SAVRULAN

SAVRULAN

Ruhlar ki yorgundur çoğu zaman…
Firkâtin acısıyla durgun, zincirlerle prangalanmış mahpusluğa…
Gözü görmez, sağır, dilsiz olmuş bir deli rüzgâr da savrulup durur.
Uyandıran yok O’nu… Yanlışların da boğulur…
Şu Kâinat-ı Kebir kimse tutmaz elini, ıssız sessiz sokakları mesken bulur.
Gülen bir yüze muhtaç, sevgiye aç! Huzura aç! Mutluluğa aç!
Sahi ne kadar oldu yüzünde ki kırışıklıkların gülmek için yerini bozmadığı?
Belki bir yıl belki bin yıl… Ne desem meçhul, ne desem yok doğruluğu…
Alışmadı, sevmiyor ruhunda ki acı bozgunluğu!
Bombardımana tabi şu benliği, kaldıramıyor artık gözlerinde ki doluluğu…
Yediremiyor çocukluğuna şu anki amansız mutsuzluğu…
Bu kararsız savruluşların tükensin sonu.
Varmalı bir yere artık! Uyandırmalı içinde ki kesif hastalık mûzırını.
Bul Mahbubunu! Sarıl O’na! Yok huzura varışın O’ndan başka!
Gözyaşlarına bulamalı seccadeyi, göstermeli taşkın aşkını uzun zaman sonra.
Yoksa kurtuluşu yok! Devam edecek boşluğa savrulup durmaya.
Uyan! Aç gözlerini karanlıklardan ziyâlara.
Geç kalmazsan bir sabah varacaksın kardan aydınlığa…

Edanur ÇAĞLAYAN

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla