YAZAR SADULLAH AYDIN İLE “GENÇLİK ve SİYER” ÜZERİNE RÖPORTAJ

YAZAR SADULLAH AYDIN İLE “GENÇLİK ve SİYER” ÜZERİNE RÖPORTAJ

 

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Ben 1968 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde doğdum.  Kızıltepe ve Ergani’de ortaöğretim hayatımı, Çukurova Üniversitesinde yüksek öğretim hayatımı sürdürdüm. Yazarlığa lise yıllarında merak sarıp şiir, makale ve öyküler yazıp çeşitli dergilere gönderdim. Daha sonra yazılarım, öykülerim çeşitli dergilerde yayınlandı. Şuan Doğruhaber Gazetesi, İnzar Dergisi gibi yayın organlarında yazı ve öykülerim çıkmaya devam ediyor.

Roman alanında da çalışmalarım var. Dokuz civarında kitabım yayınladı. Bunların çoğu İslam’ın klasik çağını, Asr-ı Saadeti anlatan romanlar. Roman ve hikâye yoluyla İslam tarihini günümüz gençliğine anlatma çabamı, siyeri roman yoluyla sevdirme gayretimi sürdüreceğim inşallah.

Siyer denilince aklınıza ne geliyor?

Siyer, Peygamber-i Ekrem’in söz ve davranışlarıyla İslam’ı yaşama biçimini anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Peygamberin uygulamasıyla İslam yani… Peygamber olaylar karşısında nasıl davranmış, sosyal hayatı, siyasi hayatı nasıldı? Ailevi ilişkileri, çevresiyle ilişkileri, ailevi ve toplumsal ahlakı nasıldı? Peygamber nasıl yaşadı, İslam’ı hayatına nasıl uyguladı? Siyeri bilmeden bütün bunları bilemeyiz?

Modern asırda siyer-hayat ilişkisi ne durumda?

Modern asır Müslüman’ının, özellikle gençliğin yaşadığı en önemli sorun siyer-hayat ilişkisi konusunda içine düştüğü derin cehalettir. Kimdir Muhammed Aleyhisselam? Nasıl bir insandır? Nasıl bir liderdir? Sosyal ve ailevi yaşamında nasıldır? Günümüzün Müslüman’ı buna yabancıdır ne yazık ki! Peygamberle, Peygamberin yaşadığı İslam’la ilgili bildiklerimiz son derece sığ ve yüzeysel bilgilerdir. Bu yüzeysel bilgiler de yaşama aktarılmıyor. Peygamberin yaşadığı hayatı doğru dürüst bilmediğimiz gibi, bildiklerimizle de amel etmiyoruz.

Bugün insanlığın, milletlerin, genç nesillerin içine düştüğü buhranın, ahlaki yozlaşmanın en önemli nedenlerinden biri Peygamberin yaşadığı gibi İslam’ı yaşayamama sorunudur. Özellikle Müslümanlar için söylüyorum. Günümüz Müslüman’ı Peygamberin yaşadığı İslam’ı yaşayabilseydi birçok sorununun da çözüme kavuştuğunu görebilecekti.

Siyeri anlamdan İslami bir hayat yaşanabilir mi?

Peygamber İslam’ı en güzel bir şekilde yaşamış bir insan-ı kâmildir. Onun hayatı Kur’an’ın pratiksel tefsiridir. Peygamberin siyerine vakıf olmadan, onun Kur’an ayetlerini hayatına tatbikine vakıf olmadan arzulanan İslami bir hayat yaşanamaz. Peygamberi bileceğiz, tanıyacağız ki ona vahyedilen dini bilip yaşayabilelim.

Resulullah nasıl bir İslam yaşadı? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

O yüce önder İslam’ı bir bütün olarak yaşadı. Tüm boyutlarıyla yaşadı İslam’ı… İslam’ın bir yönüne tutunup öbür yönünü terk etmedi. İslam ne diyorsa onu yaptı.

Peygamber Aleyhisselam ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Günlerinin çoğunu oruçlu geçirirdi. Geceleri uyumaz, sabahlara kadar Kur’an okur, ağlayarak, yanık bir sesle Rabbine dua ederdi. ‘` Ya Resulullah! Kendini bu kadar yıpratmana gerek yok ki! Sen günahtan uzak, Allah`ın lütfüne mazhar olmuş, masum bir insansın!“ diyenlere ‘` Şakir bir kul olmayayım mı?“ diye cevap verirdi. En büyük ariflerden, en büyük mutasavvıflardan daha arif, daha zahit olan Peygamber Aleyhisselam aynı zamanda bir siyasetçi ve devlet adamıydı da. Orduya komutanlık eder, savaşlara katılır, başka ülkelerin yönetimleriyle antlaşmalar yapar, toplumsal ve siyasal sorunları vahyin ışığında çözüme kavuştururdu.

Yine Peygamber Aleyhisselam bir ahlak ve hayâ abidesiydi. Şefkatli bir baba, hoşgörülü bir eş, affedici ve ayıpları örtücü bir liderdi. Fakat münkerlere karşı, haram ve günaha karşı katı, tavizsiz davranır, münkirlere hayat hakkı tanımazdı. Allah`a isyan içeren bir söz ve eylemle karşılaşınca kızgınlıktan yüzü sapsarı kesilirdi.

Peygamberimizin ilme, kültür ve uygarlığa, fen bilimlerine verdiği önemi anlatmaya kelimelerin gücü yetmez sanırım. Abasını şairlerin altına seren, taraftarlarına okuma yazma öğretmek şartıyla savaş esirlerini affeden, ‘` Bir saatlik tefekkür bin aylık nafile namazdan daha hayırlıdır!“ diyen, okuma yazma bilmeyen cahil bir toplumdan dünyaya hükmeden bir nesil inşa eden, Mekke ve Medine`yi bir medeniyet ve uygarlık merkezine dönüştüren bir peygamber…

Kur’an’ın deyimiyle Peygamber Aleyhisselam bizim için en iyi örnek ve numunedir. İslam’ı en iyi yaşayan, eksiksiz yaşayan biricik rehberdir. Onun yaşadığı İslam eksiksiz ve sahih bir İslam’dır. O zaman Peygamberin yaşadığı İslam’ı öğrenmeli, yaşamalı ve yaşatmalıyız. Allah’ın katında makbul bir dinin dindarı olmak istiyorsak, bizi felaha ve cennete götürecek İslam’ın hangi İslam olduğunu bilmek arzusundaysak, Peygamberin uyguladığı İslam’ı kendimize şiar edinmeliyiz. Bunun da yolu ihlâstan, güçlü ve sahih bir siyer ve tefsir bilgisinden, ete, kemiğe bürünmüş, söz ve amele hâkim bir dindarlıktan geçer…

 Günümüz gençliği siyeri nasıl okumalı? Siyeri anlayıp yaşaması için nelere dikkat etmeli?

Her şeyden önce siyeri roman veya hikâye okur gibi okumamalıyız. Birçoğumuz ne yazık ki siyer kitaplarını eskiden kalmış, bizden öncekilerin yaşadığı güzel bir hayatı masal tadında öğrenmek için okuyoruz. Bunda yazılan kitapların da katkısı var. Peygamberi, Asr-ı Saadeti anlatan tarih kitaplarının birçoğu destanımsı bir üslupla anlatılmış. Olaylar, yaşananlar ulaşamayacağımız şeyler algısı var bu kitaplarda.

Hâlbuki yüce Allah, peygamberimizi anlatırken ondan insanlar için en güzel numune, en güzel örnek diye bahsediyor. Peygamberimiz her şeyiyle bizim için mükemmel bir numune, mükemmel bir örnektir. İslam’a inanmış insanlar olarak hayatın her alanında Resulullah’ı örnek almalıyız. Onu okuduğumuzda, onu anlamaya çalıştığımızda yaptığımızın bir beyin jimnastiği olarak kalmaması gerektiğini,  Peygamberin yaşadığı İslam’ı yaşamaya talip olduğumuzu bilmeliyiz.

Her şeyimizle Peygamberimizi örnek almalıyız. Peygamberimiz nasıl bir Müslüman’dı? Nasıl bir mü’mindi? Nasıl bir baba, nasıl bir kardeş, nasıl bir komşu, nasıl bir akraba, nasıl bir tacir, nasıl bir eş olduğunu bilmeli ve o doğrultuda yaşamalıyız?

Siyeri okurken yaşadığımız hayatı mercek altına almalı, yaşadığımız hayatın ne oranda Peygamberin hayatına benzediğini değerlendirmeliyiz. Akidemiz Peygamberin akidesiyle örtüşüyor mu? Ailemizle, toplumla, dost ve düşmanlarımızla ilişkilerimiz Muhammedi mi?

Kendimizi, hayatımızı, söz ve tavırlarımızı sorgulamalıyız. Ben nasıl bir Müslüman’ım? Yaşadığım hayat Peygamberin hayatıyla uyumlu mu? İslam’ı Peygamberin yaşadığı gibi mi yaşıyorum, yoksa İslam diye uyduruk bir din anlayışına mı mahkûm olmuşum?

Modern asrın gençliği derin bir buhran içinde boğuluyor. Gençliğin buhrandan kurtulması için siyer kültür ve bilincine ihtiyaç var. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Modern asrın gençliği manevi, ruhsal, ahlaki hastalıklarla pençeleşiyor. Tatminsiz, boşlukta yüzen bir gençlik… Bugün egemen kültür Batı kültürü… Batı İslam dünyasının gençliğine de hâkim ne yazık ki. Gençliğimize yön veren, gençliğin beslendiği kaynaklar Batı menşeli. Batı edebiyatıyla, Batı sanatıyla beslenen, Batılı bilim adamlarını referans alan bir gençliğimiz var. Gençlik Batıdan beslendiği müddetçe rahat yüzü göremeyecek, huzurlu bir hayata kavuşamayacak. Yarım bir insan olarak kalmaya mahkûm olacak.

Batı uygarlığı tek yönlü, insanın yarım parçasını doyurabilen bir uygarlık çünkü. Gençliğin maddi ihtiyaçlarına bir dereceye kadar cevap verebilir ancak. Ama asıl yarısını tatminden uzak. İnsan sadece maddeden ibaret bir varlık değil. İnsanın aslı, özü ruhi, ahlaki, manevi boyutudur. Batı bunu görmezden geliyor, yok sayıyor. Batının insanı tek kantlı bir kuş gibidir. Tek kantlı bir kuş uçabilir mi? Elbette ki hayır. Uçmak için öbür kanadının da olması lazım. Bu ise Batı kültür ve uygarlığında olmayan bir şey… Kurtuluşu, refahı, mutluluğu, geleceği, insani erdemlere sahip olmayı, huzuru Batı menşeli ideolojilerde arayan, Marksizm, Komünizm, Liberalizm, Demokrasi gibi anayurtları Batı olan ideolojilere kurtarıcı diye sarılan gençlik hiçbir zaman hedefine ulaşamayacaktır.

Peygamberimizin zamanındaki toplum, Peygamberimizin zamanında yaşayan İslam öncesi dönem gençliği günümüzün modern gençliğiyle aynı sorun ve sıkıntıları yaşıyordu. O dönemin gençliği de korkunç bir buhran ve karanlığın kucağında yokluğa doğru sürükleniyordu. Ama İslam geldikten sonra, İslam’ın diriltici mesajı gençlikle kucaklaştıktan sonra buhranlar içinde debelenen o yoz gençlikten altın bir nesil çıktı. İslam bunu nasıl başardı? Bunu öğrenmenin tek yolu İslam’ın Peygamber zamanında yaşanma biçimine bakmaktır. Peygamber ve dostları nasıl bir İslam’ı yaşadılar ki insanlık altın bir neslin varlığına şahit oldu? Burada siyer devreye giriyor. Sağlıklı bir siyer kültür ve bilinci tüm bu sorularımıza sağlıklı bir cevap bulabilmenin yolunu açacak.

Gençlik siyer okurken neye göre tasnif etmelidir?

Ben gençliğe iki tür okuma tavsiye ediyorum. Birinci okuma birikim ve altyapıyı oluşturmaya yönelik olmalıdır. Bu şu anlama geliyor. İlk önce geniş bir siyer bilgisine sahip olmalıyız. Bu da işe sağlıklı, sağlam, ulema tarafından kabul görmüş kaynak kitapları okumayla başlamakla olur. Günümüzde Siyer alanında yazılmış hacmi küçük kitapların çoğu asıl kaynaklardan faydalanılarak hazırlanmış, özet mahiyetindeki kitaplardır ve çoğu birbirinin kopyasıdır. O yüzden bunların da mutlaka faydası olmakla birlikte siyer alanında derinlikli olmak isteyen genç kardeşler kaynaklara yönelmelidirler.

Birinci okuma sürecinde belirli bir aşamaya gelen kardeşler ikinci okumaya geçebilirler. Bu da siyeri anlama, kavrama, siyer bilincine vakıf olma, sorgulayıcı bir bakışla olayları tahlil etme, Asr-ı Saadette yaşanmış olaylardan günümüz yararına ders ve ibretler çıkarabilme, Resulullah’ın yaşadığı İslam’ı modern hayatta yaşanabilir kılma yeterliliğine sahip olma kapasitesine yükseltecek bir okuma sürecidir. Devrimci, Rabbani âlim ve aydınların eserlerinden yararlanarak bu okuma başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilir.

Genç okur kardeşlerimize siyer alanında tavsiye ettiğiniz özel bir yazar-eser var mıdır?

Ali Şeriati, Mutahhari, Mustafa Sıbai, Ramazan el-Buti, Mevdudi gibi değerli âlim ve yazarların siyer alanında yazılmış çok güzel eserleri var. Özellikle Mevdudi’nin Hilafet Ve Saltanat, Mutahhari’nin Peygamberin(Resulün) İzinde ve Ali Şeriati’nin Kimdir Muhammed Aleyhisselam kitaplarını genç okurlarımıza tavsiye ediyorum. Ayrıca Yusufi yazar kardeşlerimizden Naşit Tutar’ın Allah’ın Elçileri kitabı var. Son okuduğum kitaplardan biri… Doğrusu üç cilt olan bu muhteşem kitaptan çok etkilendiğimi, yer yer gözyaşlarımı tutamadığımı itiraf ederim. Özellikle lise çağındaki kardeşlerim bu kitabı mutlaka okumalılar.

Son olarak dergimiz okuyucularına söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Genç kardeşlerime şunu tavsiye ediyorum: Mutlaka siyerde derinleşin. Siyer kültürüyle haşir neşir olun. Siyer kültürü hayatınızın her anını kaplasın. Öyle yapın ki günlük hayatınız siyer ışığında yaşanabilsin.

Şunu unutmayın; Bugün insanlık korkunç bir uçuruma doğru sürükleniyor ve bu uçurumdan düşmesi an meselesi… Öyle bir uçurum ki sonu dehşetli bir karanlık, yokluk, zulümat ve ebedi hüsrandır. İnsanlığı kurtuluş sahiline ulaştıracak yegâne gemi ise yüce İslam dinidir. Dünyada varlık sürdüren hiçbir ideoloji insanlığa kurtuluş getirme kudretine sahip değildir. Tüm beşeri ideolojiler, din etiketli sapkın inanç sistemleri insanlığa hüsrandan başka bir şey getirememenin acziyetini tadıp başarısızlıklarını kabul etmek zorunda kalmışlardır.

İslam’ı, gerçek İslam’ı, Muhammedi İslam’ı asrın idrakine sunmanın biricik yolu ise Resul-i Ekrem’in siretine vakıf olup o yüce insanın yaşadığı gibi bir İslami, dini yaşayışa sahip olmaktır.

 

Muhammed ALTUN

Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Güvenlik Güvenlik sorusunu güncellemek için resime tıkla