Okuma Eylemi Üzerine

Okuma Eylemi Üzerine

“Âlimin âbid (ibadet eden) üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir.” (Ebu Davud, Tirmizi, İbnu Mace)

Arzın üzerinde “eşref-i mahlukat” olarak kalabilme mücadelesi içerisinde olan insanın en büyük azığı kuşkusuz okuma eylemidir. Çünkü burada okuma eylemi insanın yaşam suyuna akıntı gücü verir ve bu şekilde suyunun kokmasını engeller. Dışsal olarak da okuma eylemi, suyunu kirletecek veya kurutacak güçlere karşı bir kalkan görevini üstlenir. Bu sebepten olsa gerek ilk emir “oku!” olur kâinatın kendisi ile şeref bulduğu ümmi peygambere. Ki, O’ndan da ümmetlerin en hayırlısına miras olarak bu ilim kalır yalnızca..

İnsanın duyu organları yolu ile var olanı anlaması, yorumlayabilmesi ve üzerine üretebilmesi süreci olarak tarif edebileceğimiz okuma kavramı sürekli yenilenen dünyamızın beklentileri arasında ön sıralarda yer almaktadır. Nihayetinde dünyamızın gerekli yenilenmelerini anlayıp yorumlayabilecek ve üzerine yeni yollar sunabilecek aydınlara ihtiyacı vardır. Bu noktada aydın yetiştirme sürecindeki en belirgin faktörün de okuma olduğu bilinmektedir. Neticede sorgulayan, eleştiren ve üreten bir profil olarak karşımıza çıkan aydın kesimi bunu okuma eylemi ile gerçekleştirebilmektedir. İşte bu eylem ile de ister istemez bizim geleceğimizin şekillenmesinde de önemli rol almaktadırlar.

Aralarında hiyerarşik bir denge bulunan dünyamızın tarafları arasında egemen taraf verme, ezilen taraf ise alma eğiliminde olur. Buradaki alışveriş ilk bakışta her ne kadar egemenin zararına gibi görünse de aslında durum tam tersinedir. Çünkü kendisinin oluşturamayıp egemenden aldığı her şey için kendini muhtaç bırakmaktadır ezilen. Bu sebeple alternatifini kendi içeresinde üretemediği ve direkt başkasından aldığı her ihtiyacı için sömürgeleştirmiş olur kendisini. Bu çarkın sonu ise ezilenin aşağılık kompleksi ile ezeni olan egemene müteşekkir duygusu ile dolmasına ve halkının uyuşmasına yol açar. İşte burada uçuruma giden bu yoldan kurtulmak adına tüm uyuyanları uyandırmak için okuyan bir uyanığa, yani aydına, ihtiyaç doğar. Aksi halde o yörenin kapıları celladına aşık bir milletin memleketine açılır.

Ne yazık ki son yüzyılımızda bize ait olan geçmişin ve bize ait olmayan geleceğin koyu mukallitleri aydın elbisesi içerisinde bize sunuldu. Kısık birkaç sesinde susturulması ile her alanda taklidin ve dolaylı olarak sömürgenin kurbanı haline geldik. Hemen her alanda egemenden sorgusuz alma yoluna gidildi. “Çağdaş ve güncel olma” tarzı trajikomik nedenler ile milletlerin kaderleri egemenin kanun, kültür ve eğilimlerine göre dizayn edildi. Muasır medeniyetlere ulaşma adı altında halkın tarihine olan bağına darbe indirildi. Elbette herkes kendine göre bazı nedenler sunabilir bu sürece ancak yüksek payı ile bu durum, Müslümanların Osmanlının duraklama dönemi ve sonrası süreçlerinde okuma eylemini tam olarak yerine getirememelerinin bir sonucu idi.

Hayatın her alanında insanlığa söyleyecek sözü olan İslam’ın mensuplarının bu hali elbette acınacak bir durumdur. Elimizdeki elması değersiz madenler ile değiştirme olarak tarif edebileceğimiz bu durum hepimize bazı sorumluluklar yüklemektedir. Hele ki, dışarıda bu durumu kanıksamış ve bundan ölesiye memnun bir yığın ile karşı karşıya isek. Ve ne yazık ki bu durum kontrolsüz teknolojinin ve popüler kültürün etkisi ile hızla yayılmaktadır. Açıkçası bizim bile bu durumdan kendimizi ne kadar kurtardığımız şüphelidir. Bize sunulan hayatın okul, TV, internet, sosyal hayat ve hemen her alanında bu yozlaşma ve sömürgeleştirilme ile karşı karşıya kalmaktayız. İşte burada yazımızın başında değindiğimiz eşrefi mahlukat olarak kalabilme mücadelesinin önemi anlaşılmaktadır. Kendini bu zehirli yağmurdan koruyabilen “insan” olarak kalabilecektir ki, okuma eylemi yegâne şemsiyedir.

Son yüzyılımızda İslami hareketlerin okuma eylemi üzerine söylem ve eylemleri, neyin nasıl okunması gerektiği üzerine yazıları mevcut bulunmaktadır. Bu metinlerin belirlenen sıra ile okunması ve çıkan yeni kitapların da takip edilmesi duygu ve düşünce dünyamızı İslamileştirme adına önemli adımlar olacaktır. Okumak için okuma ya da diploma elde etmek için okuma ile geçen yıllarımızın zihnimizde bıraktırmış olduğu zararlı otlar ve çöp yığınları da bu şekilde temizlenebilecektir inşallah.

Peki, biz toplumumuzu uyandırabilecek aydınlar yetiştirebilme sorumluluğunu nasıl yerine getirebiliriz? Öncelikle şunu bilmemiz gerekir ki, geleceğin mimarları olan çocuklarımızı nasıl yetiştirirsek geleceğimiz de o yönde şekillenecektir. Hedefimiz elbette etrafımızdaki İslam’ın ulaşması gereken her bireydir. Ancak asıl sermayemiz çocuklardır, çocuklarımızdır…

Kendimizi yetiştirmeden ve arzulanan hedefe ulaşmadan başkalarında istenilen başarıyı sağlayabilmemiz zordur. Elbette bu her şeyden el etek çekme ve yalnızca kendi eğitimine yoğunlaşma anlamına gelmemelidir. Kendimizin eğitimi ile başkalarına olan tebliğ görevini beraber yürütmemiz gerekmektedir. Burada geleceğimiz adına kendimizi yetiştirirken çocuklarımızı ve çevremizdeki çocukları da yetiştirmek yükümlülüğü ön plana çıkmaktadır. Öncelikle de Kur’an-ı Kerim’i bir hayr kazanma kapısı olarak değil bir hayat kitabı olarak görme ve bu şekilde çocuklara öğretme; siyeri bilgi kaynağı olarak değil bir yaşam kaynağı olarak görme ve bu şekilde çocuklara aktarma görevi doğmaktadır ki, gerisi zaten bu çizgi üzerinden kendiliğinden şekillenmektedir.

Her insanın zihninde problem çözme davranışını çalıştıran bir yapı bulunmaktadır. Bu yapının çocuk iken aktif bir şekilde kullanılması ileriki dönem için sorunlara çözüm üretebilmelerine ve hayatın her alanında alternatif fikirler geliştirebilmelerine zemin hazırlamaktadır. Bunun en büyük düşmanının ise ucuz bakıcı olarak görülen TV ve telefon olduğu unutulmamalıdır. Körpe zihinlerin teknolojinin bu ezen çarkında heder olmamaları adına ebeveynlerin dikkat etmeleri oldukça önem taşımaktadır. Günlük yaşamın her alanını faydalı bir okuma görmek ve problem durumları oluşturup çocuklardan çözümler üretmelerini istemek zihin yapılarını büyütmelerine olanak sağlayacaktır.

Ebeveynlerin çocuk için rol model olmaları ve günlerinin belli bir zamanını okuma eylemine ayırmaları çocukların bu konu hakkında zihinsel olarak gerekli alt yapıyı almalarını sağlayacaktır. Bu okumaların çocukların anlayacakları şekilde onlara aktarılması ve görüşlerinin alınması bilişsel açıdan gelişimlerine olumlu katkı sağlayacak ve okuma eylemine eğilimli olmalarına vesile olacaktır.

Çocuğumuzun yazı farkındalığı kazanması, görsel okuma yapabilmesi için erken çocukluk döneminde evimizde kitaplarımızın dağılımının yapılması iyi olacaktır. Burada erkek ve kız çocuklarımızın ilgi alanlarına göre kitapların bırakılması, çocuklarımıza bu alanda hediyeler vermemiz faydalı sonuçlar doğuracaktır. İslami çocuk dergilerini takip edip almak, kitapçıları gezip çocuklarımızın almasını sağlamak onlarda bu kültürü yaşatmanın tohumlarını atacaktır.

Kanaatimce okul öncesi dönemde mevcut bulunan resmi okullara alternatif İslami kreşlerin devamının sağlanması atılabilecek en güzel adım olacaktır. Bu okulların diğer kademelerde de sürdürülmesi İslami bilinci sağlam aydınların yetişmesine temel oluşturacaktır. Özerk alan ve alternatif okumalar, çağı yakalayıp çağa yön verme neticesini doğuracaktır. Aksi halde gelecek neslin yetişmesinde ebeveynlerin inisiyatifinin az bir kısmı hariç gönderilen egemen fabrika istediği ürünleri ortaya çıkaracaktır.

Yaratılış gayesini bilen ve hayatının her alanını buna göre şekillendiren, okuma eylemini hakkı ile yerine getirip eşrefi mahlukat olarak O’na ulaşan kullardan olmamız duasıyla...

Söz&Kalem | Hüseyin Titiz

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ