Keşke Onu Dost Edinmeseydim!

Keşke Onu Dost Edinmeseydim!

Hamd, İbrahim (a.s)’ı kendine dost kılan Allah’a, selât ve selâm ashabını dost, bizleri kardeşi olarak gören Hz. Muhammed’e, aline ve ümmetinin üzerine olsun.

İnsanoğlu, dünya hayatına gönderilişiyle beraber hep iki seçenek arasında hareket eder. İkisinden birini tercih eder ve tercihinin sonucunu yaşar: İman- küfür, iyi-kötü, giriş-çıkış…

Bu tercihlerden biri de insanın şekillenmesinde büyük etkisi olan çevredir. Ya iyi bir çevre seçer ya da kötü. Çevresine karşı ya etkili ya da etkilenen konumdadır. Yani ya aktiftir (iyi veya kötü) ya da pasiftir (etkilenen). Tabi pasif olan, zamanla pasif olmaktan çıkıp iki aktif rolden birini üstlenir.

Çevre, insanın şekillenmesinde en büyük etkiye sahiptir. Kişi çocukluğunda aileyle şekillenmeye başlasa da sonraki süreçte şekillenmesinde çevresinin büyük bir etkisi vardır. Bundan ötürü gençlerimiz kimlerle beraber olduklarına dikkat etmelidir. Çünkü kişi zamanla beraber kaldığı kişinin rengini, kokusunu ve tadını alır.

Ebu Musa el-Eş’ari’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İyi arkadaşla kötü arkadaş misk taşıyan kimse ile körük üfüren kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder yahut sen ondan (miski) satın alırsın ya da ondan güzel bir koku duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın!” (Müslim, Birr, 146)

Biz ne kadar etkilenmiyoruz desek de, aslında en kötü ihtimal kokusu bize sirayet ediyor. Nitekim sosyologlar şöyle diyor: Karakterler birbirlerini etkiler. Sadece ahlaki olarak tek değil, insanın zekasının gelişmesi bile insanın çevresinden etkileniyor. Jim Rohn; “İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır” der. Atasözü de bu durumu özetlemiştir: “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.”

Ayet ve hadislere göz gezdirdiğimizde şahıslardan öte, hep toplulukların övüldüğünü veya zem edildiğini görürüz. Ashabı kehf için “topluluk”, savaşta galip gelenler için “az bir topluluk”, aynı şekilde bir köyde bahsederken “Sakinleri zalim olan köy”, şeklinde bahsetmiştir. Çünkü iyilik veya kötülük topluluk şekli aldığında aktif (etken) hale bürünüp etkisini daha çok göstermeye başlıyor. Onun için tüm peygamberlerin ilk hedefi kendisiyle beraber davayı yüklenecek topluluk oluşturmasıdır. Bundan ötürü Zekeriya (a.s) Allah’u Teâlâ’ya şöyle nida da bulundu: “Hani o, Rabbine şöyle niyaz etmişti: Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen, vârislerin en hayırlısısın, (her şey sonunda senindir).” (Enbiya, 89)

Bundan ötürü ayeti kerimeler ve hadisi şeriflerde kimi dost edinmemiz gerektiğiyle ilgili ciddi uyarılar bulunmaktadır. Ayet-i kerimede şöyle buyruluyor: “Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının ziynetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.” (Kehf, 28.)

Başka bir ayette ise: “Ey iman edenler! Kendilerine Allah’ın gazap ettiği, kabirlerdeki kâfirlerin ümit kestikleri gibi tamamen ahiretten ümitlerini kesmiş bir toplumu dost edinmeyin” (Mümtehine, 13) buyrulmaktadır.

Arkadaş seçiminin kıyamet günündeki etkisini vurgulayan “O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar” (Zuhruf, 67) ayetiyle ilgili olarak Kurtubi’nin Tefsir’inde şöyle bir rivayet nakledilir: İki mümin ve iki kâfir dost vardır. Müminlerden birisi ölür ve Rabbinin huzuruna vardığında: “Rabbim filan kişi bana, sana ve Resulü ’ne itaati emrediyordu. İyiliği emrediyor, kötülükten alıkoyuyordu. Benim senin huzuruna çıkacağımı söylüyordu. Rabbim benden sonra onu saptırma, beni hidayete eriştirdiğin gibi onu da hidayete eriştir. Bana kereminden lütfettiğin gibi ona da lütfet” der. Nihayet diğer mümin arkadaşı da vefat edince, Allah her ikisini bir araya getirir ve birbirlerini övmelerini ister. İkisinin de birbirlerinden hayırla bahsetmeleri üzerine Yüce Allah: “Ne güzel dost ne güzel kardeş ve ne güzel arkadaş!” buyurur. Kâfirlerden birisi ölünce ise “Rabbim filan kişi bana, sana itaati, Resul’üne itaati yasaklıyor, kötülüğü emrediyor, beni iyilikten alıkoyuyordu. Senin huzuruna çıkmayacağımı söylüyordu. Rabbim senden dileğim, benden sonra onu hidayete eriştirme, beni saptırdığın gibi onu da saptır. Beni hakir düşürdüğün gibi, onu da hakir kıl.” Diğer kâfir arkadaşı da ölünce Yüce Allah her ikisinden birbirlerini övmelerini ister. Fakat övmek bir yana ikisi de birbirlerinin kötülüklerini anlatırlar. Bunun üzerine Yüce Allah “Ne kötü dost ne kötü kardeş ve ne kötü arkadaşmışsın!” buyurur ve her biri diğer arkadaşına lanet eder. (Kurtubi, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân)

Evet, dostluklar sadece mezara kadar değilmiş, cennete veya (Allah bizleri korusun) cehenneme kadarmış. Resûlullah (s.a.v)’in şu hadis-i şerifi bizlere arkadaşlığın ne kadar önemli olduğunu açıkça beyan ediyor: “Kişi arkadaşının dini üzeredir, bu sebeple her biriniz kimi dost/arkadaş edindiğine dikkat etsin.”

 Abdullah b. Mesud’un da dediği gibi: “Dumanın ateşe delalet etmesi dâhil, hiçbir şey arkadaşın arkadaşa delalet ettiği gibi delil değildir.”

Arkadaş insanın diğer dünyada yüzünü ak ya da kara edecek. Arkadaş çevresi, bir genç için kendisini şekillendiren bir topluluk nispetindedir.  Onun için değişmek isteyen gençler, eğer sıkıntı, ortamından kaynaklanıyorsa o ortamı terk etmelidir. Peygamber efendimiz anlatmış olduğu 100 kişi öldüren şahsın tövbesinin kabul olması için ona iki şart koşuluyor: Biri salih bir tövbe, ikincisi de namaz kılıp, iyiliği emredip, kötülüğü emreden şehre-topluluğa gitmesidir. Malum ondan istenen ortamını değiştirmesidir.  

Ne mutlu güzel arkadaşlar edinenlere!

Ayeti kerimede şöyle buyruluyor: “Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehitler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa Suresi- 69)

Eğer, şeytanı dost edinirsek (Allah korusun)! “Şeytan, şeytan tıynetli ahlâksız azgınlar, kimin arkadaşı olursa, bilsin ki o ne kötü bir arkadaştır.” (Nisa,38)

Kıyamet günü Şeytan’ın insanı düşüreceği durum ve insanın o gün dile getirecekleri ayeti kerime de şöyle ifade ediyor: “Eyvah! Keşke falancayı kendime dost edinmeseydim! Meğer bana uyarıcı mesaj geldikten sonra, o dost bildiğim kişi bu mesajdan beni saptırmış! İşte şeytan insanı (böyle) çaresizlik içinde yapayalnız bırakır.” (Furkan- 28,29)

Gençler!

Dergi olarak şiar edindiğimiz “Hakikaten onlar Rablerine iman edenler bir gençlerdi” ayetini hayatımızın amacını belirleyip, iyilik toplulukları oluşturalım.

Bizlere;

Cami,

Kur’an,

Ve Medrese gençliği desinler

Söz&Kalem | Ahmet Karaduman

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ