Algoritmalara Karşı Atlar(!) Besleyelim

Algoritmalara Karşı Atlar(!) Besleyelim

Günümüzde hızla büyüyen ve gelişen yapay zekânın en önemli unsuru olan derin öğrenmenin (deep learning) birincil ihtiyacı veri kullanımıdır. Derin öğrenme terimi temelde, algoritmanın mevcut verilerle beslenmesi ve ardından insan müdahalesine ihtiyaç olmadan verileri tanıması anlamını taşımaktadır.

Bir algoritmanın binlerce fotoğraf içinde güvercinleri tanımak üzerine eğitildiğini varsayalım; söz konusu algoritma "güvercin" olarak etiketlenmiş fotoğraflardan güvercinin şeklini, duruşunu tanıyarak bir kalıp oluşturur ve daha sonra gördüğü fotoğraflarda bir güvercinin olup olmadığını kendisi tespit eder. Ancak yapay zekânın adı üzere yapay oluşu yani insan eli ile oluşması nedeniyle onu geliştiren insanların fikir ve ideolojilerini bazen dolaylı olarak yansıtırken bazen de direk olarak yansıtmaktadır.

Yapay zekâ ile alakalı ortaya çıkan en büyük sorunlardan biri ırkçılık meselesidir. Yapay zekâ için geliştirilen bu algoritmalar ve bu algoritmalara ırkçı-ayrımcı veri yüklenmesi yapay zekâyı bu konuda sınıfta bırakmaktadır.  Çoğu zaman bu durumun istemsizce yaşandığı söylense bile yapay zekâyı ve teknolojik aklı meydana getiren insanların ırkçı-ayrımcı bir kafa yapısında olmaları, geliştirilen her teknolojik ürününden bu kötü düşünceden etkilenmesine neden olmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi de yapay zekâ gibi teknolojilerde verilerin daha çok Kuzey Amerika bölgesinden yer alan ve büyük oranda “beyaz Amerikalıların” çalıştığı Silikon Vadisi'nde tüm verilerin bu beyaz Amerikalılar üzerinden test edilmesidir. Beyaz Amerikalılar üzerinden geliştirilen bu teknolojiler Asyalı ve Afrikalı insanlar üzerinde denendiğinde büyük sorunlara yol açıyor.

Bilindiği üzere daha önce yaşanan pek çok olayda yapay zekâ sistemleri, beklenmedik ırkçı davranışlarıyla şirketlere sorun oluşturmuştu. Bu olaylardan en akılda kalanlarından bir tanesi de Microsoft'un uzun çabalar sonucu ürettiği ve Twitter'da kullanıcılarla İngilizce sohbet etmesi için geliştirdiği yapay zekâ botu TAY olmuştu. TAY beklentilerin aksine insanlarla hoş sohbet etmemiş ve sadece 24 saat içerisinde küfürlü ve ırkçı paylaşımları nedeniyle durdurulmak zorunda kalınmıştı. Kullanıcılar üzerinde büyük bir şaşkınlığa sebebiyet veren bu cevaplardan bazılarında TAY, kadınlara ve Yahudilere hakaret etmiş, Meksika sınırına duvar örülmesi gerektiğini belirtmişti. Algoritmaların gösterdiği ırkçı davranışların en öne çıkanlarından bir diğeri de bir bilgisayar firmasının geliştirdiği kameranın çekimleri sırasında yaşanmıştı. Aynı iş yerinde çalışan iki iş arkadaşı tarafından çekilen videoda kameradaki yüz tanıma sistemi beyaz tenli kişinin yüzünü tanıyıp, takip ederken, siyah tenli kişinin yüzünü tanımamış ve hareketlerini de takip etmemişti.

Sosyal paylaşım sitesi Twitter'da daha önce algoritmasının "ırkçı" olduğu tartışmalarının üzerine kullanıcılarından özür dilemişti. Twitter kullanıcıları, sosyal platformun algoritmasının fotoğraflardaki beyaz kişilere odaklandığını, siyah kişileri ise ana sayfaya çıkarmamaya çalıştığını keşfetmişti. Şirketten söz konusu olayla ilgili yapılan açıklamada; Twitter algoritmasının kullanıma sürülmeden önce test edildiği ancak bu testlerde yeterince ileri gidilmediği belirtilmişti. Twitter kullanıcılarının defalarca yaptıkları deneylerde algoritmanın beyazlara odaklandığı, siyahları saklamaya çalıştığı anlaşıldı. Daha önce Google'da siyahi kişileri goril olarak etiketlemiş ve gelen tepkiler üzerine özür dilemek zorunda kalmıştı.

Irklar ve tenler üzerindeki ayrımcılık ile birlikte Batılı ülkelerce geliştirilen İslamafobi ideolojisi neticesinde de kullanılan yapay zekâlarda Müslümanları terörist olarak lanse eden ve küçük gören etkiler görülmektedir. Buna verilebilecek en güzel örnek ise YouTube’de yer alan bir videoda Filistinli kelimesinin geçtiği yerde alt yazıyı "terörist" olarak değiştiren YouTube'nin yapay zekâsıdır. Batılı ülkelerce geliştirilen her tür teknoloji batının ayrıştırıcı, ötekileştiri ve nefretini de içerisinde barındırmakta ve bu kötü düşünceleri bu teknolojiler üzerinden yaymaktalar.  

Sosyal medya platformları, algoritmalar ve yapay zekâ üzerine kendilerini inşa ediyor. Bu derin öğrenme teknolojisi her ne kadar yeni ve hata payı barındırıyor olsa da şahit olduğumuz örneklerin daima bir ideolojik ve editöryal müdahale yanı bulunuyor. Algoritmanın yol açtığı hataların birçoğu "İslam karşıtlığı", "ırkçı" ya da "ötekileştirici" kategoride karşımıza çıkıyor.

Algoritmanın nasıl çalıştığı sistemi inşa eden mühendisler tarafından dahi net bir şekilde tanımlanamadığı bir "dijital dünya" ile karşı karşıyayız. Buna, yine keskin sınırları bulunmayan topluluk kuralları da eklenince içerik üreticileri için problemli bir sürecin doğduğunu söyleyebiliriz. Sosyal medya, ifade özgürlüğünün sınırlarının nerede başlayıp nerede sona erdiğinin büyük bir belirsizlik içerisinde olduğu bir mecradır. Önemli olduğu düşünülen bir haberin erişimi kısıtlanabiliyor, toplumu ifsat eden her türlü içerik ise istemediğimiz halde her tarafta önümüze çıkabiliyor. Tüm bu süreç bizi batı kaynaklı sosyal ağlara ve teknolojilere temkinli yaklaşmaya itse de işin tekel kısmı da göz ardı edilemeyecek boyuttadır. Sonuçta telefonlarımızdaki uygulamalardan bilgisayarlarımızdaki sitelere kadar çok geniş bir alanda batılı şirketlerin mutlak bir hâkimiyeti var.

Bu durumda sorumluluğunun farkında olan Müslüman birey ve topluluklar olarak bu alanda da üzerimize yüklenen sorumluluğunun gereğini ifa etmeli ve bunun için çeşitli yollar aramak durumundayız. Son dönemde ki gelişmelerde göz önüne alındığında bu gelişmelerin insan ilişkileri ve toplumsal mühendislik alanlarındaki etkisinin giderek artacağı durumu ile beraber değerlendirildiğinde; bu alanında İslam ile insan arasındaki bütün engelleri ortadan kaldırma olarak tanımlanan cihad sahası olarak görmenin elzemliği ortaya çıkmış oluyor. Bunun yolu da hayat kitabımız olan Kur'an'ın ifadesi ile “düşmanın silahları ile silahlanmaktan geçiyor.” Bunun yolunun da uzun bir süredir içerisinde bulunduğumuz; yapılan saldırılara cevap verme veya ortaya konulana eleştiri de bulunma durumundan sıyrılıp insanlar tarafından ihtiyaç duyulan ve yönelim gösterilen alanları İslam'ın temel kriterleri çerçevesinde değerlendirerek değerlerimiz ile barışık alternatifler ortaya koymaktan geçtiğini ifade etmek sanırım malumun ilanından öteye geçmeyecektir. Peki, nemi yapmalı? O halde "haydi atlar(!) beslemeye"…

 

Söz&Kalem Dergisi | Ali Tarhan

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ