Adım Aylan

Adım Aylan

Adım Aylan. Ben burada doğup büyümedim. Buraya gelmeyi istemedim. Çadırdan, prefabrikten ya da kerpiçten yapma kamplarınızda yaşamayı ben tercih etmedim. Çamura bulanmayı, hasta olmayı, annemi üzmeyi, hatta boğularak ölmeyi ben talep etmedim. Bir sahile cesedimin vuracağını bilmezdim. Üzerimize bombalar yağarken daha yaşanılabilir bir hayata adım atmaktı hicretimiz. Evimizin camları büyük gürültülerden dolayı patlarken yaşadığımız korkudan kaçmaktı tüm amacımız. Bütün gayretimiz kulaklarınıza hoş gelen umuda yolculuk içindi, belki de belirsizliğe adım atmaktı.

Benim bu şekilde ölmemin nedeni elbette ki yalnızca bilinçsiz atalarım, ihtiraslı kardeşlerim, ya da gamsız komşularım değildir. Benim bu halde olmamın temelinde siz açgözlü düşmanlarım da varsınız. Evet benden kazanlar ile çalarken, bana kâse ile ikramda bulunmayı en büyük insani erdem olarak gören sizlerin de payı vardır benim bu şekilde ölmemde. Sizinle tartışacak takatim de yok aslında. Sadece şunu bilin isterim, benim böylesine keyfinizi kaçıracak, ekranlarınıza manşetler olacak şekilde ölmemde sorumluluğu en az olan kimse benim.

Adım Aylan. Ben büyük ve ışıltılı şehirlerinizin ücra mahallelerinde yaşamak istemedim. Bunu bize yapacağınız en büyük lütuf olarak yansıtmanıza da alışamadım. Ağzınızı eğip bükerek bizim de insan olduğumuza dair yaptığınız itirafları hele hiç sevmedim. Dilinizi çözemedim. Söylediklerinizi anlamaya çalışmaktan yoruldum. Yaptığınız şakaların aslında bana ettiğiniz birer hakaret olduğunu ancak çok sonraları anlayabildim. Ne yaparsam yapayım sizden biri olamadım. İkliminizi de hiç sevmedim. Yağmur yağarken soğukluğunuzu içimde hissettim. Ayrıca sürekli olarak size hizmet edeceğim işlerde çalışacak olmamı da bir türlü kendime yediremedim. Günün üçte ikilik kısmını işte geçirip karınlarını ancak doyurabilenleri gördüm. Hele hele o çok sevdiğiniz işlerinizi elinizden almaya, rızkınıza ortak olmaya asla tenezzül etmedim, bunu aklımın ucundan bile geçirmedim.

 

Hem zaten hep bir gün memleketime döneceğim rüyası ile çıktım yolculuğa. Bizim insanlarımızın da bir gün akıllanacaklarını umdum hep. Birlik ve beraberliğin tesis edeceği bir huzur düşledim hep. Hatta neyi düşledim, bilir misiniz? Bir gün olur da bize muhtaç olup bize geldiğinizde size bütün acılarınızı unutturacak içten bir kucak düşledim. Hem yapmadığımız şey de değildi zaten. 

Adım Aylan. En güvenli başkentlerden birine en güvensiz botlar ile yolculuk ederken öldüm ben. Kimse hesabımı sormadı. Hem ben o başkentlere ulaşmış olsaydım da ölürdüm aslında. Ben zaten köyümde yaşanan ihtilaflarda bir kez ölmüştüm. Daha sonra sorunlarımızı çözmek için gelen sizler bir kez öldürmüştünüz beni. Çok klişe olacak ama evimiz bombalanırken de bir kez ölmüştük. Yola çıkarken hastalanan kardeşim de ölmüştü. Hırçın denizin karanlığında diğer bir kardeşimi kurtarmaya çalışan babam da ölmüştü. İnandırıcı gelmedi mi size? Sahile vurmuş cesedime ait görüntülerin size ulaşmış olması lazımdı halbuki. İşte orada ölmüştüm ben. Hem ölmelerimin sonu gelecek gibi değildi hala. Oralara vardıktan sonra kötü bir çevre edinecektim belki de. Bir kez de çete kavgalarında öldürülecektim. Belki de aşırı dozdan ölecektim kim bilir. Gözler önünde cereyan eden örnekler çok açık aslında. En son da annem ölecekti işte, ben her öldüğümde kendisi de ölürken.

 

Siz en son ne zaman öldünüz acaba, hatırlıyor musunuz? Benim bu cansız cesedim ekranlarınıza vururken ölür gibi olmuşsunuzdur muhtemelen. Sofranızda en sevdiğiniz içeceğinizin olmaması da sizi çok kötü öldürmüş olmalı. Çocuğununuz dersleri pek iyi gitmediğinde de öldüğünüzü hatırlıyorsunuz. Bir keresinde de maaşınız geç yatmıştı, o zaman da az daha öleyazıyordunuz. Ama en kötüsü sokakta benim gibi binlerin mahcup bakışlarımı gördüğünüzde ölmüşsünüzdür diye düşünüyorum.

 

Adım Aylan. Size bir şey söyleyeyim mi? Sizleri ben yaşatacağım. Çok mu iddialı geldi size? Olabilir, lakin bu bir şeyi değiştirmez. Çok kaliteli okullarınızda şu mottoyu duymuş olmalısınız. “Bütün güçlü medeniyetleri muhacirler tarafından kurulmuştur.” Ya da bu mottoyu şöyle de duymuş olabilirsiniz. “Tüm muhteşem hikayeler şöyle başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” Evet, sanırım iki durumun da yaşandığını görüyorsunuzdur. Ondan diyorum ki sizleri ben yaşatacağım. Ama öncelikle sizlere şunu belleteceğim. Sizler de kendinizi ölümden alıkoyamıyorsunuz. En uzun yaşayanınız yüz yaşını göremiyor. Evet bizim ortalama yaşam süremizin çok üzerinde bir sayı bu ve istatistiksel olarak bir anlam ifade ediyor. Lakin bu anlamlılık ölümün sizler için de olduğu geçerliliğine halel getirmiyor. 

Sonrasında sizi şöyle bir tutup sarsacağım. Bu yaşadıklarınız bir oyun ve eğlenceden ibaret diyeceğim. Bir illüzyonun peşinde kaptırmış gidiyorsunuz diyeceğim. Bir yerde durup nelerin olup bittiğine bakmalı diyeceğim. Bu hikâyenin baştan yazılması gerektiğine sizi ikna edeceğim. İkna olanlarınız ile yola koyulacağız. Önceliğimiz ölümden sonrası olacaktır elbette. Ama umumun selameti için buraları da ihmal etmeyeceğiz. İşte sonrasında birlikte bir medeniyet inşa edeceğiz. Bu medeniyetin en önemli unsuruna insanı karar vereceğiz. Sadece sizin insanlarınızı değil, bütün insanları karar vereceğiz. Evet bu böyle olacak. Çünkü içinizdeki vicdanlı insan sayısı hiç de azımsanacak bir seviyede değil. Bekleyip göreceğiz.

Söz&Kalem - Ali Murteza Titiz

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ