Bin Lokma Bin Hırka

Bin Lokma Bin Hırka

İnsanı tüketen ve insan tarafından tüketilen çağın, soluklanmadan hayatımıza aksoluşunu seyrediyoruz. 21.yüzyılın bize ikramı olan kolay erişim, istencimizi hem özgür kıldı hem de tatmin olmaz, serazad bir karaktere bürüdü. Günümüz toplumunun fizyolojik ve temel ihtiyaçları karşılamak gibi bir derdi yok denecek kadar az. Toplumun kahir ekseriyeti arzu ve fantezilerinin ardından şuursuz bir tutkunun peşinden sürükleniyor. Yeknesak yani tekdüze bir hayatın sıradanlığından sıkılan, sanal dünyanın yansımaları neticesinde ‘keşkeler âleminde’ yaşayan fert, yeni sosyal deneyimler, macera arayışları, neşelenme isteği ve çılgınca tüketim dürtüsünü son sürat takip ediyor. Bu bahsi geçen dürtüler ferde ilkin suni mutluluğu tattırıyor ya da öteki tabirle ağzına bir kaşık bal çalıyor, daha sonra bu hazsal değişkenliğin hızına yetişemeyen fert, stresin kapısını aralıyor ve bu baş döndürücü sistemde arzularına cevap verdikçe dahasını istiyor. Elde ettikçe yetersiz geliyor. Doymak için mütemadiyen yemek istiyor. Yedikçe daha da acıktığını fark ediyor. Özgürlüğü ve mutluluğu aradıkça, tatmin olmayan tüketimin esaretinde kalıyor. Maddeye tamah etmenin, manadan uzaklaştırma cezasıdır, tatminsizlik!

Ömer Hayyam:

‘İç bade, güzel sev, var ise akl ü şuurun

Dünya var imiş, ya ki yok imiş ne umurun.’

Beytiyle esasında bir kuş hafifliğinde,  gamdan kederden sıyrılmış, zevkperest fertlerin yaşam felsefesinin kâğıda dökülmüş halini bizlere anlatıyor.

Modern kültürün kapitalist, dayatmacı ve tüketim odaklı tavrı, toplumu hazsal bir girdaba sürüklüyor. Buna maruz kalan yığınlar teknik bir manipülasyon ve güçlü bir etkilenim ile karşı karşıya kalınca, bilinçli hareket etmekten ziyade duygularına emir komutayı veriyor. Kendine yabancılaşıyor, yabancılaştıkça zihnini işgale daha çok müsait hale getiriyor.

Bir lokma bir hırka kültürüne, kanaate ve elindekiyle yetinmeye yabancı kalan toplumumuz, modernleşmeye ve devamında erdemden uzaklaşmaya devam ediyor. Enaniyet, zevkperestlik ve doyumsuzluk gibi sınır dışı ahlakı benimsiyor. Ve acıdır ki değerlerinden ödün vermemek için eziyet ve eleme rağmen bugünün şartlarını bize –kendinden ve öğretilerinden taviz vermeyerek- oluşturan eski kuşağımıza olan borcunu, düşmana benzeyerek ödüyor.

Yetinmeyi bilmek, israftan kaçınmak ve modern tüketim çılgınlığına kapılmamak ödevimizdir. Marifet; gönül tokluğundadır, kanaat edebilme bilincine ulaşmaktır. Marifet,  fıtratımızı bize unutturmaya çalışanların ve elde edebileceğimizin sınırını uzaklara çizenlerin cafcaflı söylemlerine ve haz endeksli lüks yaşamlarına aldanmadan kendimizi okuyabilmektir.

‘Gerçek zenginlik mal çokluğunda değil, gönül tokluğundadır.’ Diyen Rasulullah’ın (sav) sözlerine kulak verelim. Maddenin görünen yönünden yola çıkarak bizi mananın kıyısına bırakan bu Hadis-i Şerif,  Müslümanın alması gereken tavrı öğütlüyor. Hazzın ve hızın eşiğine kurulan yaşam çadırını, yanlış yere kurmuşsunuz diyor Allah resulü (sav). İslam,  nefsi ve istenci doyurmanın getirdiği köleliği, az şeye ihtiyaç duymanın özgürlüğü ile bertaraf ediyor. Zevk ve haz kıskacına yakalanmamak ve kapananların bilincini açmak için hedonist felsefeye karşı, kendi öğretilerimizi özgüvenle yaşamakla mükellefsiniz diyor.

İsrafımızla, insanları doyurabileceğimizi, midemizle düşünerek anlayamayız. Aklımızı kullanmak için de mideyi tıka basa doldurmamalıyız. Zevklerimize ve hazlarımıza olan düşkünlüğümüzü,  ‘paylaşmanın ahlakına çevirmek’ dinimizin telkinidir. Ebedi olmayan bu dergâh-ı fani de vazifemiz ebedi mekânda mutluluğa ulaşmaktır. Bu mutluluk da hem vahiy temelli dinimize göre hem de beşerin oluşturduğu felsefi temele göre sükûnette, az tüketmekte, tefekkürde, kanaat ve tevekküldedir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah resulü (sav) bunu bize salık vermiştir. Öte yandan Helenistik felsefenin önemli simalarından Epiküros, Aristippos ve Zenon’da bu öğretiyi farklı izahlarla benzer minvalde yapmıştır.

O halde diyoruz ki:

Derenin akışına kapılan değil akışın tersine doğru yüzen girdaptan kurtulur. Modern dünya girdabından kurtulmak bir nevi akışa direnmektir, çoğu kez de akışın tersine doğru yüzmektir. Akışın gücüne rağmen, takatsizliğe ve dirençsizliğe rağmen akışa direnmek,  derenin kenarındaki dala tutunmakla mümkündür. Bu dal Allah’ın muciz kelamı Kur’an ve O’nun Resul’ünün telkinleridir. Dala sıkıca tutunmayı ve girdaptan kurtulmayı ihmal etmeyelim ki kurtuluşa erelim.

Son olarak anlatılardan ferdin belini bükerek, fani zevklerden tamamen elini çekmek, toplumdan sıyrılmak, uzlet haline girmek fikri anlaşılmamalı. Kastımız ölçüsünce hareket etmenin, mutlu yaşamanın, gönül tokluğunun ve faydalı olmanın vasat yaşamakla olabileceğini izah etmek. İfratın uğradığı her şeyin dumura uğradığını anlatmaktır. Orta yola revan olmak hem hızın stresinden hem tekdüzeliğin sıradanlığından kurtulmaktır. İslam orta yoldur! 

Söz&Kalem - Yusuf Yetiş

3 YORUMLAR

  • Nedim Kılıçdoğan

    Selamun aleyküm ağzına ve yüreğine sağlık çok güzel bir konu ve yazı allah zihin açıklığı versin inşallah selametle .

    • Nedim Kılıçdoğan

      Selamun aleyküm ağzına ve yüreğine sağlık çok güzel bir konu ve yazı allah zihin açıklığı versin inşallah selametle .

      • Nedim Kılıçdoğan

        Selamun aleyküm ağzına ve yüreğine sağlık çok güzel bir konu ve yazı allah zihin açıklığı versin inşallah selametle .

        YORUM YAZ