Asr-ı Saadet'te İletişim-2

Asr-ı Saadet'te İletişim-2

Söz&Kalem Dergisi | Ali Tarhan 

Geçtiğimiz ay yazımızda Hazreti Peygamber (s.a.v)’in bir iletişim kaynağı olarak kendi zamanındaki dinleyici grubunun geri bildirimlerini dikkate alarak iletişimin temel prensiplerini ortaya koyduğunu, hayatı yoğun iletişim süreciyle geçen Hazreti Muhammed'in, Allah’tan aldığı mesajları kendi zamanındaki insanlara çok etkili bir şekilde naklettiğini, O'nun başarısının kendi teorik bilgisi kadar pratik davranışlarına da bağlı olduğu üzerine konuşmuştuk.

Peygamber Efendimiz(s.a.v) çağın kitlesel iletişim aracı olan hutbe, mektup, şiir gibi iletişim araçlarının yanı sıra günümüz tabiriyle "face to face" dediğimiz yüz yüze iletişimde de şüphesiz eşsiz örnek, numuneyi imtisaldi. O (s.a.v), bir iletişim modeliydi; insanlarla iletişim kurduğunda, kendisiyle konuşan insanların daima bilgi durumunu, yaşını, cinsiyetini ve onların yaşadığı çevreyi dikkate almıştır. Kısacası, O (s.a.v) kendi yaşamı boyunca tüm çağdaş iletişim prensiplerini uygulamıştır. Rahmetli Doğan Cüceloğlu, "İletişim sorunlarını çözmeden doyumlu bir yaşam sürdürmek olanaksızdır" der. Gerçekten iletişim, hayatımıza yön veren bir kavram ve diğer insanlarla birlikte yaşamanın ön şartı. Aralarında doğru dürüst bir iletişim olmayan kalabalıkları toplum saymak mümkün mü?  Cahiliye toplumunun muhtaç olduğu şeylerden biride tebessüm, yüz yüze iletişim ve samimiyetti. Bunların çok fazlası da Efendimiz (s.a.v)’de mevcuttu.

İnsan insana iletişimi öncelikli problem olarak ele alan Hazreti Muhammed (s.a.v), sadece inanan insanları değil; dini, dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, sosyal statü ve rolü farklı da olsa bütün insanları değerli görerek muhatap almış, kucaklamış; onlarla sağlıklı bir iletişim sürdürmüştür. Hazreti Muhammed (s.a.v) ilâhi mesajları; insanlar tarafından algılanabilir, duyulup hissedilebilir, okunup konuşulabilir ve yazılabilir hale çevirmiş; hayata döndürülebilir ve yaşanıp örnekleri çoğaltılabilir bir yapıya kavuşturmuştur. Bir peygamber olarak Hazreti Muhammed (s.a.v), gönderiliş gaye ve misyonunu, insanlarla kurduğu iyi diyalog ve iletişimle gerçekleştirmiş; bunun için hem yaşadığı çağda geçerli olan çeşitli iletişim yöntemlerini kullanmış hem de ferdin ve toplumun psikolojik özelliklerini dikkate alarak, mesajını en iyi ve etkili bir şekilde sunmaya gayret etmiştir.

İnsanlar arasında birçok bireysel ayrılıkların bulunması günümüzde psikolojik araştırmaların ortaya çıkardığı en önemli gerçeklerden birisidir. İnsanlar, yetişme tarzları ve geçmiş yaşantıları, yani görgüleri, bilgileri, alışkanlıkları, yakın çevrelerinden kazandıkları değer yargıları bakımından birbirlerinden farklılık gösterirler. Bireysel ayrılıklar üzerinde duygusal ve sosyal ilişkilerin de rolü vardır. Bu sebeple, insanların zekâ, akıl ve kültürel düzeyleri, dikkatleri, kavrayış ve anlayışları, eğilimleri, değişik insanlara bakış açıları sağlıklı bir iletişim için göz önünde bulundurulması gereken önemli unsurlardır. Bu ve benzeri bireysel farklılıkların etkisiyle arkadaşları, Hz. Peygamber (s.a.v)’in söz ve davranışlarını farklı farklı algılayabilmişlerdir. İletişimde bireysel ayrılıklara dikkat çeken Hazreti Muhammed (s.a.v), insanlarla anlayabilecekleri kadar ve seviyelerine göre konuşmuştur. Zira kavrayamayacakları bir konu karşısında, insanların şüphe ve tereddüt içinde kalmaları ve yanlış anlamaları mümkündür. Sohbet konusunun gerçek ve doğru olması kadar, üslubun da doğru seçilmesi gerekir. Muhatabın özel yaşamı, ilgi alanları, inanç ve değerleri gibi kişisel özellikleri, her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Hazreti Muhammed (s.a.v), peygamberlik görevini sürdürürken toplumların psikolojisini de göz önünde bulundurmaktaydı.

Günlük hayatta belli bir sosyal çevrede yaşayan insanlar, farkında olarak veya olmayarak birbirleriyle sürekli iletişim içindedirler. İletişim kurmak için belirli bir davranış gösterme zorunluluğu olmadığı gibi, hiçbir davranışta bulunmamanın da anlamlı bir mesaj oluşturduğu ifade edilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v)’de çevresindeki insanlarla canlı bir iletişim içinde olmuş, yanına gelene iyi davranmış, gelmeyenleri de ziyaret ederek, mesajını ulaştırmaya gayret etmiştir. O (s.a.v), hiçbir zaman insanların kendini dinleme ve kabul etme mecburiyeti içinde oldukları şeklinde bir tavra girmemiş, başta ilahi mesajı kabul etmeyenler olmak üzere, herkesi ve her kesimi dolaşarak görevini ifa etmeye çalışmıştır. O’nun panayırları dolaşması ve Taife gidişi de iletişim amaçlı olmuştur. Ayrıca, misafirperverlik ve misafire ikramda bulunma, gelmeyene gitme, ilişkiyi kesmeme, hasta ziyaretinde bulunma, cenazelere katılma O’nun günlük işleri ve tavsiyeleri arasındadır.

Hazreti Peygamber (s.a.v), dostlukları kuvvetlendirme, sevgiyi pekiştirme, gönül kazanma, İslâm’a yönlendirme, muhtemel kötülükleri önleme, hizmet ve başarıyı ödüllendirme gibi çeşitli amaçlarla, beşeri bir âdete uyarak çevresindeki insanlara hediye vermiş ve başkalarının hediyelerini de kabul etmiştir. Hazreti Peygamber (s.a.v), muhtaçları gözetmiş ve kendi nefsine tercih etmiş; bazen yedirmek bazen de giydirmek suretiyle onlara iyilik yapmıştır. Bir defasında genç sahabelerden Cabir'den devesini satın almış, parasını ödedikten sonra almış olduğu deveyi ona hediye etmişti. Hazreti Peygamber (s.a.v) hediye kabul eder, karşılığında ondan daha fazla hediye verirdi. İyilikle karşılık vermeyi prensip edinen Hazreti Peygamber (s.a.v) hem sahip olduğu şeylerle hem davranışlarıyla hem de sözleriyle iyilikte bulunurdu.

Hazreti Muhammed (s.a.v), tarihin belirli bir diliminde, sınırlı bir coğrafyada ve küçük bir toplum içinde yaşamış; bu süreçte Peygamberlik misyonu gereği, iletişimin en temel ve en genel öğeleri açısından, kaynak olarak ilahi mesajı iletmiş bu iletim esnasında da alıcı ve hedef durumundaki muhataplarının geribildirimlerini dikkate almıştır. Nebi Zişan, statü ve rolünü iyi kullanmasını bilmiştir. Çeşitli durumlarda namaz kıldıran bir imam, verdiği karara uyulan bir hâkim, savaşta komutları dinlenen bir komutan ve insanları bilgilendiren bir eğitimci olabilmiştir. Bir Peygamber olduğu halde O’nun, değişik statü ve rolleri temsil eden bir birey olarak kabul edilmesi, otoritesini ve başarısını yansıtmaktadır. O, bu görevleri yerine getirirken, hiçbir zaman ideal bir eş, baba, dede ve arkadaş rollerini ihmal etmemiş, yüksek ahlaki vasıflarından hiçbir şey kaybetmemiştir. Hz. Muhammed (s.a.v)’in gerçekleştirmiş olduğu iletişim, Kur'an esaslarına dayanmıştır. Aslında O, Allah’a ait bir söz olan Kur'an'ın, yaşayan insana dönüşmüş biçimi olmuştur. Bu yönüyle O, ilahi mesaja uygun, en güzel örnek davranışları sergilemiş; çevresindekilere sık sık ben de sizin gibi bir insanım diyerek, onların da kendisi gibi olmaları ve örnek bir hayat yaşamaları gerektiği mesajını vermiştir.

Bir davetçinin en güzel rol modeli olan Âlemlere Rahmet Efendimiz (s.a.v)'in her özelliğini kendisine örnek alanlardan, Allah’ın dinini O’nun gibi en güzel biçimde aktaranlardan olmak temennisiyle… Allah'a emanet olun.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ