Asr-ı Saadet'te İletişim-1

Asr-ı Saadet'te İletişim-1

Peygamberimizin yaşadığı dönemi tanımlamak için kullanılan Asr-ı Saadet, "mutluluk çağı" anlamına gelir. Bu kavram, İslâm kültüründe özel olarak İslâm Peygamberi Hz. Muhammed'e vahyin gelişinden sonraki dönemi tanımlamak için kullanılır. Bu dönemin, Hz. Muhammed’in peygamberlik görevini almasıyla başladığı, vefatıyla sona erdiği kanaati yaygındır. Asr-ı Saadet, Hz. Muhammed'in, Yüce Allah’tan aldığı Kur'an ayetlerini insanlara tebliğ ettiği ve kendi gözetim ve denetimi altında hayata geçirdiği dönemdir. Bu dönem, dünyadaki tüm Müslümanlarca “Altın Çağ” olarak kabul edilir ve İslâm'ın sadece bu dönemde eksiksiz ve mükemmel yaşandığına inanılır. Bu dönemde yaşanan hayat ve ortaya konan örneklik, Müslümanlar tarafından ilk ve en önemli kaynak olarak kabul edilir. Her Müslüman'ın zihin dünyasının oluşumundaki en büyük pay hiç şüphesiz ki Asr-ı Saadet’e aittir. Asr- Saadet dönemi her Müslüman için kutlu bir dönemdir. İçinde hayatın her alanına ilişkin örneklikler taşır. Dünyadaki tüm Müslümanlar, yüzyıllardır o dönemdeki hayatın bir benzerini yaşamak ve yaşatmak için çabalarlar. İslâm Medeniyetini inşa eden ana unsurlardan en önemlisi, Asr-ı Saadet adı verilen bu özel zaman diliminde ortaya konan ilkeler bütünüdür. Asr-ı Saadet'in Müslümanların ilim, ahlak, düşünce ve toplumsal hayatlarının oluşumunda özel ve belirleyici bir öneme sahip olduğunda hiç şüphe yoktur. İslami hayat ve düşünce dünyasının her alanına ilişkin ilk uygulamaların bu dönemde hayat bulmuş olması da Asr-ı Saadet'in önemini artıran faktörlerin başında gelir. Tefsirden fıkha, tasavvuftan kelama, psikolojiden ekonomiye, siyasetten iletişime ve diğer fikrî ve ilmî faaliyet biçimlerine kadar Müslümanların düşünce ve davranışlarını yönlendiren her önemli oluşumun köklerini Asr-ı Saadet'e dayandırması, bu özel dönemin niçin farklı bir öneme sahip olduğunu yeterince açıklamaktadır.

Asr-ı Saadet'te telefon yoktu, faks, daktilo, internet hatta yazı yazmak için kalem ve kâğıt dahi yoktu. Yazı yazmak için eldeki imkânlarda kıttı. Peki, Efendimizin döneminde işletişim nasıldı? Ses ve görüntü kayıt cihazları ya da gündemi belirleyen bir Twitter yoktu. Peki din nasıl yayıldı, iletişim nasıl sağlandı?

Bir peygamber ve bir iletişim kaynağı olarak Hz. Muhammed kendi zamanındaki dinleyici grubunun geri bildirimlerini dikkate alarak iletişimin temel prensiplerini ortaya koymuştur. Hayatı yoğun iletişim süreciyle geçen Hz. Muhammed, Allah’tan aldığı mesajları kendi zamanındaki insanlara çok etkili bir şekilde nakletmiştir. Onun başarısı kendi teorik bilgisi kadar pratik davranışlarına da bağlıydı. O, bir iletişim modeliydi. O, insanlarla iletişim kurduğunda kendisiyle konuşan insanların daima bilgi durumunu, yaşını, cinsiyetini ve onların yaşadığı çevreyi dikkate alırdı. Kısacası O, kendi yaşamı boyunca tüm çağdaş iletişim prensiplerini uygulamıştır.

Efendimiz her yönüyle en güzel olması hasebiyle iletişime açık olması, iletişime önem vermesi açısından da en güzel örnektir. Efendimiz çağının iletişim araçlarının en mükemmel biçimde kullanmış ve çağın iletişim araçlarını kutsal davası için araç haline getirmiştir. Aşağıda Asr-ı Saadet döneminden iletişim örneklerine örnekler vereceğiz.

İletişimde "kendini tanıma" sözüyle kişinin; kendisiyle, düşünce ve duygularıyla ilişki kurması, kendinde olup biten duygusal ve düşünsel süreçlerle ilgili bir anlayışa kavuşması dile getirilmektedir. Bu, başarılı bir iletişim için oldukça önemli bir noktadır. Zira kendini tanıyan kimse gerçek duygu ve düşüncelerinin farkında olur. Elini sıktığı bir kişinin yüzüne gülümsediğinde, sevgi, ilgi ve sempatiden mi; yoksa kıskançlıktan mı veya muhatabın kötülüğünden emin olmak, durumu geçiştirip idare etmek için mi gülümsediğini bilir, duygularının farkında olur. Ayrıca insanları nasıl etkilediğini ve onlar tarafından nasıl etkilendiğini idrak eder. Bu tür kişinin kendini tanımasına yönelik duygular, başarılı bir iletişim için önemli etkendir. Efendimiz davette sürekli insanlara tebessüm eder, böylece insanların hafızalarında kalıcı güzel izler bırakırdı. Sözlü anlatımdan daha çok Hz. Peygamberin kişiliği, yaymaya çalıştığı değerleri bizzat şahsında temsil edişi, her türlü yapmacık ve rolden uzak samimi yaşantısı, gönül alıcı tutum ve davranışları insanları etkilemiştir. Hz. Muhammed, bir Peygamber olarak hep aksiyoner olmuş, insanlar iyiye yönlendirmiş, hoş olmayan eğilimleri önlemeye çalışarak, iyi olanların yapılmasını sağlamıştır. Yine O, çevresindeki kişilerin silik şahsiyetli değil, aksiyoner ve bilinçli kişilerden olması için çaba harcamıştır. Bu arada, başka kültürlerin olumsuz etkisini azaltarak, kendi orijinal modelini oluşturmaya gayret etmiştir. Nitekim O’nun sünnet olarak algılanan örnek davranışlarının yeni ve orijinal bir özellik taşıması gerektiği ifade edilmektedir.

"Yakın akrabanı da uyar" (Şuarâ-214) ve “Artık sana emredileni açıkça ortaya koy ve müşriklerden yüz çevir!” (Hicr-94) ayetleri nazil olur olmaz Efendimiz Safa Tepesi'ne çıkarak Mekkelileri İslam'a davet etmişti. Mekke'nin fethinde efendimiz insanları bir araya toplayarak, "bizi öldürecek" diye düşünen insanlara güzel hitabetiyle nasihatler ederek onları merhametin dini İslam'a davet etmişti. Veda hutbesinde 124 bin insan, tek ses; “Allah'a hamd olsun. O'nu över, O'na şükrederiz. O'ndan medet umarız. O'ndan bağışlanma dileriz, tevbe ederek O'na itaate yöneliriz. Nefislerimizin kötülük telkinlerinden ve kötü ameller işlemesinden Allah'a sığınırız…” Yani toplu bilgi verilmesi o günlerde en önemli iletişim aracıydı. Efendimizin iletişimde diyaloğu çok kuvvetliydi. Birçok sahabe Peygamber efendimiz ile kurduğu birebir diyalog sayesinde iman etmişti.

Bir diğer iletişim aracı mektuplardı. Efendimiz özellikle siyaset, devlet adamlarına mektuplar göndermiştir. Nübüvvetin 8. yılından sonra ciddi bir mektup trafiği olmuştur. Kimi mektuplara toptan itiraz ediyor, kimi saygın tavırlar gösteriyordu. Zira mektuplar çağın ciddi bir iletişim aracıydı. Efendimiz bazen de heyetler/elçiler göndermiştir ki buda o günün şartlarında bir iletişim aracıydı.

Bir başka iletişim aracı da şiirlerdir. Şiir, Arap kültüründe ciddi bir öneme sahiptir. O günün toplumunda insanlar; sevinçlerini, hüzünlerini, öfkelerini şiirlerle anlatırlardı. Binlerce insanın dinlediği şiir panayırlar yapılırdı. Herkes şair değildi, kabiliyeti olanlar ise toplum tarafından el üstünde tutulurdu. O günün şiirleri bugünün Twitter'ı olarak kabul edilebilir. Şairler, şiirle bir şeyi gündeme getiriyor o konu topluma mal oluyordu. Şiirler halk arasında sürekli tekrar ediliyor. Efendimiz, şiiri ve şairleri severdi. Hak olanı anlatan şairleri ise sürekli desteklerdi. Ashab-ı Kiram bildiği meseleleri şiirleştiriyordu. Hasan Bin Sabit şiirle çok tebliğ yapmış ve İslam aleyhine yazılan bir çok şiire karşılık vermiştir.

Hz. Peygamber, etkili bir iletişim için insanlarla sürekli diyalog ortamı oluşturmaya gayret etmiştir. Ağır şartlarına rağmen, Hudeybiye sözleşmesini kabul ederek barış ortamı sağlama girişimi, O’nun bu yönü hakkındaki kanaatimizi güçlendirmektedir. Nitekim Kur'an'da da "Onlar size dürüst davrandıkça, siz de onlara dürüst davranın"(Tevbe-7) ayetiyle Hudeybiye antlaşması ile oluşan barış atmosferinin ve diyalogun korunması önerilmiştir. Buna göre Hz. Peygamber, Hz. Ömer’in antlaşma aleyhine yaptığı itirazlara aldırmamış, kendisine sığınan Ebû Cendel’i Müslüman olmasına rağmen antlaşmaya konulan bir madde gereği, Mekkeliler adına orada bulunan babası Süheyl’e istemeyerek de olsa teslim ederek antlaşma ve diyaloğa olan taraftarlığını göstermiştir.

Sonuç olarak hayatı yoğun bir iletişim süreci içinde geçen Hz. Muhammed, Allah’ın kendisine gönderdiği mesajlar doğrultusunda tutum ve davranışlar belirlemiş, etkili iletişim yöntemleri uygulayarak, kendilerine örnek olduğu arkadaşlarına dinin pratiklerini göstermiştir.

İnsanın kendini ve iletişimine hedef olanları tanıması ve bireysel farklılıkları göz önüne alması iletişimde son derece önemlidir. Hz. Muhammed'de, gerçekleştirdiği iletişimle, günümüzde de geçerli iletişim araçlarını başarılı bir şekilde uygulayarak bireysel özelliklere dikkat etmiş; başka bir ifadeyle kendileriyle iletişim süreci içinde olduğu insanların zihin, algı, bilgi, yaş, beden, irsiyet, çevre vb. yönlerini sürekli göz önünde bulundurmuştur. Hz. Muhammed’in gerçekleştirmiş olduğu iletişim, Kur'an esaslarına dayanmıştır. Aslında O, Allah’a ait bir söz olan Kur'an'ın, ete kemiğe bürünmüş haliydi. Bu yönüyle O, ilahi mesaja uygun, en güzel örnek davranışları sergilemiş; çevresindekilere sık sık "ben de sizin gibi bir insanım" diyerek, onların da kendisi gibi olmaları ve örnek bir hayat yaşamaları gerektiği mesajını vermiştir. Bize düşen ise O'nu hayatın her alanında olduğu gibi iletişimimizde de örnek almaktır.

Yazımızın devamını Mübarek Ramazan sonrasına bırakalım isterseniz. Malum iftara/sahura yemek hazırlayacak öğrenci kardeşler vardır J Kalın sağlıcakla.

 

Söz&Kalem Dergisi | Ali Tarhan

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ