Gülümse Çekiyorum

Gülümse Çekiyorum

İrlandalı yazar Bernard Shaw’ın bir sözüyle başlayalım. Bernard: ‘‘Diş ağrısı çekenler dişleri sağlam olanları; yoksulluk çekenler, parası bol olanları mutlu sanır.’’ demiş. 1950 yılında ölen yazar şimdi yaşasaydı bu sözü nasıl revize ederdi acaba? Ben tahmin edeyim, büyük ihtimalle şöyle derdi ‘‘ Diş ağrısı çekenler, dişleri sağlam olanları, sosyal medya kullananlar ise herkesi mutlu sanır.’’

Sizce de öyle değil mi? Sosyal medyaya baktığımız zaman herkes mutlu, herkes zengin, herkes şık giyiniyor, herkes… üç noktalar uzatıldıkça uzatılabilir. Gerçekte öyle mi? Sosyal medyadaki insanlar gerçekte ne kadar mutlu? Aybaşında lüks bir mekândan fotoğraf paylaşan öğrenci kardeşim ay sonunda ne kadar mutlu?

Sosyal medya günümüzün vazgeçilmez gerçeği, psikolojimizi acayip bir şekilde etkileyen garip bir bir ağ. Bazen araştırmalara, bazen başkalarının sosyal medya sayfalarına, bazen alışveriş sayfalarına, saatlerce bakarak vakit geçiriyoruz. Genel olarak güldüğünde 32 dişi gözüken mutlu insanlar, birbirinden mutlu paylaşımlar, en şık köşeler görüyoruz. Paylaştığımız fotoğrafların yüzde 90'ında mutlu görünüyoruz. Peki, gerçekten mutlu muyuz o karelerde yoksa "mutluymuş" gibi mi yapıyoruz? Sosyal ağlara baktığımızda yaşamda mutlu olmayan, maddi sıkıntısı olmayan, yakışıklı olmayan kişi sayısı yok gibi. Görsellere baktığımızda sanıyoruz ki herkes mutlu, zengin ve yakışıklı. Bu gerçek mutluluk mu yapay mı yoksa mutlu olma çabası mı?

Uzmanlara göre ise "ne kadar mutluyuz "temalı fotoğraflarını paylaşan sosyal medya kullanıcılarının çoğunun içsel eksiklik yaşadığından mutluluk pozlarını verdiklerini söylüyorlar. Uzmanlar sosyal medyanın insanları mutsuz ettiği söylüyor. Sebebi ise sosyal medyada herkesin çok mutlu görünmesi olarak ifade ediliyor. “Başkalarının mutluluğu bizi mutsuz etmemeli” diye düşünüyor ilk anda insan. Uzmanlar bu soruyu şöyle cevaplıyor; “Facebook’ta çok vakit geçirdiğimizde mutsuz oluyoruz çünkü bilinçaltımızda durmadan hayatlarımızı mukayese ediyoruz”. İnsanın mutsuzluğuna sebep olan faktörler arasında geçmişte kalma, gelecek endişesi, kusursuzluk peşinde koşma gibi nedenlerin yanı sıra karşılaştırma yapmanın getirdiği mutsuzlukta büyük bir etkendir.  

Bazen sabah uyanır uyanmaz daha gözümüz tam açılmamışken telefonu elimize alıyoruz farkında bile olmadan. İlk olarak İnstagram veya Twitter sayfalarında buluyoruz kendimizi. Sabahın ilk ışıklarında bile takip ettiklerimiz paylaşım yapıyor, mutluluk saçıyor. Biz sosyal medyada paylaşılan bu anları seyrettikçe zannederiz ki herkes çok mutlu. Kimsenin uykunun en tatlı yerinde uykusunu bölen ağır işeri, okul derdi yok, kimse sorun yaşamıyor. Falan ne kadar keyifli, Filan ne kadar dertsiz tasasız… sonrasında ise, biz neden öyle değiliz? Her şey bizi mi buluyor? Neden biz? Şeklinde akla gelen sorularla efkarlanıp dert yanarız.

Araştırmalar gösteriyor ki; sosyal medya üzerinden başkalarının mükemmel mutlu yaşam tablolarını sürekli bir şekilde takip eden kişilerin, gerçek hayatlarında mutsuz olmaları daha muhtemel. Kopenhag'da bir üniversitede yapılan bu araştırmaya göre aşırı sosyal medya kullanımı olan kişilerde sosyal medya; "kıskançlık, imrenme" duygularına sebep olmakta. Kişilerin sürekli mutlu tablolarını görmek, kişilerde sürekli mutlu olma, eğlenme, zevk alma hissi uyandırmakta ve gerçekle uyuşmadığı için ise kişilerde kıskançlık, depresyon ve çeşitli ruh sağlığı bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. İnsanlar sosyal medyadaki popülaritelerinin hayatlarını etkilemelerine izin veriyorlar. Bunu artırmak için sanal karakterler, sanal mutluluklar oluşturuyorlar. Bazı kişiler bu sanal gerçekliğe kendilerini kaptırıp gerçek kişiliklerinden çok farklı profiller yaratıyorlar.

Peki, gerçeklik ile sanal gerçeklik arasındaki profillerimiz neden bu kadar farklılaşıyor. Bunun ana nedenlerini aşağıdaki şekilde sıralamak mümkün. İlgi ihtiyacı; gerçek hayatta kimse için ilgi çekici bir kişilik değilken sosyal medyada ilgi ihtiyacını doyurmak mümkün olabiliyor. Gerçekte olmayan bir şey sosyal medyada gayet rahat bir şekilde varmış gibi gösterilmeye çalışılabiliniyor. Mutsuzlukları gizleme ihtiyacı; sosyal medya, gündelik hayatında mutlu olduğu düşünülen insanların yanında mutsuzlukları saklamanın ve bakın ne kadar mutluyum demenin bir yolu olarak kullanılıyor. Nasılda karşıdaki insanlar gerçek değil o zaman kullanıcıda gerçekleri göstermiyor. Nasılsa bu onun dünyası ve hayalindeki dünyayı varsaydıklarını göstermeye çalışıyor. Tüm bunların sonucunda ise ortaya şizofren bir kişilik çıkıyor.

 Peki, bizler her gün yeni bir özellikle karşımıza çıkan, sürekle gelişen dijital âleme nasıl ayak uydurmalıyız. İnstagram, Twitter, Snapchat, Youtube, Facebook kısaca tüm sosyal medya önümüze yeni ufuklar açıyor. Bu mecraları etkin kullanıp kendi adımıza faydalı hale getirebilir ve olumlu etkilerini gündelik hayatımıza ve iş hayatımıza pozitif etki yaratacak şekilde yayabiliriz. Sosyal medyayı daha mutlu hayat yaşamak için kullanabiliriz. Ya da sadece en değerli hazinemiz olan vaktimizi hunharca öldürdüğümüz, sanal kişilikler yaratıp sahte arkadaşlıklar kurduğumuz, virüs gibi mutsuzluk yayan bir araç olarak kullanabiliriz. Böylece olduğumuzdan daha yalnız, daha depresif ve daha mutsuz hayatlar oluşturabiliriz. Sosyal medyayı etkin kullanmayı öğrenmek ve etrafımızdaki insanlara öğretmek zorundayız. İçinde bulunduğumuz nesil sosyal medyanın içinde doğdu ya da içinde büyüdü. Bundan dolayı sosyal medyayı daha etkili kullanmayı öğrenmeli ve öğretmeliyiz.

Yazımıza Mevlana’nın çok güzel bir sözüyle noktayı koyalım. Mevlana; ‘‘ Ya olduğun gibi görün yâda göründüğün gibi ol’’ der. Bu söz günümüzde ne kadar kamyon arkası bir söz haline gelmişse de anlamı büyüktür. Nasıl bir kişiliğe sahipsek o şekilde görünmeli veya nasıl gözüküyorsak ona yakışır bir hayat yaşamamız gerekir. Aksi halde iyinin ve güzelin kıymeti bilinmez, kötüler ise haddinden fazla kıymet kazanır ve insanlığı zarara uğratırlar. Olduğu gibi görünüp, göründüğü gibi olanlardan olma duasıyla selam ve dua ile…

 

Söz&Kalem - Ali Tarhan

1 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ