Post-Truth'a Karşı Elimizde Büyük Bir Koz Var: BİLİNÇLİ OLMAK

Post-Truth'a Karşı Elimizde Büyük Bir Koz Var: BİLİNÇLİ OLMAK

2016 yılında Oxford Üniversitesi tarafından ' Word of the Year 16 ' seçilen ve üzerinde çokça konuşulması gereken Post-Truth kavramıyla, gerçeğin nasıl kabuk değiştirdiğini ve zihinlerin nasıl bu mitomanik sisteme entegre olduğunu hep beraber mülahaza edelim.

Post-Truth kavramı literal olarak basit tanımlı bir kavramdır. Lakin gayemiz basitin altındaki karmaşıklığı anlayabilmek ve hayata etkilerini fark edebilmektir. Bir ihtimal maruz kaldıklarımıza karşı gardımızı daha müdrik bir halde alabilmektir..

Post-Truth, nesnel olan bir gerçeklik karşısında halk kitlelerinin kişisel duygular ve çeşitli çıkarların ağırlık kazanması ve aslında hakikatin silikleştirilmesi demektir. İlk başlarda siyasi mecralarda kullanılan bu tabir sonraları hayatın birçok alanında filizlendi.

Post-Truth demek, hakiki doğrunun değil, popülaritenin doğrularını doğru kabul etmek demek, örtbas edilmeye çalışılan olayın devamında gelen manipülatif gündemlere dalmak demek. Gerçeği yok etmek demek.

Post-Truth bakış açısı doğruyu değil gönlün meyyal olduğu şeyi kabul etmeye yatkındır. Düşünce eyleminin verdiği meşakkati kaldıramayan atalet sahibi yığınların, önüne gelen her şeyle ikna olmasıdır. Temel amacı sömürge olan ve insanlığa makyavelce yaklaşan devletlerin ya da kişilerin göz boyama sistemidir.

Hakikat ötesi ya da hakikat sonrası olarak da çevrilen bu kavramla birlikte rasyonellik, makullük ve sağduyu gibi kavramların etkisizleşip duyuların ağırlık kazanması ve bilim insanlarının bile buna yetişememesi de güncel bir meseledir. Günümüz dünyasının en acı gerçeği ise eğitim seviyesi en az lisans olan bireylerin de bu doğru gösterilen yalanlara inanması ve bu duruma kanmasıdır. Artık sadece eğitimsiz ya da eğitim seviyesi düşük olanlar yalanlara kolay inanmıyor; bu serüvene eğitimli olan yığınlarda katıldı hatta bu cenah bununla yetinmedi; yalana bilimsel açıklık getirdi ve kılıf uydurdu, pek tabii sığ görüşü sayesinde. 

Post-Truth kavramı ilk kez 1992 yılında aslında bir oyun ve senaryo yazarı olan Sırbistanlı Steve Tesich tarafından ' Yalanların Hükümeti '  makalesinde kullanılmıştır. Dönemin yanlış politikalarını fark ettirmek ve buna bir eleştiri geliştirmek için girdiği bu yolda devletin aslında insanları düşünceden uzak ve yalnızca itaat eden tipler haline getirmek istediği gerçeğini ortaya çıkarır. Bunun yanı sıra halkın da aslında bu durumda düşünmemenin verdiği rahatlığı kabul ettiğini 'azıcık aşım, ağrısız başım fikriyle yaşamak isteyen bir halk' türünün bu girişime zemin hazırladığını ima eder.

Devletler ya da manipülatörler; kriz zamanlarında, toplumda infiale neden olacak olayları politize edip üstünü kapatmaya çalıştığı zamanlarda, koltuğu kaptırma endişesini hissettikleri zamanlarda, bir kişiyi ya da bir fikri taşa tutmaya niyetlendikleri zamanlarda ya da imajlarını düzeltmeye çalıştıkları dönemlerde, Post-Truth kavramının kapısını muhakkak çalıyor. Hemen devamında manipülasyon kavramına misafir oluyor ve algılarla oynuyor.

Çünkü hakikati aleni şekilde dillendirmek zor bir eylemdir. Bedelleri ağırdır ve namusluların kullanabileceği bir yöntemdir.

Post-Truth kavramını tam olarak anlamak ya da anlatmak mümkün gözükmeyebilir, çünkü anlattığımız üzere çeşitli sahalarda giysi değiştirebilen cinstendir. Ve her defasında farklı bir renkle karşımıza çıkabilmektedir. Lakin Post-Truth kavramının siyah rengini yani siyasi kısmını bir örnekle anlatabilir ve taşları kısmen yerine oturtabiliriz.

Kasım 1986 yılında İrangate olarak bilinen olayın girişi, gelişmesi ve neticesi tam manasıyla Post-Truth ve manipülasyon kavramının siyasi, somut anlatımıdır.

Dönemin ABD Başkanı Reagan’ın, İran’ın siyasi tavrından rahatsız olması ve ambargo türevinden yaptırım uygulamaya çalışması iki devletin birbirine olan düşmanlığını daha da harlamıştı.

İki devlet arasındaki husumetin devam etmesinden dolayı özel emellerine ve sömürge faaliyetlerine devam edemeyen ABD, özel konumu itibariyle muhtaç olduğu İran'a çeşitli yollarla yaklaşmaya çalışmıştı.

İran-Irak savaşı sonrası İran'a silah yardımında bulunmayı hedefleyen ABD, İmam Humeyni'nin reddetmesi ve İmam'ın yardımcılarının olayı ifşaatı üzerine müthiş bir prestij kaybı yaşamış ve akabinde ABD tarafı açıklamalar yapmıştı.

Bu ifşa neticesinde ABD, İran'ın İsrail'den silah aldığını, Nikaragua'daki devlet aleyhtarı gruplara yardım ettiğini ve hepsinden de önemlisi o günlerde gündemde olan Mehdi Haşimi olayını ayyuka çıkararak dünya kamuoyunu başka yöne yöneltmeye çalıştı.

İşte tam burada yukarıda bahsettiğimiz manipülasyon maddesi haklılığını ortaya koyuyor. Hakikati ve kaybettiği prestijini saklamaya çalışan ABD, hemen dünya kamuoyunun dikkatini başka yere çekiyor ve yaşadığı hezimeti unutturmaya çalışıyor. ilk değildi son da olmayacaktı.. 

Bilahare Başkan Ronald Reagan çıkıp açıklama yapıyor ve henüz 1986'da Post-Truth kavramının ne olduğunu fark etmeden açıklıyor diyor ki: ' Kalbim ve tüm iyi niyetim bu yaptığım işin doğru olduğunu söylüyor. Lakin gerçekler ve kanıtlar bana bunun böyle olmadığını gösterdi.'

Bu yapılan açıklama aslında Post-Truth kavramının açıklamasıydı. Nesnel gerçeklerden ziyade öznel değerlendirmenin ve hakikate karşı duygunun ön planda olduğunu vurgulayarak açıklayan Reagan, aslında bize Post-Truth kavramını 30 yıl önceden açıklıyordu. Yukarıda mevzu bahis ettiğimiz Post-Truth ve manipülasyon kavramı, örnekte yapılan izahtaki gibi rollere giriyor. Yani evvela halkın gündemi değiştiriliyor akabinde sözde safiyane duygu dışa vuruluyor ve masumiyet kisvesine sığınılıyor. Hakikat tahrip ediliyor.

Kimi zaman prestij kaybının etkisi en aza indirgeniyor, kimi zaman algılar yönetiliyor ve kimi zaman toplumsal infialler yatıştırılıyor. Doğru ve hakikatin gücü işte böyle iğfal ediliyor ve yığınlar uyutuluyor.

Biz Müslümanız göz açık olmalıyız, kendi kavramlarımıza sahip çıkmalıyız. Bizden önceki büyüklerimizin üzerine medeniyet inşa ettiği kültürden bihaber olmamalıyız, algılarımızı İslam ile yoğurmalıyız. Bilincimizi diri tutmalıyız. Popüler yığınların doğru addettiği telakkileri yeniden değerlendirmeliyiz. Etrafımızda gelişen durumları ferasetle anlamalı, basiretle yorumlamalıyız. Bedihi bir vaziyette oynananların idrakinde olmalıyız. Sufli ve son model kavramların içeriğini iyi öğrenmeliyiz. Ve İslam'ın kıymetini iyi bilmeliyiz.

Söz&Kalem - Yusuf Yetiş

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ