RESUL’E MEKTUP

RESUL’E MEKTUP

Rahman ve Rahim olan yüce Allah’ın adıyla

Salat ve Selam, Alemlere Rahmet olarak gönderilen Allah’ın Resulünün üzerine olsun.

 

YA RASULULLAH!

Senden asırlar sonra gelen ümmetinin milyonlarca ferdinden bir ferdim bende.

Sana olan hasretimi, birazda ümmetinin içine düştüğü hali şikayet etmek için, bir mektup yazmak istedim.

Önce elime tertemiz ve pürüzsüz bir kağıt aldım sonra, sevdanın ve hasretin simgesi olan kırmızı mürekkepli bir kalem.

Kağıda yaklaştırdım kalemin ucunu, sana olan sevdamı haykırmak için.

Bende senin ümmetinim. Seni seven bir kalbe sahibim. Dayanılmaz bir hal aldı sana olan hasretim.

Senden çok sonra geldim belki ama ümmetim ümmetim diye inlediğini hep varislerinden işittim.

Sen ümmetim dedin kendi asrında. Bende Lebbeyke Ya Resulullah dedim kendi çağımda.

Ve seni görmeden sevdim. Allah’ın, Habibimi sevin dediği gibi sevdim.

Candan öte canı feda edecek kadar sevdim. Ve bunu haykırmak istedim. Yazamadım Ya Resulullah. Yazamadım…

Ne zamanki Ta Resulullah dedim, kelimeler düğümlendi boğazımda.

Yazmak için direttim. Seni düşündüm günlerce, haftalarca.

Yazabildiğim tek sözcük Ya Resulullah’tı. Ya Resulullah diyebildim sadece…

Ama devamını getiremedim. O cesareti bulamadım aciz ruhumda.

Senin aşkını kalbime gizledim. Vuramadım açığa. Diretemedim daha fazla.

Hasretimi bir kenara bıraktım ve ümmetini sana şikayete başladım.

 

Senden sonra ümmetin ne hale düştü Ya Resululluh!

Bölündü, parçalandı, fırkalara ayrıldı. Biri, diğerini kabul etmez oldu. Benlik sevdasına düştü her biri.

Düşman pusuda beklerken, onların vurduğu hep kendileriydi.

Halbuki sen, benden sonra eski cahiliye adetlerinize dönmeyin,

Birbirinizi vurmayın. Diye uyarmıştın ümmetini ama ne çare.

Senden sonra unuttular seni.

Oysaki sen varken, her sözün birer inci gibi kıymetliydi.

Kaybetme korkusuyla kaydediliyordu her biri. Hayatları pahasına koruyorlardı hadislerini.

Heyhat ki; senden sonra daha da kıymetlenmesi gerekirken, kenara atıldı birer kağıt parçası gibi.

Defalarca söylendi. Aktarıldı nesilden nesile. Kopyalandı yüzbinler adedince.

Ama iyi anlaşılmadı Ey Nebi. Daha doğrusu anlaşılmak istenmedi. “Müslümanın kanı Müslümana haram dendi bir gece.

Ama bilinmiyormuş gibi nice cana kastedildi o gecenin gündüzünde.

Gel gör ki, bağışlanmaları için Allah’a yalvardığın ümmet şimdi ne halde.

Şikayet ediyorum Allah’ın Resulüne şeklinde, feryadımı sana duyurmak istedim.

Ne tuhaf ki, kalemim yazmamak için diretti adeta. Seni üzmemek için mürekkebini akıtmadı kağıda.

Nice kavimler helak oldu yaptıkları azgınlıklar sebebiyle.

Ümmetinde günahkar ama azap etmiyor ALLAH onlara senin hürmetine.

“Sen onların içindeyken, onlara azap edecek değiliz.” Buyuruyor Allah.

Günahkar da olsak senin ümmetiniz Ya Resulullah. Sen ümmetim demekten vazgeçme ki bende bağışladım desin Allah.

 

Hasretle kavrulurken şu garip gönlüm, umutlarla canlandı bir nisan ayında.

Bir müjde gibi doğan ve umut vadeden güzel gelişmeleri de anlatmak istedim sana.

Bu karanlık ve zulüm çağın da.

Kalemim benden daha istekliydi yazmak için bu defa. Evet, işte yazıyorum. İlan olsun diye arz ve semaya.

Müjdeler olsun sana Ya Resulullah!

Peygamber sevdalıları yine çıktı meydanlara. O kutlu nurunu hissettirmek için tüm halklara…

Davet ediyorlar ümmetini sana ilan-ı aşka.

Ve ümmetin; asırlar önce yaşattığın o sevinci bir daha yaşamak için, akın ediyorlar kutlu doğum meydanına.

Ümmet bilinci tekrar yeşertiliyor karanlık küfrün inadına.

Günahlardan dolayı pişmanlık ifadesi olan istiğfar dolaşıyor dudaklarda.

Ümmetiniz diye haykırıyorlar, salat ve selamlarla.

Bir görsen Ya Resulullah!

Senin safında olduklarını ilan etmek için, sancakları yükseltiyorlar semaya.

Yer gök şahittir ellerdeki tevhid bayraklarına.

Uğruna canlar feda o sancağını yanlız erkekler değil, kadınlarda yüklenmiş bu meydanda.

Ve küfür korksun bundan sonra. Çünkü o mübarek sancağın artık Zeyneplerinde omuzunda

 

Zehra ÖZELÇİ

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla