Acil, Doktor Google(!)

Acil, Doktor Google(!)

Soğuk kış ayları geldi çattı. Havalar bazen açık bazen kapalı… Bazen sabah yağmurlu gözüken hava öğlen kavurucu bir sıcağa dönüşüyor, bazen de sabah gülümseyen güneş öğlene doğru bardaktan boşalırcasına yağmura dönüşüyor. Sonbaharın bu belirsiz havasıyla birlikte soğuk algınlığı başta olmak üzere, pek çok hastalık kapıda. Şifa aranan en yakın kaynak ise Google, ya da Prof. Dr. Google desek daha doğru olur acaba…

 Peki, Doktor Google'a sağlığınızı emanet edecek kadar güveniyor muyuz? Cevabınız "evet" ise bir kez daha düşünün. Zira kendinizi olmayan bir hastalığın yarattığı kaygı bozukluğu içerisinde bulabilir, yanlış tedavi yöntemleri nedeniyle sağlığınızdan olabilir ya da önemli bir hastalığı önemsemeyebilirsiniz. Belki de aslında hemen teşhis konulsa çabucak atlatacağınız hastalık yanlış doktora(!) danıştığınız için ağır bir hastalığa dönüşebilir. Boş yere evhama kapılabilir ya da önemli bir belirtiyi önemsiz sanıp erken teşhis şansını kaçırabilirsiniz…

İnsanların sık sık arama motorlarına bir uzman aile hekimi gibi danışmalarından ve kendi kendilerine tanı, teşhis, tedavi yöntemleri koymalarından dolayı bir hastalık ortaya çıkmış. Hastalığın adı ‘Siberkondri’… Burada ufak bir parantez açmak istiyorum. Yazılarımızı sürekli takip eden arkadaşlar, yahu kardeşim sende her yazdığında yazıda başka bir hastalıktan bahsediyorsun, burası teknoloji sayfası mı sağlık sayfası mı?’’ şeklinde düşünebilir. Bana kalırsa diş hekimliği, ortopedi bölümü, KBB, göğüs hastalıkları gibi alanlar olduğu gibi hastanelerde dijital hastalıklar birimi de olmalı ve psikologlar hekimlerle birlikte dijital hastalıklara müptela olmuş hastalara şifa aramalılar. Sonuçta hızla değişen ve dijitalleşen bir çağda yaşıyoruz. Dijitalin hastalıkları da dijital dünyanın oluşum hızıyla doğru orantılı bir şekilde artacaktır. Parantezi kapatalım ve siberkondri hastalığını biraz inceleyelim. İşte, “siberkondri ” internete bağımlı ve takıntılı insanların yakalandığı bir hastalık. Tam tanımını yapmak gerekirse, sağlıklarıyla ilgili endişeleri olan bireylerin bu konudaki bilgilere ulaşmak için internette tekrarlayıcı biçimde ve uzun süre araştırma yapmaları ile tanımlanan bir bozukluktur.

Yapılan birçok araştırmaya göre, dünya genelinde internet kullanıcılarının % 80'i sağlık problemlerine çevrimiçi sitelerden teşhis koymaya çalışıyor. Bu kişilerin de çoğu, siberkondria, yani kendi kendine teşhis koymanın yarattığı kaygı bozukluğu yaşıyor. Araştırmacılara göre sağlıkları hakkında herhangi bir endişesi olmayan insanların bile ilk aramadan sonra kaygı düzeyleri hızla yükseliyor. Hastalık belirli bir konu üzerinde uzun süreli ve sık araştırma yapıldığında ortaya çıkıyor. Artan kaygı ve korku ise günlük yaşamı giderek daha fazla etkiliyor. Ancak kullanıcılar arama motorlarının nasıl çalıştığını, herhangi bir sayfanın kişinin karşısına çıkmasını sağlayan şeyin her zaman doğruluk olmadığını genellikle unutuyorlar.

İnternet, içinde bir kütüphane görevlisi memuru olmayan, isteyen herkesin raflara kendi yazdıklarını, istediği zamanda ve şekilde hiçbir süzgeçten geçirmeden koyabildiği bir kütüphanedir. İnternet kütüphanesinin raflarında doğru sağlık bilgilerini içeren, işe yarar, özenle hazırlanmış belgelerin yanı sıra kişisel gözlem ve değerlendirmeden kaynaklanan, bilimsel dayanaktan yoksun bilgiler de aşırı fazla bir şekilde var. Bir internet sitesinde yazılanlar doğu olsa bile, bu bilgiler ışığında kişinin sağlık sorunlarının değerlendirilmesi apayrı bir iş. Bu işin doğru yapılabilmesi için zengin ve geniş bir bilgi birikimi ile şikâyet ve belirtileri ağırlıklarına göre bir muhakeme süzgecinden geçirerek karar vermek gerekir. Aynı ilacın aynı hastalıktan muzdarip iki kişiye bile verilirken doktora sorulmadan verilmemesi gerekirken kimseye sormadan, danışmadan bir ilacın milyonlara verilmesi ne kadar sağlıklı; ne kadar doğru olur?

Doktora başvurmadan önce internette araştırma yapan hastaların sayısı giderek artıyor. En büyük sıkıntı, internetteki yanlış bilgiler ve yönlendirmelerden kaynaklanıyor. Tabii ki internetteki tüm bilgiler yanlış değil ancak burada doğru kaynakların seçilmesi çok önemli. Ayrıca ilaç reklamları, iddialı tedavi ve tanı reklamları hasta ile hekim arasında tartışmalı durumlar yaratıyor. Hekim onaylamadığı ilaç veya yöntem hakkında hastayı doğru bilgilendirmek, ikna etmek zorunda kalıyor. Araştırma sürecinde araştırmayı yapan kişiyi, muayene esnasında da doktorları yoran bu durumu daha tehlikeli hale getiren bir adım daha var. Kişinin doktor edasıyla kendi kendine teşhis koymakla yetinmeyip, kaynağı belirsiz tedavi yöntemlerine başvurması gibi bir durum önümüze çıkıyor. Kişi duyduğu bir hastalığı araştırmak, tanı konmuş bir hastalık için uygulanan tedavi yöntemi hakkında bilgi almak ve hastalıklardan korunmak için ne yapılabileceğine bakmak için internete başvuruyor. Ancak kendi kendine hastalık belirtileri üzerinden araştırma yapmaya başladığında tehlikeli süreç başlıyor.  Bu davranış biçimi sonucunda kişi önemli bir hastalığı olmadığı sonucuna varıp hastalığı önemsemeyebilir ya da ciddi bir hastalığı olduğunu düşünerek hastane hastane, doktor doktor dolaşır ve yüksek kaygı seviyesi psikolojisini bozar.  Psikiyatri hastalıkları da aynı şekildedir. Onlara da teşhis koymak, bilgi ve inceleme gerektirir. Sonuç olarak konuya uzak kişilerin hastalıklarına teşhis koyma ve tedavi belirleme girişimleri insan sağlığını tehlikeye atabilir.

 

Harvard Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre insanlar, en fazla, hıçkırık, horlama, böbrek taşı, kronik yorgunluk, grip, normal kan basıncı, kolesterol, yüksek tansiyon, dikkat bozukluğu ve şeker hastalığı konularında araştırma yapıyor.

Ülkemizde ise cilt hastalıkları en çok aranan hastalıklar arasında birinci sırada yer alıyor. Cilt hastalıklarını, alerji, grip, baş ağrısı ve hemoroit takip ediyor.

Ülkemizde kadınlar  %59,5’lik oranla sağlık aramalarında erkeklere göre daha aktif. Yaş aralıklarına bakıldığında 25-34 yaş grubunun %43,2’lik oranla en aktif grubu oluşturduğu görülüyor. Bu yaş aralığını yüzde 24'lük oranla 35-44 yaş aralığı takip ediyor. Bu iki yaş grubunda en çok arama yapanlar yine kadınlar olarak karşımıza çıkıyor.

Google gerçekten derdimize deva olan bir doktor olamaz mı? Elbette Google amca yeri geldiğinde her şey olduğu gibi Dr. Google amcada olabilir ama bizim yapmamız gereken yelkenleri suya indirmeden dikkatli davranmaktır. Google’dan sağlık hakkında araştırma yaparken dikkat etmemiz gerekenleri şöyle sıralayabiliriz;

  1. Güvenilir sitelere girmek ona göre araştırma yapmak.

Herkesin kolaylıkla bir internet sitesi kurabileceğini ve ulaştığınız bilgilerin tıp eğitimi almamış kişilerce yazılmış olabileceğini göz önünde bulundurarak gördüğünüz her şeyi okumamakla işe başlayın. Sağlık önerilerinin tanınmış, itibarlı isimlerden geldiğine dikkat edin. Yapılan araştırmalara göre en güvenilir sitelerde dahi bilgilerin yüzde 90'ında en az bir hata bulunuyor.   Basit bir SEO çalışmasıyla arama motorunda sitelerin kolaylıkla en üst sıralara taşınabildiğini unutmayın.

  1. Konudan uzaklaşmayın

Araştırmanızı kendi konunuzla sınırlı tutun, bilgiden bilgiye atlamayın. Sadece kendinizde var olduğunu düşündüğünüz belirtilere bakın ve bunları okuduktan sonra bilgisayardan uzaklaşın. Sayfadan sayfaya atladığınız takdirde basit bir baş ağrısı karşınıza kanser olarak çıktığında şaşırmayın. Hatta biraz daha araştırma yaparsanız önünüze sayfa size 6 aylık ömrünüzün kaldığını söylerse şaşırmayın.

  1.  Mutlaka doktora onaylatın

Okuduğunuz sayfa çok güvenilir bir sayfa olsa bile mutlaka doktorunuza başvurmayı ihmal etmeyin. Gerçekçi olmayan endişelerin hayatınızı zehir etmesine, uykularınızı kaçırmasına müsaade etmeyin. 

Yazımıza son verirken, birinci sınıf okuyan arkadaşlara değinmeden bitirmek istemedim. Tıp birinci sınıf okuyan arkadaşlarda bazen Dr. Google gibi olabiliyorlar onlara sağlığınızı emanet etmeden de ayrıca düşünmenizi tavsiye eder sağlıklı günler dilerim J

Söz&Kalem - Ali Tarhan

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ