Daha Eski Bir Çin Virüsü: TİK TOK

Daha Eski Bir Çin Virüsü: TİK TOK

Sosyal medya, kişiye kendini ifade etme özgürlüğünün sınırının olmadığı bir ortam hazırlıyor. Ancak bilinçli her sosyal medya kullanıcısı bilmelidir ki her ne kadar sınırsız bir özgürlük alanı oluşturulmak istense de yaşanılan toplumun ve bununla birlikte küresel kültürün belirlediği alanlara göre bir sınır vardır. Sizlere son 2 yılın en fazla yükselen ve bugünde popülerliğini koruyan bir uygulamadan bahsetmek istiyorum. İstemememize rağmen neredeyse her gün bir şekilde önümüze çıkan, görmek ve duymak zorunda kaldığımız bir uygulama. Çin’den dünyaya yayılan bu uygulama, belki de Çin’in Covid-19’dan önce dünyaya musallat ettiği bir virüs denilebilir… 

Tik Tok’tan bahsettiğimi tahmin etmişsinizdir diye düşünüyorum. Evet, Tik Tok tam manasıyla Çin virüsü diyebileceğimiz bir uygulama. Sizin uygulamayı hala indirip kullanmadığınızı bilen Google’ın reklamcılık algoritması bu uygulamayı indirene dek peşinizi bırakmıyor, dünyanın en saçma reklamlarını karşınıza çıkararak sizi her gün Tik Tok uygulamasına maruz bırakıyor. Reklamların içeriği ise genel tablo hakkında ciddi kanılara varmanıza neden oluyor. Bilinçli, aklı başında biri olarak o videoları izliyorsanız daha en başında videolarda gördüklerinizle Tik Tok’un vahametini kavrayabiliyorsunuz.

2020 Mayıs ayı itibariyle dünya genelinde 1,5 milyar kez indirilen Tik Tok, ülkemizde de oldukça büyük bir kitle tarafından kullanılmakta. Tik Tok’un Twitter resmi sayfasında 1,1 milyon, Instagram sayfasında ise 25,4 milyon takipçisi bulunmakta. Karşılaştırmak açısından bakarsak eğer 14 yıllık geçmişi olan sosyal medya devi Twitter’ın Instagram takipçi sayısı 790 bindir. Aradaki fark her şeyi izah etmektedir sanırım.

Tik Tok neden bu kadar çok kullanılıyor? diye sorduğumuzda kaşımıza çıkan ilk cevap sanal hayatın yeni bir içgüdü olarak bize kattığı ‘etkileşim arzusu’ çıkmaktadır. Popüler olma uğruna her türlü değerlerinden ödün veren ve tek gayesi kendini beğendirmek olanlar sayesinde ana teması insanları popüler etme, ön plana çıkarma olan bu program kısa bir süre içinde tüm dünyada hızlı bir şekilde yüksek bir kullanım sayısına ulaştı. Bu uygulamayı kullananlar öyle bir hal aldı ki normal hayatta asla yapmayacakları şeyleri yapmaya ve bunları yaymaya başladı. Nasıl ki lise döneminde sınıfın akıllı uslu öğrencileri normalde asla yapmayacakları haylazlıkları sınıfın çoğunluğu yapıyor diye yapıyor, hatta bazen işi abartarak elebaşı bile olabiliyorsa bu tür uygulamalar neticesinde hiç beklemediğiniz insanlardan abuk subuk hareketler görebiliyorsunuz. Beklemediğimiz kişiler bu işi yaptığında yaramazlık yapan sınıfın akıllı çocuğunun verdiği cevap gibi ‘ama herkes yapıyor’ şeklinde kendini savunur. Haliyle Tik Tok uygulaması da toplumda gayriahlaki olan birçok şeyi ‘ama herkes yapıyor’ söylemiyle olağan hatta yapılması gerekli şeylermiş gibi gösterebiliyor.

Tik Tok gibi uygulamalarda ilginç videolar ve paylaşımlar aracılığıyla kısa sürede ve kısa yoldan fark edilme, beğenilme ve üne kavuşma gayretleri ciddi psikolojik rahatsızlık belirtisidir. Üne kavuşmak uğruna kullanıcı bireyler sahip oldukları bazı özelliklerini abartarak sunmakta, şahsiyet ve onurlarını zedeleyecek ilginç hareket ve eylemlere yönelebilmektedir. İlk zamanlarda sadece gençleri gördüğümüz uygulama artık öyle bir hal aldı ki Cuma günleri kötü grafikli ama halis niyetle ‘hayırlı cumalar’ mesajını rehberlerindeki herkese atan amcaları ve teyzeleri bile Tik Tok’ta görmeye başladık. Ayşe teyzeler, Ahmet amcalar akımlara ayak uydurabilmek adına ya da torunlarının ve çocuklarının Tik Tok uygulamasındaki etkileşim kurbanı oldular maalesef.  Eminim ki ne yaptıklarını, neye kurban olduklarını bilseler çoğu yaptığı şeyin aslında komik olmadığını veya komik olsa bile şahsiyetine zarar verdiğini üzülerek ve dizlerini döverek anlayacaktır.

Tik Tok mecrasındaki en yürek yakan durumlardan biri de hiç şüphesiz beğeni alma uğruna dini ve insani değerlerin ayaklar altına alınmasıdır. Başörtüsünün amacından saptırılması hatta amacının tam tersi olan dairelerde kullanılması büyük bir edepsizliği temsil ediyor. Netice itibariyle zaman ve mekân kavramlarının sınırlarını ortadan kaldıran sosyal medyanın aynı zamanda ahlâkî, toplumsal ve dini değerleri de ortadan kaldırmak üzere ciddi bir ivme kazandığı açık şekilde ortadadır. Haliyle bu mecrayı sıklıkla kullanan gençleri sosyal medyada nasıl davranmaları, duruşlarının nasıl olması gerektiği hakkında ciddi anlamda bilinçlendirmek gerekiyor.

Tik Tok uygulaması teşhirciliği meşru bir hale getiriyor. İnsanlar sosyal medyanın ondan istediği biçimde evini, ailesini, odasını kısacası tüm mahremini hiç çekinmeden herkesle paylaşabiliyor. Gençler kısa sürede fenomen olmak adına bedenlerini milyonlara teşhir edebiliyorlar. Çinli uygulama ise birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de çeşitli ödül programları düzenleyerek bu ahlaksızlığı fonlamış oluyor. Fenomenlerin zengin ve lüks yaşantılarına özenen gençler onlar gibi olma uğruna bütün değerlerini ayaklar altına alıyor adeta define arayan avcı gibi hırsla kazıyor ama kazdıkça pisliğe bulaştığını, battıkça battığını idrak bile edemiyor.

Hatırlarsanız Çinli bir kadın Doğu Türkistan’da yapılan zulümler ile ilgi yayınladığı video Tik Tok’un ve oradaki zulümlerin mimarı olan zalim Çin rejimi tarafından hemen kaldırmıştı. 15 saniyelik bir videoya dahi tahammülü olmayan Çin’nin Tik Tok ile neyi hedeflediği hala tam anlaşılmış değil.  Çin 4 yılda Tik Tok uygulamasını neden dünyanın en çok kullanılan sosyal ağları arasına soktu? Geç kaldığı bu yarışa nasıl yetişti? Geleceğin en büyük madenciliğinin altın ve petrolden ziyade data madenciliği olacağı uzmanlar tarafından ısrarla söyleniyor. Diğer ülkeler üzerinde algı operasyonları sosyal ağlar üzerinden yapılıyor. Arap Baharı tecrübesi çok uzakta değil hemen yanı başımızda yaşandı. Gezi olaylarının üzerinden uzun bir zaman geçmedi. Şeytanlıkta ABD’nin rakibi Çin çok büyük maliyetlere katlanarak Tik Tok virüsünü dünyaya yayıyor ve dijital istihbaratı sayesinde kullanıcı bilgilerini kullanarak kendine alan açıyor. Bunu gören ülkeler harekete geçip Tik Tok’u yasakladı. Sakıncaları yüzünden Endonezya bu uygulamayı hemen yasaklarken, uygulamanın doğum yeri Çin ise kendi ülkesinde içerikleri sıkı denetime aldı. Hindistan ise uygulamayı ‘sosyal felaket oluşturma potansiyeline sahip’ olarak değerlendirerek inceleme başlattı. Ülkemizde ise defalarca gündem olmasına rağmen halen bir adım atılmış değil. Bu uygulamayı kullananların büyük bir çoğunluğunun 13-18 yaş aralığında gençler olduğundan dolayı dileğimiz odur ki bu uygulama ile alakalı ciddi denetim ve tedbirlerin uygulanmasıdır. Zira neslimiz iğfal edilmekte, geleceğimiz karartılmak istenmektedir.

Söz&Kalem - Ali Tarhan

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ