Dostluğa Dair

Dostluğa Dair

Seküler dünyada materyalist düşünceyle ruhu buhranda olan canlar için kurtuluş yolu insanın sadece yeme-içmeden ibaret olduğu düşünceden sıyrılıp insani duyguları tekrar ruha gıda yapmalarıdır. Bedenin yeme-içmeye ihtiyacı olduğu doğrudur ama iki vecihten müteşekkil insanın sadece bunun için yaşadığını düşünmek gülünç; bedene hapsolup ruhu öldürmek, kalbi taş kesilmektedir. Ruhun iman, sevgi, şefkat, muhabbet gibi gıdaların yansıra bu yazımızda pek lezzetli olan dostluğu ele alacağız.

Dostluk, içimizdeki hayvani duygu olan bencilliğin ve kapitalizmin ölümüdür. Çünkü dostluk, dostunun yerine ölüm döşeğine yatmaktır. Her yanından rekabetin koktuğu bir zamanda isâra boyanmaktır dostluk.

Havanın karardığı, şimşeklerin çakıp göğün gürlediği bir zamanda bütün benliğiyle yanında olmaktır Bilal'in. Ölümün kol gezdiği bir diyarda sabır telkin etmektir dostluk. Düştüğün anda daha elini uzatmadan sana uzanan eldir dostluk.

Dostluk, İbrâhimî tevekkülde zirve yapar. Çünkü ateşe atılırken dahi yalnız bırakmayacağına güvenmektir ve dahası güven vermektir dostluk.

Bütün dünya düşman olsa da hakikat peşinde beraberce, el ele koşmaktır. Gerekirse yatmaktır dostluk, üç yüz yıl mağarada...

 Farklı dil, ırk ve coğrafyalardan insanların omuz omuza savaştığı Çanakkale'dir dostluk. Dostluk beraberce Yasin olmaktır fakirlerin sofrasına.

 Yusuf'un diyarında firavuna karşı kıyamda saf tutmaktır dostluk. İpe giderken dahi tebessüm etmektir umutlara. Daha erken kavuşmak için gönülden arzulamaktır şehadeti... Ve dahası şehitçe gülümsemektir dostluk.

Tarihimize bakan her sayfasında dostluk destanlarına şahit olacaktır. Ama bugün bizler...

Kaybediyoruz bu ulvi değerimizi.

Bencilleşiyoruz.

Ötekileştiriyoruz kendimizi toplumumuzdan.

Uyanıklaşıyoruz çıkarlarımız uğruna.

Soyutluyoruz kendimizi, ocağı pişmeyen komşularımızdan.

Hatta bî haber yaşıyoruz kendimizden başka herkese.

Kaybediyoruz...

Dostlarımızı da düşünerek aldığımız arabamızı, dostumuzun bizden istemeye yüzü olmadığı günden beri kaybediyoruz. Misafir ağırlama hayaliyle kurduğumuz evimize, misafirleri yük olarak gördüğümüz günden beri kaybediyoruz. Bizden bir dilekte bulmaya tereddüt edildiği günden beri kaybediyoruz.

 

Aslında namazda kaç rekat kıldığımızı unuttuğumuz, sabah namazını kaçırdığımız, sünnetleri terk ettiğimiz, nafilelere veda ettiğimiz, Kur'an kıraatini ihmal ettiğimiz günden beri kaybediyoruz.

Dünyevi kazancı uhrevi kazançtan evvel gördüğümüz, kefenimizin cepsiz  oluşunu ve kabre yalnızca amelimizle gireceğimizi unuttuğumuz günden beri kaybediyoruz. Böylece dünyevileştikçe kaybettiğimiz dostluk duygusu gibi kaybediyoruz tüm insanî duygularımızı.

 

Söz&Kalem - Abdulkadir Arutay

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ