Gazete

Gazete

- Bu masa hatta şu köşedeki çöp kovası bile senin kıdemlin bunu unutma! Sen burada en çömezsin. Ne oldu zoruna mı gitti!
- Hayır efendim!
- İlhan hoca sana niye bu kadar güveniyor bilmiyorum. Patrona senin için rica etmiş. Fakat seni işe almış değiliz! Patron da bir deneyin dedi. Yoksa daha mezun bile olmayan biri bizimle çalışamaz. Son kelimeyi söylerken yüzünde bir küçümseme vardı. Başı önündeki genç:
- Doğrudur efendim! Dedi kendisine uzatılan dosyayı alırken.
- İlk işin… Bu bir sosyal sorumluluk projesi. Sokaklardaki evsizleri koruma derneği Sıcak Çatı için hazırlayacaksın. Kış öncesi bir battaniye kampanyası yapacaklar. Derneğin banka hesaplarını patlatacak bir reklam yazman gerekiyor. Bölüm şefini bul, o sana yer falan ayarlasın. Bilgisayar versin. Bir haftan var. Daha delikanlı ağzını açmadan. Kapının yerini biliyorsun, değil mi? Diye ekledi.
Odadan çıktığında derin bir nefes aldı. Buraya geldiğine bin pişman olmuştu ama çalışmaya da ihtiyacı vardı. Kimseye yük olmadan kalan senesini bitirmeliydi. Bölüm şefini bulup durumu anlattı. Neyse ki o iyi birine benziyordu. Hemen yardımcı oldu:
- Belli ki Selim yine çatal dilini çıkarmış. Senin moralini bozmuş. Düşürme yüzünü delikanlı… O hep böyle! Özünde kötü biri değil ama tam bir köpek balığıdır, dedi sonra güldü:
- Anlamadın tabi. Yani küçük balık yemeyi sever. Yenisin ya, onun gözü hep üzerinde olur. Ama güzel iş çıkarırsan sever seni. Başarı onun tek kriteri. Burası senin!
Ona verilen masaya oturdu. Reklam metni için hemen çalışmalıydı. Dosyaları açtı. Bir süre ofisteki uğultudan odaklanamadı. Sonra alıştı.
“ Türkiye’de ortalama 70 bin kişi sokaklarda yaşıyor. Sadece İstanbul’ da evsizlerin sayısı 10 bini geçmiş durumda. Sokaklarda yaşayan insanların en önemli ihtiyaçlarından biri battaniyedir. Dernek olarak belediye işbirliği ile onların battaniye ihtiyacını karşılamak üzere bir kampanya başlatacağız. Bu kampanyanın tanıtımında kullanılacak reklamın…”
Dosyayı sonuna kadar okudu. Eline kâğıt kalem alıp yazmaya başladı.
“Bir battaniye sizin bir yemek paranız” yok, bu olmadı.
“Sizin battaniyelerinizle ısınacaklar.” Kâğıdı buruşturup çöpe attı. Akşama kadar çalıştı. Hiçbir yazdığını beğenmedi. Herkes işlerini bitirip çıktı. O hala çalışıyordu.
“Uyuyanın üzerine kar yağar, bir battaniye ört!” Bunu beğenmişti. Fakat reklamda kullanmak için iyi bir görsel bulmak daha zordu. Zaten düşkün durumdaki bir insanın resimlerini kullanmak ona çok doğru gelmiyordu.
Sonraki günler hep öyle geçti. Evde olduğu zamanlarda da bu konuyla ilgili belgeseller filmler izliyor, kitaplar okuyordu. İş arkadaşları onun çok mükemmeliyetçi olduğunu bu şekilde işi yetiştiremeyeceğini söylüyorlardı. O kendini öyle görmüyordu. Bu iş sadece içine sinerse teslim edecekti. Başaramazsa burada çalışmaya layık olmadığına hükmedip istifa edecekti.
Bilgisayarı kapatıp toparlandı. Eve yürüyerek gitmeye karar verdi. Kulaklığını taktı. Hafif bir müzik çalıyordu. Hava iyice soğumuştu.
Neden sonra telefonun çalmasıyla müzik bölündü. Arayan babasıydı. Reklamı bitirip bitirmediğini soruyordu. Olumsuz cevap alınca üzüldü.
- Yazdığım her şey yavan kalıyor. Oysa bu bir hayır işi. Gönle hitap eden bir şeyler yazmalı! Babası:
- Hissetmen gerek, dedi. Masa başında okuyarak izleyerek olmaz. İlla izleyeceksen gidip onları sokaklarda izle ya da onlarla konuş. Ne bileyim onların hayatlarının içine gir! Gözlerinin içine bak! İnsanın gözleri de konuşur. Onu ancak yüreğimizle anlarız.


Bir saatten fazladır yürüyordu. O sokağa girdiğinde köşelerde, inşaatın içinde, parkın kenarlarında sinmiş evsiz insanları ilk defa görüyordu. İçinde tarifsiz bir acıma hissi uyanmıştı. Kimi çöp konteynırına yarı beline kadar sarkmış karıştırıyor kimi de çöpün kenarına konulmuş kıyafetleri tam orada deniyordu. Durdu. Uzun bir müddet onları seyretti. Onların durumunu içeriden bir gözle görmeliydi.
İçeriden bir göz, dedi kendi kendine.
Yok artık, çıldırıyorum herhalde o kadar da değil! Etrafına endişeyle bakındı.
Hem gece vakti buralar hiç tekin olmaz. Bu doğruydu. Fakat yine de gidemedi. Biraz onları izledi. Sonra ani bir kararla ev arkadaşını arayıp eve gelmeyeceğini söyledi. Saati ve montu dâhil bütün eşyalarını çantasına koydu. Çantayı köşedeki büfeye emanet bıraktı. Çocuk parkına gitti. Bir köşede üstüne başına biraz toprak sürdü. Havuzun oraya sinmiş evsizlerin yanına gitti. Biri ona:
- Sen, yeni misin? Dedi. Başını salladı.
- Aşevi açıldı diye geldin değil mi? Aşevinin yemeği öyle çok değil, bilesin. Bir şey demedi. 50’ li yaşlarında bir adam ona sahip çıktı:
- Bak işine, Allah’ın garibine karışma! Sonrasında sorulan hiçbir soruya cevap vermedi. Onlar da çok soru sormadılar zaten. Ona hemen bir isim bulundu: Dilsiz.
Ona sahip çıkan amca durmadan konuşuyordu.
- Ben seni kınamıyorum. Herkes sokağa düşebilir. Millet artık evladını istemiyor. İnsanlarda vicdan kalmadı vicdan! Ahh vicdan, hakkın içimizdeki sesi neden sustun! Allah’ın peygamberi Hz. Ömer canımız ona feda, ne demiş biliyor musun bizim oğlan? Gülmemek için kendini zor tuttu:
- Gidin dağlara ovalara yem dökün! Kimse Müslüman memleketinde hayvanlar açlıktan ölüyor demesin, demiş gurban olduğum. Namazlı niyazlı Müslümanının dolu olduğu memlekete bir bak! İnsanlar sokakta açlıhtan ölüyo, soğuktan donuyo. Başıyla onayladı.


Yemek vakti aşevine gidip yemek yediler. Biraz oralarda takılıp çocuk parkına dönmüşlerdi. Hava iyice soğumuştu. Herkes bir kartonun üzerine uzanmıştı. Amca hala susmamıştı:
- Dilsiz, şimdilerde yine eyiyiz! Yağmurlar başlayınca ne edeceyik bakalım. Dün bayağı üşüdüm. Gocadım artıh, sokaklar zor! Benim hakkım battaniyeme sarılıp televizyon izlemek ama halime bak! Sırdıma örtecek battaniyem yok.
Kartonunun altından bir gazete çıkardı. İki tabakasını delikanlıya uzattı:
- Bunu ört üstüne! Bakma öyle, al! Hiç ısıtmaz bilirim ama işte kendimizi avuduruz, açıkta değiliz diye.
Delikanlı gazeteyi aldı. Baktı. Daha bir üzüldü. Magazin sayfası ve ekonomi sayfasıydı. Gülüşen kadın ve erkeklerle doluydu. Bir gazetede paraya, güce şöhrete boğulan insanlara ayrılan sayfalardı bunlar. Neden bir iş ilanı sayfası ya da en azından bir spor sayfası gelmemişti ki eline!
Gazeteyi üzerine örttü. Ömründe ilk kez bir gazeteyi bu amaçla kullanıyordu. Doğruydu ısıttığı yoktu avuntuydu onlarınkisi.
İnsanların çöpe attığı gazete ve kartonlarla yapılan bu yatakta kaldıkça içindeki sıkıntı büyüyordu. Kurtçukları üzerinde gezinen bir akşam yemeğinin midesine verdiği rahatsızlık… Sokak lambasının altında hayal meyal seçilen resimlerin rüyalarına girerek yeri göğü çınlatan kahkahalar atması… Gecenin ilerleyen saatlerinde iliklerine kadar işleyen bir soğuk… Ve sık sık bölünen kirli bir uyku da bu sıkıntıyı iyice körüklüyordu. Orada ne kadar kaldı bilmiyordu. Ama sabaha eremedi. Artık nefes alamadı. Hızla kalktı. Yaşlı adam:
- Dilsiz nereye! Bizim ipek yatağı beğenmedin zaar! Git de daha eyisini bul!
Delikanlı büfeye girip eşyalarını istedi. Köşeye geçip bilgisayarını açtı.
Reklam tam vaktinde yetişmişti ve basılmıştı. Sabah Selim Bey ofise geldiğinde herkes çömezin reklamından bahsediyordu. Hemen gazeteyi açıp baktı. Gazetede tam sayfa bir battaniye resmi konulmuştu. Bir anlam veremedi. Fakat altına yazılanlar resme anlam katıyordu.
“Bizim her sabah okuduğumuz gazeteleri
her gece üzerine battaniye diye örtenler var.”
Sıcak Çatı Evsizleri Koruma Derneği

 

Söz&Kalem | Meryem Varol 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ