Nereli Olmamı İsterdin?

Nereli Olmamı İsterdin?

Günümüzde sonda vermek istediğimiz mesajları artık başlarda vermeye başladık. Ön yargılarımız o kadar fazlalaştı ki hemen bir yere iteleme, gruplama ve ötekileştirme peşindeyiz. Son zamanlarda ‘ne iş yapıyorsun?’ veya ‘nerelisin?’ sorularına mesafeli yaklaşıyorum. Çünkü ‘nerelisin?’, ‘ne iş yapıyorsun?’ sorularının ardı arkası kesilmiyor. ‘Bu sorularda da ne var ki canım?’  diye hemen tepki verebilirsiniz. Ama gelin görün ki pratikte işler öyle işlemiyor. İnsanoğlu kendisini dünyada konumlandırdığı gibi tanıdıklarını da bir yerde konumlandırmakta ve ona göre davranışlar sergilemektedir. Bundan dolayı birisiyle yeni tanıştığımda siyasi görüşünü, mesleğini, memleketini, dilini vb soruları hep en sona bırakmayı kendime şiar edindim. Karşımdaki kişi hakkında ön yargılarda bulunmadan, öncelikle insan olduğu için yaklaşır, tanımaya çalışırım. İçinde yaşamış olduğumuz kültür ister istemez bizleri bir kalıba sokmaktadır. Hayal dünyamızda aslında bu oranda geniştir diyebiliriz.

Hayatında hiç köyden çıkmamış birine dünyanın büyüklüğünü sormuşlar. O da; “Dünya herhalde bizim köy ile komşu köy kadar büyüktür.”  demiş. Aslında tüm meselede bu değil midir? O insan köyden çıkmadı diye ayıplanamaz. Her insanın bulunduğu şartlar değişiklik gösterdiğinden herkesi kendi şartlarında değerlendirmek zorundayız. Belki de yazının başında bahsetmek istediğim şey buydu. Kimisi vardır bulunduğu yeri karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kimisi her türlü imkana rağmen nefes alıp vermenin kıymetini dahi anlayamaz. Dolayısıyla bir insanı tanımak için öncelikle sormamız gereken soruları çok iyi seçmemiz gerekiyor.

Görüyoruz ki farklı insanlar ve görüşler ile karşılaşmayan, kitap okuyup zihin dünyasını genişletmeyen insan maalesef zihnin zindanında tıkalı kalıyor. İnsan, kendini geliştirebildiği ölçüde hayal kurabilir ve dünyasını güzelleştirebilir. Oysa kamil bir insan sadece kendi dünyasını değil insanlığın da dünyasını güzelleştirebilendir. Sıkça denk geldiğim ama bir türlü okumaya fırsat bulamadığım psikolog ve akademisyen Doğan Cüceloğlu, şubat ayında vefat etmişti. Bu vesileyle kalbe dokunan bir kaç videosunu izleme fırsatı bulup kendisiyle tanışmış oldum. İzlediğim videoların birinde denk geldiğim ve konferanslarında sıkça kullanmış oluğu bir oyundan bahsetmek istiyorum. Aktaracağım bu örneklem ve bilgilerin sahibi Doğan Cüceloğlu’dur. Bu vesile kendisine tekrardan Allah’tan rahmet diliyorum.

Dünyadaki tüm insanlar belli bir kültürde hayatlarına başlar. Bu ister Afrika kabile kültürü olsun ister İngiliz kültürü ister Türk kültürü olsun. Sonuçta kaçınılmaz olarak kültür hep bizimledir.

Bu konuya bir uygulama ile yön vermek istiyorum. Lütfen bana eşlik edin.

         1) Zihninizden 1 ile 9 arasında bir sayı tutun.

         2) Tuttuğunuz bu sayıyı 9’la çarpın.

         3) Çıkan sayının birinci ve ikinci basamağındaki rakamları toplayın.

         4) Çıkan sayının baş harfiyle bir ülke düşünün.

         5) Bu ülkenin sondan üçüncü harfiyle bir şehir ismi düşünün.

         6) O şehrin sondan üçüncü harfi ile bir hayvan ismi düşünün.

Evet, işlemleri doğru yaptıysanız yüksek ihtimalle cevaplarınız aşağıdaki gibi olacaktır. Peki, neden bu cevapları bulduk açıklayayım:

Öncelikle matematikte 9’la çarptığınız bir sayının çıkan sonucun rakamları toplamı daima 9’dur. Bunu bulduktan sonra gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Siz hemen D harfiyle bir ülke aradınız aklınıza Dominik Cumhuriyeti ya da Dağıstan yerine ‘Danimarka’ geldi çünkü Danimarka’yı diğer devletlerden daha sık duydunuz. Danimarka’yı bulduktan sonra sondan üçüncü harfiyle bir şehir aradınız ve Rize’yi Roma’dan daha sık duyduğunuz için aklınıza gelen ‘Rize’ oldu. Daha sonra Rize’nin sondan üçüncü harfi i ile başlayan hayvan olarak aklınıza ilk ‘İnek’ geldi.

         Bunları yaparken farkında bile değildiniz.  Aynı bilgisayara yüklenen programlar gibi bu bilgiler doğumdan itibaren size yüklendi ve ömür boyu da yüklemeye devam edecektir. Aslında kendimizi birer kültür robotu olarak tanımlayabiliriz. Kültür robotları da programın gerektirdiği yer ve zamanda tepki verebilir, gülebilir, sevinebilir, gücenebilir, küsebilir, alınabilir. Eğer biz kültür robotunun altında yatan gerçek benleri keşfedebilirsek o görülmez engelleri aşmak için uğraşırsak işte o zaman artık bir özgürlük yolcusu oluruz ve özümüzün bir robota dönüşmemesi gerektiğinin farkına varırız.

         Bu süreçte kültür robotu tarafınız kendi programlarını korumak ve kaybetmemek için sizi hüzünlendirecek, kaygılandıracak, kederlendirecek, öfkelendirecek. Ama özgürlüğün taze havasını almaya başlayan içinizdeki öz coşkulanacaktır. Belki bazılarınızda hayır ben bu cevapları bulmadım ki diye mırıldanabilir. Aynı cevabı bulamayanlar genelde işlem hatası yapıyorlar veya başlarda da bahsettiğim gibi zihin dünyası geniş olanlar ve kendisine yüklenen bilgilerin haricinde yol bulanlar ve yol arayanlar farklı cevaplar düşünmüş olabilirler.

İnsan ne iş yaptığının ve nereli olduğunun cevabını burada bulabilir. Çünkü “Danimarka, Rize,  İnek” üçlüsü bizim işimizi belirler, gelecekteki eşimizi belirler.  İnsanın özünü keşfetme yolculuğu asla bitmeyecek.  Testin vermek istediği mesaj şu aslında: Hepimiz bulunduğumuz kültür içinde programlanıyoruz. "Aynı bilgisayara yüklenen programlar gibi, kültür de hiç farkına varılmadan doğumdan itibaren çocuklara yüklenir ve bu yükleme işi ömür boyu devam eder" diyor Doğan Cüceloğlu.

Kendi özüyle ilişkisi olmayan insan, eninde sonunda iç yalnızlığa gömülür. Özünden kopmuş insanın gerçek anlamda başkalarıyla da ilişkisi olamaz. İlişkilerimizde de böyle davranıyoruz.  Kendimiz olarak değil, bir robot gibi bize yüklenen programlar eşliğinde karar veriyoruz. Kültürel öğretilerle programlanmış bir robot olmanın ötesinde var olan kendimizi keşfetmek bir tür zihinsel alt yapı meselesi. İlk kural görülmez engelleri aşmaktır. Soru sormak, sorgulamak. O zaman hem kendimizi hem de karşımızdakini anlamaya başlayacağız. Nerelisin? sorusu ile karşılaşınca ben de hemen ‘nereli olmamı isterdin’ diye cevap veriyorum. Veya bazen iğneleyici bir şekilde Mardin’in Araplarındanım ama Suriyeli değilim, diyorum. Sahi sen nereli olmamı isterdin?

 

Söz&Kalem | Muhammed Zeki Aygur

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ