam psikoloji anlayışı çerçevesinde ele alacağız.

Allaha emanet olun… (Devam edecek)

Kaynakça

 

Baloch, Ö. (2005). ISLAMIC SOLUTION TO DEPRESSION.

Keck, M. (2010). Depresyon,nasıl ortaya çıkar, nasıl tedavi edilir?

Savrun, M. (1999). DEPRESYONUN TANIMI VE EPİDEMİYOLOJİSİ. Depresyon, Somatizasyon ve Psikiyatrik Aciller Sempozyumu, (s. 11-17). İstanbul .

 

   Ramazan DİRİ

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla