Hasbihal

Hasbihal

Dünya değiştikçe insanların tüm davranışları da değişim ve dönüşümlere uğruyor. Dün yaptıklarımız bugün ayıplanabiliyor, bugün ayıpladıklarımız ise yarın övünülecek hatta örneklik teşkil edecek davranışlara dönüşebiliyor. Fakat tüm bu değişimlere rağmen anlamı, hakikati ve önemi değişmeyen bazı davranışlarda varlığını korumaya devam ediyor. Okumak tüm bu değişimlere rağmen varlığını ve önemini koruyan, insana değer katan bir davranış olarak yerli yerinde durmaktadır. Okumanın şekli değişmiş, teknolojik gelişimler yeni okuma imkanları oluşturmuş olabilir ama anlam ve hakikat olarak okumak ilk emredildiği günkü tazeliğini korumaktadır.

Kitabı oluşturan ve onu okutan şey içerisinde edebi ve özgün bir metin barındırmasıydı. Sosyo-ekonomik düzenin küreselleşme ile birlikte dönüşüme uğraması neticesinde kitabın muhtevası ve barındırdığı anlamda değişime uğradı. Küreselleşme ile birlikte hakim kültür olarak tanımlanan popüler kültür her şeyde olduğu gibi edebi eserleri ve haliyle kitabında içeriğini, niteliğini etkilemiştir. Küresel kapitalist pazar rekabeti, nitelikli eserleri popüler kültüre kurban ederek ikinci plana atmıştır. Bundan dolayı nitelikli eserler popüler eserlerin fazlaca yapılan reklam ve tanıtımları arasında kendine yer bulamayarak kaybolmuştur. Haliyle aynı şeyleri yiyen, aynı şeyleri içen ve aynı elbiseleri giymeye başlayan toplumlar aynı şeyleri okumaya başlamıştır. Kitap, küreselleşme ile birlikte insanlara sunulan hazır kültürün bir parçası oldu.  Kitabın ve okumanın dönüşümüne rağmen, okumanın kendini bulma, hakikati bulma ve zamanı değerli kılan en güzel eylem olduğunun idrakinde olan Müslüman için okumanın ne anlam ifade ettiğini, okumanın ne olduğunu ve daha birçok soruyu bir birinden kıymetli yazarlara hasbihal edip sizler için cevaplar almaya çalıştık.

Dr. AbdulKadir Turan-Yazar | Niçin okumalıyız?

Okumalıyız çünkü okumak Allah'ın emridir. Kur'an-ı Kerim'deki ilk emirdir. İslam, aynı zamanda bir bilgi devrimidir. İslam'la okumak, insanlığın yaygın bir faaliyeti hâline gelmiştir. Lâkin, İslam'ın vesile olduğu bu nimeti kimi batıl, kimi hak üzere değerlendirmiştir. Kur'an-ı Kerim'in emrettiği Allah'ın adıyla okumaktır. Allah için okumaktır. Mü'min, Rabbiyle yakınlaşma için okur. Öyle bir okuma, ona kendi nefsini de dinini de dünyasını ahiretini toplumu da tanıtır. Ona yeryüzünde kiminle beraber olacağını anlatacağı gibi mahşerde de kiminle beraber olacağını gösterir.

Okumak, dünyamızı genişletir; bizi etrafımıza örülen duvarlardan kurtarır. Bizi ayaklarımızın uzanamayacağı, gözlerimizin göremeyeceği dünyalara götürür. Ufkumuzu genişletir. Vaktimizi güzelleştirir. Sıkıntımızı giderir. Kimi zaman da rahatımızı bozar. Bizi ümmetin, insanlığın dertlerine ortak eder. Bizimle ümmet arasında köprü olur. Dünyanın herhangi bir yerinde görmediğimiz nice kardeşimizi bir okumayla ziyaret eder, onun dünyasına gireriz. Öte yandan okumak ilimdir, dinlemeyle insan ilmi ancak hisseder. İlim, okumayla birikir.

Özkan Yaman-Yazar | Nedir Okumak?

Yeryüzü halifeliğinin kalitesi okumanın niteliğine bağlıdır.  Okumanın göreceli olduğunu unutmamak gerekir. Okumak deyince, sadece satırlara belli bir gaye ve düzenle dizili sembolleri gözle/dille/elle alıp zihnin muhakemesine teslim etmekle anlaşılır.

Yalnız, hakikatte her insan sürekli bir şeyleri duyularıyla aldıktan sonra analiz etmektedir. Kişinin kabulleri, kanaatleri, meyilleri, etkileşimleri, yakın uzak hedefleri ve ihtiyaçları gibi birçok etken, bilgilenme eylemini zaruri bir yaşam emaresi kılmaktadır. “Yaratan Rabbinin adıyla oku” emri, ‘kitap yüklü merkeplerden olmamak için oku’ diye de tefsir edilebilir.

Çok kısa süren dünya ömründe, ebedi cenneti ve rızayı ilahiyi kazandıracak okuma, hem ibadetin bizzat kendisi hem vesilesidir. Ve bu her zaman, yazılı harflerle olmayabilir. Varlıklardan, hadiselerden, sözlerden hâsılı şu alemdeki her şeyden Rabbimizi hatırlatan, O’na yaklaştıran dersler çıkartılan bir ibret/tefekkür bakışı/okuyuşu nübüvvetin ümmilik makamına işaret eder.

Çok okumaya muhtacız. Ancak bize iman, ihlas, salih amel güzel ahlak ve himmet(ilahi aşk, şevk ve dert) kazandıracak bir okuma olması şartıyla.

Suat Yaşasın-Yazar | Okumak şart mı?

Hayatta esas olan 'gerçek'i, 'hakikat'i yaşamaktır, uygulamaktır. Yaşayıp uygulamak için de 'bilmek' gereklidir. 'Bilme'nin en yaygın yolu da 'öğrenmek, okumak'tır.

Kuşkusuz 'öğrenmek, okumak' bilip yaşamanın tek yolu değildir. Lâkin tartışmasız, sonuca ulaştıran yöntemler içerisinde açık ara öndedir. Bundandır ki Allah Teala okumayı, bilmeyi her şeyin önüne koymuştur. İlkin "Oku" diye emretmiştir. "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu!" buyurmuştur. Normalde okumak bilmek 'araç'tır, 'amaç' değildir.

'Araç'lar da zâtları itibarıyla bir 'değer' taşımazlar. Buna rağmen İslam okumaya verdiği muazzam 'değer' sebebiyle onu ‘araç olmaktan alıp amaç seviyesine yükseltmiştir'. O kadar ki, tüm bir insanlığın peşinden koşturduğu 'siyasi hâkimiyet'e, 'okuyup öğrenme'yi tercih etmiştir.

İslam Devletinin 'hâkimiyet', daha doğrusu 'varoluş' mücadelesinde çok kritik role sahip ilk savunma savaşı Bedir'de ele geçirdiği düşman esirleri, salt 'okuma-yazma öğretme' karşılığında serbest bırakması sanırım başka söze ihtiyaç bırakmamaktadır. Bundan dolayı olsa gerek bir Müslüman için ‘evet okumak şarttır’.

Zeynep Dal-Yazar | Doğru okuma nasıl olur?

Doğru okuma hakkıyla yapılmış bir tefekkür ile mümkündür. İnsanoğlu aslında hem çevresel hem de içsel olarak meydana gelen hadiseleri kalp ve akıl süzgecinden geçirerek düşünme yetisini kuvvetlendirebilir. Bunun sonucunda okuduğu herhangi bir kitabı daha iyi analiz edip çeşitli parametreler ile mukayese ettiğinde okunan kitabın daha iyi anlaşıldığı fark edilir. Bir kitap ne kadar iyi anlaşılabilirse oranda doğru bir okuma yapılmış olur.

Yunus Emiroğlu-Yazar | Okuma alışkanlığı nasıl kazanılır?

Bu hususta ilk yapılması gereken; genç nesillerin okuma alışkanlıklarının ve kitaplardan beklentilerinin anlaşılmasına dönük bir çalışmanın yapılmasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de genç nesilleri içinde bulundukları gelişim çağında ilgilerini çekecek konulara yönlendirmektir.

Günümüz dünyasında okumaya teşvik edecek yenilikçi okuma programları yapmanın önemi de giderek artmaktadır. Bu konu sadece eğitimcilere bırakılabilecek bir konu değildir. Aile, eğitim yuvaları ve sosyal çevrenin iş birliği ve dayanışma içerinde hareket etmeleri gerekir. Aile reisleri ve eğitimciler, gelişmiş bir okuma becerisine sahip olabilmeleri için genç nesilleri teşvik etmeli, kendileri de okuma sürecine aktif olarak dahil olmalıdırlar.

İlim tahsili ve kitap okuma, sadece bilgi sahibi olmak için veya öğrenmeye mecbur hissedildiği için değil, davranışlarda olumlu değişiklikler meydana getirmesi ve hayatı anlamlandırabilmesi için yapılmalıdır.

Genç nesillere okuma alışkanlığını aşılama yollarından biri de kitap tavsiye etmektir. Genellikle genç nesiller arasında böyle bir etkileşim söz konusu olmaktadır. Ayrıca öğretmenlerinin tavsiye ettikleri eserler de öğrenciler tarafından kabul görmektedir.

Hasıl-ı kelam, okuma kültürünün yaygınlaştırılabilmesi için okullarda okumaya öncelik verilmeli, anne- babalar yönlendirilmeli, kitap okuyanlara ödül verilmeli, kitap fiyatları ucuzlatılmalı, kitaplara erişim kolaylaştırılmalı ve kütüphaneler yaygınlaştırılıp tüm kesimlerin istifadesine sunulmalıdır.

M. Ali Gönül-Yazar | Okunacak kitapları nasıl seçmeliyiz?

Yenilecek yemekler, nasıl seçilir? Damak tadı ve göz zevkinin bunda etkin olduğunu kimse inkâr edemez. Belki de besleyici özelliği veya vitamin yönü göz önünde bulundurulur. Yine de vücudun güç ve kuvvet bulması esas olandır. Yeterince beslenemeyen bir vücut, ayakta duramaz. Sahibini taşıyamaz. Abur cubur yemenin istifrayla neticelendiği, vücudu güçsüz kıldığını biliyoruz. Kaliteli yemek, kaliteli hayattır. Hayata kalite katmaktır.

Peki, kitapları ruhun gıdası olarak görmeyen bir yaklaşım için ne demeli? Ruhu nasıl beslemeli? Nasıl etkin ve etken hale getirmeli? Hangi zevk ve hangi damak tadı olmalı? Ruhun vitamini olarak seçiciliğin kıstası yok mu? Ruh nasıl kuvvet bulmalı, nasıl beslenmeli ve sahibini taşımalı? Abur cubur bilgi, ruhu kusturmaz mı? Güçsüz kılmaz mı? Hayata kalitesizlik katmaz mı?

Kitaplar, ruhun gıdasıdır. Tıpkı kaliteli yemekler gibi kaliteli kitaplar seçilmeli, hayata kalite katmalıdır. Bu kalite kişiliği oturaklı, ahlaklı, dürüst ve inançlı bir bireye dönüştürmelidir. Toplum içinde herkesin bakışlarına muhatap iken yaptığını birey olarak yalnız başınayken yapabilen bir fert, kişilik sahibidir. Bu kişilik, okumalarından esinlenmiş, inancıyla yoğrulmuş, ahlakıyla şekillenmiş okumalar sonucudur. Yitik bilgiyi/hikmeti, eğitimle yoğuran okumalar/kitaplar seçilmelidir. Kalite, damak tadı ve vitamin özelliği olan kitapları seçenlere ne mutlu!

Zeki Ergin-Yazar | Okuma hevesimizi neden kaybediyor veya neden okuyamıyoruz, okurken niçin sıkılıyoruz? 

Çünkü okuma bir heves işi değil, bir eğitim işidir. Yani insanın okuyabilmesi için okumaya yönelik eğitilmiş olması lazım. Hevesin okuma alışkanlığı içerisindeki payı ancak bir katalizör kadardır. Heves diğer her şeyde olduğu gibi okumada da ancak takviye edici bir fonksiyon sahibidir.

Eğitim kurumlarımız; ister seküler müfredatla eğitim veren okullar olsun ister inanç eksenli eğitim veren cumhuriyet sonrası kıyıda köşede saklanarak varlığını sürdürmeye çalışan medreselerimiz olsun maalesef kendi alanları dâhilinde bulunan okuma alışkanlığını talebelerine kazandıramadı. Ne müfredatlarında böyle bir detay vardı ne de böyle bir projeleri. Bu şekilde eğitimin kapsam alanında olan bir şey hevesin insafına terk edildi. Heves de çok çabuk sönen bir alevden öte bir şey değildir.

Bir sebep de; okuyan hak ettiği değeri hem bulmadı hem de verilmedi. Bu değer kaybı ister bizzat okuyanların karakter değişiminden olsun ister toplumun değer yargılarının aşınmasından olsun okuyan hak ettiği, en azından umduğu değeri bulmadı. Her ne olursa olsun temsilcisi değerli olmayan şeyin kendisi de zamanla değerini yitirir ve rağbetini kaybeder. Daha çok sebep var ama en önemli iki sebep bence bunlardır.

Hasan Bozdaş-Yazar/Şair | Görüntünün dünyası okumanın yerini alır mı?

Okuma, yazının tarihi ile yaşıt olarak form değiştiriyor, bununla birlikte bir kültür olarak da tüm bu formlara direniyor. Yayıncılığın erişilebilirlik, yayımlama ve dağıtım anlamında altın çağını yaşadığı, nitelik ve okur kitlesi anlamında dağıldığı bir dönemde imajların altın çağından söz ediyoruz. Bu kadar çok kitap karşısında bu kadar az okur, imajların problematiği. Oysa okumanın, içselleştirilmiş bir eylem olarak okumanın, eğer bu okuma sadece bilgi arayışına yönelmemişse, görüntüden, gösteriden veya imajdan etkileneceğini düşünmüyorum. Bu tür bir okuma, kendi varlık alanına sahiptir ve çıkarsızdır. Bu tür okuma, kişinin kendisini bu eyleme vakfetmesini gerekli kılar.

Bilgi veya haz odağında sıkışmış bir okuma ise, değişen formlara ayak uydurabilir. Bilgi de yayıncılığın altın çağını paylaşıyor, üstelik kitaplar üzerinden bilgiye ulaşmak daha zahmetli, daha pahalı ve daha geç bir yöntem olmaya evriliyor. Çağın gerektirdiği bilgi, fast food bilgi olarak tanımlanabilir. Televizyon ve internet bu konuda daha mahir kalıyor. Tartıştığımız şekilde bir muhip olarak okuma ise, ki edebi anlamda bir çıkarsız okur olmayı kast ediyorum, bazıları için fazla yorucu bir mesai. Yine metinler, sınırlı duyusal aktarımlarıyla görsel göstergelerin haz gücü yanında zayıflıyor. Hal böyleyken imajların dünyası tarafından en çok etkilenen kitle, edebiyat ve fikriyat okumasına dâhil olamamış kitle. Bu kitle maruz kaldığı bu etki karşısında asla okuma ile tanışmayabilecek bir darbe alıyor. Görüntünün dünyası tüm bunlarla yeni bilgi aktarım yolu yaratmış olabilir, daha kolay ve ilgi çekici bir yöntem bulmuş olabilir, okuma serüvenini baltalayabilir, bir simülatif evren içerisinde hazır imajlarla hayal gücünü bypass ediyor olabilir, ama fikriyat ve edebiyat okumasının çıkarsızlığı karşısında yeterince güçlü de olmayabilir.

Söz&Kalem | Selman Talayhan 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ