Gökteki Yıldızlar

Gökteki Yıldızlar

Hamd, insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak Peygamberler gönderen Allah’a, selât ve selam elçilerin hâtemi Hz. Muhammed’e, âline ve son uyarıcının eğitiminden geçen Allah’ın kendilerinden razı olduğu ashabına ve onları kendine kılavuz kılan ehli imanın üzerine olsun.

Sahabe kimdir diye sorarsanız, gökteki yıldızlardır derim.

Peki, bu yıldızlar parlaklıklarını (hangi güneşten) kimden alıyor diye sorarsanız;

Allah’u Teâla’nın kendisine: “Ey Sevgili! Ey Nebi! diye nida ettiği, tüm peygamberlere imamlık eden, tüm peygamberin kendisinin ümmetinden olmayı arzu ettiği, insanlığa en güzel talebe yetiştiren, talebelerinin kendisi için canını feda ettiği, son risalenin mübelliği Hz. Muhammed’dir (sav)” derim.

Hiçbir mahlukat zatı itibariyle değerli ve kıymetli değildir. Onu kıymetli kılan harici bir etkendir. Sahabeleri de bizlerden farklı kılan şey, onların risalet çeşmesinin kaynağından içmeleri, bizzat o kaynaktan beslenmeleridir.

O halde gelin sahabeleri Kur’an’dan dinleyelim.

Allah’u Teâlâ ayeti kerimede şöyle buyuruyor: “İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler ve bu (Muhâcirleri) barındırıp onlara yardım edenler var ya, işte gerçek Mü’minler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.” (Enfâl, 74)

Tabii ki de sahabe dediğimizde hatırımıza ilk olarak gelecek olanlar dinin yayılışının ilk zamanlarında canlarıyla ve mallarıyla fedakârlık yapanlar olacaktır. Onlar ki kendilerine muhacir olarak gelen kardeşleriyle malını, mülkünü, evini paylaşmış ve tarihte benzeri görülmemiş bir kardeşlik örneği yaşatmışlardır.

 Kan yoluyla olan kardeşliğin ötesi olan inanç ve iman kardeşliğini en güzel şekilde hayata döktüler. Onların kardeşliği; süslü kelimelerden ibaret değildi,  hayatlarının güzelliklerini, sıkıntılarını paylaşmaktı.

Allah’u Teâla şöyle buyurur: “Muhacirlerden ve Ensar’dan o ilkler, o önde gidenler ve bir de ihsan şuuruyla onlara tâbi olanlar var ya, Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razıdırlar. Allah, onlara altlarından ırmakların çağladığı, içinde ebedî kalacakları cennetleri hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe, 100)

Sahabe, bu dünya hayatında bir müminin en çok arzu ettiği şeye ulaşmıştır: “Allah’ın ondan, onun da Allah’tan razı olması”. Sahabe, “o büyük kurtuluşa” erenlerdir. Sahabe, sadece peygamberle güzel vakit geçiren, sohbet eden değil, savaş meydanında ona ok isabet etmesin diye parmaklarından olmayı göze alandır. Sahabe demek; hayattan olup, hayat vermeyi göze almaktır, mum misali.

Allah’u Teâla ayeti kerimede şöyle buyurur: “Gerçekten Allah, Hudeybiye’de, o ağacın altında sana biat ettikleri zaman, müminlerden razı oldu. Onların kalplerindeki ihlâsı bildiği için üzerlerine sekine, huzur ve güven indirdi. Onları hemen yakında gerçekleşen bir zaferle ve alacakları birçok ganimetle mükâfatlandırdı. Allah mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.” (Feth, 18)

Sahabe sadece bollukta peygamberle beraber olmuş kişi değildir. Sahabe, Allah Resulü’nün, ölümü göze aldığı anda ona biatini te’kid niteliğinde yenileyendir. Onlar bize şunu öğrettiler: “Bu dava, uğruna en iyilerinizi feda edecek kadar değerlidir”.

Sahabe; inançları uğranı ölmeyi hayata tercih eden, kılıç darbesi aldığında kurtulduğuna inanan ve onu kurtuluşa erdiren rabbi adına yemin ederek canını verendir.

Bir diğer ayeti kerimede Allah şöyle buyurur: “(Allah’ın ecirlerini zâyi etmeyeceği o Mü’minler) yara aldıktan sonra yine Allah’ın ve Resûl’ün çağrısına uyarlar. Bunların içinden iyilik yapanlar ve takva sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfat vardır.” (Ali İmrân, 172)

Sahabe kimdir bilir misiniz?

Sahabe; mağlup olarak ayrıldığı savaştan yara bere içinde dönüp tam evine yetişecekken gelen emirle bir başka savaşa hiçbir tereddüt göstermeksizin gidendir. Halini hikâye etmeksizin, hikâyenin de böyle bir durumda şikâyet olabileceğini düşünerek baş göz üstüne deyip yola çıkandır.

Şimdi de talebelerini öğretmenlerinden dinleyelim.

Hz. Cabir (r.a) anlatıyor: "Resûlullah  (sav) buyurdular ki: "Ashabıma sebbetmeyin (dil uzatmayın). Nefsim elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun (sizden) biri, Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin infak ettiği bir avuç hatta yarım avuca bedel olmaz.”

Sahabeye sövmek nedir bilir misiniz?

Sahabeye sövmek, onlara eğitim veren peygambere dil uzatmaktır. Öğrenci, öğretmeninden tanınır. Sahabe tarihin en kaliteli öğrencileri ve talebeleridir. Onun için en hayırlı nesil onun neslidir. Ne yaparsanız yapın, onların yetiştiği makama ulaşamazsınız. O makam da peygamberi görmek ve iman etmektir.

Ebu Musa (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (sav) ile beraber akşam namazı kılmıştık. Aramızda: "Burada oturup yatsıyı da onunla birlikte kılsak" dedik ve oturduk. Derken yanımıza geldi ve: "Hala burada mısınız?" buyurdular. "Evet!" dedik. "İyi yapmışsınız!" buyurdu ve başını semaya kaldırdı. Başını sıkça semaya kaldırdı ve şöyle buyurdu: "Yıldızlar semanın emniyetidir. Yıldızlar gitti mi, vaat edilen şey semaya gelir. Ben de Ashabım için bir emniyetim. Ben gittim mi, onlara vaat edilen şey gelecektir. Ashabım da ümmetim için bir emniyettir. Ashabım gitti mi ümmetime vaat edilen şey gelir."

Sahabeler, bu dinin asıl davetçileri ve taşıyıcılarıdırlar. Onlar bizim hem maddi hem manevi hayatımızın teminatı ve koruyucularıdırlar. Evet, bizler sahabelerin müneccimleriyiz. Bizler onlarla yol bulur, onlarla hayatımıza yön veririz. Işığı kaynağından almış yıldızlardır onlar.

Büreyde (r.a)anlatıyor: "Resûlullah (sav) buyurdular ki: "Bir yerde ölen ashabımdan hiçbirisi yoktur ki, kıyamet günü oranın ahalisine bir nur ve onlara (cennete sevkte) bir rehber olmasın." Tirmizi.

Sahabe, bizlere sadece bu dünya değil, diğer dünyada da yön verecektir. Ne mutlu sahabenin ayak bastığı ve vefat ettiği toprakların ehline.

Sahabe!

Bu dünyada yaşamış ama bu dünyayı yaşamamış, nübüvvet çeşmesinden doya doya içmiş, son elçinin öğrencisi olmaya hak kazanmış, Allah’ın kendilerinden, onların da Allah’tan razı olduğu, onlara sövmenin nifak, onları sevmenin imanın bir parçası olarak görüldüğü kimselerdir.

Sahabe demek; dünyadayken cennetle müjdelenmek, cennette de peygamberle olup dünya ve ahiret kardeşliğini beraber sürdürmektir.

Ne mutlu!

Peygambere ashab olamayıp samimi kardeş olanlara!

Sahabeye öğrenci olamayıp, onların çeşmesinden beslenenlere!

Ne mutlu!

Gerçek mutluluğu bu dünyada aramayıp, ahiret yurduna bırakanlara!

Peygambere ashab olamamış bizlerin, davasında kardeş ve dost olanlara!

Vesselam…

Söz&Kalem - Ahmet Karaduman

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ