Ümmetten Ulus Üretmenin Türkçe’deki Yansımaları [ 3 ]

Ümmetten Ulus Üretmenin Türkçe’deki Yansımaları [ 3 ]

Önemine binaen üç sayıdır “kelime” konusunu işliyoruz. Çünkü “kelime” mühimin ötesinde bir mevzudur ve 1920-1930’lu yıllarda “Kelime Soykırımı” yaşanmıştır bu ülkede.

1936’da Cumhuriyet gazetesinde çıktığı iddia edilen ve bize “Ümmetten Ulus Üretme Projesi” mimarlarının dine ve dini terminolojiye bakış açısını resmeden bir yazı ile başlayalım:

‘ADAM YALVAÇ’IN UÇMAKTAN KOVULMASI’

“Ulu Tanrı, bizim ilk babamız olan Adam Yalvaçı (Âdem Peygamberi) ve onun eşi Hava ninemizi yarattıktan sonra, onları uçmak (cennet) içinde yaşatıyordu. Bu yeşil bahçenin içinde, bunların arı yaşamaları için, buradaki alma ağacının, yemişinden yemeği, bunlara yasak etmişti. Günün birinde, ak pınarın başındaki alma ağacının gölgesinde otururlarken tavgaç (şeytan) çıkageldi. Hava ninemize yaklaşarak onu tavladı. Ve bu güzel almadan yemelerini onlara tapşırdı (tavsiye etti).

Bu sırada, Hava’nın karşısında yan gelip, onun güzelliğiyle esri (sarhoş) olan Adam Yalvaç, ipdeşi (eşi, karısı) Hava’nın sunduğu almayı yemekten kendini tutamadı.

Yalvaç (peygamber), Tanrı buyruğunun tersine bu suçu işleyince, Ulu Tanrı gücendi ve bunları uçmaktan kovmak için kurgu kurdu (karar verdi). Bu isteğini onlara iletmek için Uçkun’u (Meleği) yanlarına yolladı. Uçkun, Tanrı buyruğunu Yalvaç’a söyledi. Adam Yalvaç (Âdem peygamber) Uçkunun söylediklerini anlamadı. Ve şaşkın şaşkın ona bakarak yerinden bile kımıldamadı.

Uçkun, bu kez Farsça söyledi. Adam gene anlamadı. Bunun üzerine ne yapacağını bilmeyen Uçkun, geriye döndü. Gördüklerini Ulu Tanrı‘ya ulaştırdı. Bu sırada gökler titredi ve şöyle bir buyruk duyuldu:

-Hey Uçkun, benim kulum olan bu Yalvaç, Türkçe’den başka dil bilmez. Ona benim buyruğumu Türkçe anlat! Uçkun, hızlı bir uçuşla Yalvaç’ın yanına vardı ve sözüne şöyle başladı:

-Hey ünlü Yalvaç! Ben Ulu Tanrıdan gönderilmiş bir yasulum. (kulum! Bir yasa adamıyım)

Onun yüksek buyruğunu size iletmeye geldim. Bu eşsiz uçmağı, Ulu Tanrı, size armağan etmiş ve bu urunda (makamda), arı yaşamanız için, bu alma yemişinden tatmağı, size yasak etmişti. Ancak siz Tavgaç’ın tavına uyarak, Tanrı buyruğunun tersine, bağışlanmaz bir suç işlediniz. Bundan ötürü Ulu Tanrı, size kızmış, sizi buradan kovmayı bana buyurdu. Tanrı sizi sınadı. Siz onun yahşiliğini (iyiliğini) ve uçmağın değerini bilmediniz. Haydin gidin buradan!

Bu sözleri dinleyen Adam Yalvaç, korkusundan ürperdi ve hemen Hava’nın elinden tutarak, Uçmağın penceresinden kendini loş karanlığa fırlattı.

Tanrının ilk kulu olan Adam Yalvaç’ın Türk olduğunu ve Türkçe’den özge (başka) bir dil bilmediğini, dünkü bitik yazıda, okuyucularımıza, anlatmıştık. Sözlerimize tutalga (Delil) olarak Tebrizli Türk Ozanı Şükühî’nin bu nesne için yazdıklarını anabiliriz. Bundan da anlaşılır ki, Türk ellerinin her bucağında yaşamış olan eski bilginler, ozanlar ve başka kimseler, hep Adam Yalvaç’ın Türk olduğunu biliyorlarmış. Ve bu inanışlarını da yeri geldikçe berkitiyorlarmış…”

Haklı olarak zihne takılan bir iki soru:

1-Tavgaç (şeytan) Hava annemize yaklaşarak onu tavladığına, elma ağacından elma koparıp yemeleri için dil döktüğüne göre, tavgaç acaba hangi dille konuşmuştu? İnsanlar, kelimelerle düşünüp kelimelerle konuştuğuna karar verdiğine göre bu nokta açıklanmamıştır. Yani şeytan da mı Türk’tür?

2- Ulu Tanrı, her şeyi bildiğine göre, Uçkununu (Meleğini) Ünlü Yalvacına (ulu peygamberine) gönderdiğinde, onun Türkçe’den başka bir dil bilmediğini niçin hatırlamamıştır?

Masa başında, rakı sofralarında üretilen kelimelerin bilimsellik düzeyi ancak bu kadar olur. Dönem kelime üretme dönemidir. Bu işe en fazla mesai harcayan ise tabi ki TDK’dır. İşte TDK orijinli olarak yabancı kelimelere karşılık üretilen ve öz Türkçe olarak lanse ettirilmeye çalışılan birkaç kelime:

CD: Çok yoğunlaştırılmış tekerlek çalar; Tren: Alttan ittirmeli; üstten tüttürmeli, çok oturgaçlı götürgeç; Yumurta: Tavuksal fırlatgaç; Restaurant: Sosyal otlangaç; Hostes: Gök götürü konuksal avrat; Fotoğraf Makinesi: Şekil çeken; Milli Marş: Ulusal düttürü; Otobüs: Oturgaçlı götürgeç; Minibüs: Kaptıkaçtı…  vs.

Bir de Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1935 tarihli programında yer alan TDK mamulü kavram ve deyimlere bakalım: “Törütgen yetkiler, irde kaynağı, özgür ertik sahipleri, kınavlar arasındaki uyum, yoğaltmanlar

arasında asığ kavgaları, çıkat tecimi için kipleştirmek, hayvan yeğritimi, ciddiğ bir yasav, ertik okulları, taplamak, yüret ve bildirge işleri, tutaklar ile kapsıkları ayırmak, ulusun yüksek asığı, klas kavgası ergesi, özel yönetgeler ve şarbaylıklar, arsı ulusal ergelerle cemiyet yapmak, kıymetli izdeşler…”

Bugün en köklü CHP’li dahi bu kelimelerden kaç tanesinin anlamını biliyor acaba?! Bugünün CHP’lileri bilmediği gibi o dönemde yaşayanlar da bilmiyordu. Zaten o dönemin CHP’lileri de bilmediği için mezkûr programın altına 170 kelimelik bir sözlük eklenmiştir.

Peki, M. Kemal’in 1934’te diplomatik bir davette yaptığı aşağıdaki konuşmayı bakalım anlayabilecek biri çıkabilecek mi bugün?

“Altes Ruvayal!… Sü erdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır. Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini o denlü yaltırıklı yöndemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özençe değer değildir. Avrupa’nın iki ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak, baysak, önürme, uygunuk kıldacıları bulunuyorlar. Onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar: baysal utkusu.”

Belki de bu kadar uzatmadan tek bir cümleyle de ifade edebilirdik meramımızı: “Kamûsa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilali, tek mukaddese saygı göstermiş: Kamûsa.”(1)

Görünen o ki Cumhuriyetin erken dönemlerinde Kamus’a da dokunulmuştur…

1- Cemil Meriç, Bu Ülke

Hidayet YILMAZ- söz&kalem dergisi-ocak 2014

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla