Ramazan Kitaplığı

Ramazan Kitaplığı

Dünyevi meşguliyetlere dalarak tükettiğimiz kısacık ömrümüzün bu dönemini de evin bir odasından diğerine ‘seyahat’ ederek geçiriyoruz. Mekânlarımızı ve hareket alanımızı kısıtlayan böyle bir dönemde kimi okumalarla kıtadan kıtaya dolaşarak zihnimizi ve ruhumuzu özgürleştirebiliriz.

Rahmettir Ramazan, rahmettendir. Diriliş ayıdır insanlık için. Karanlıkları aydınlatan nurdur. İnsanın kendi özüne dönüşü, toplumun manevi âleme seferidir. Toprağın çatlak dudağının beklediği yağmurdur. Geceyi deviren bir sabah, sessizliği yırtan bir yankıdır.

Gelin, hep birlikte bu eskimeyen Ramazanları, kadim Ramazanlarımızı ihya edelim. Bu pörsümüş ruhlarımızı Ramazan ile diriltelim. İbadet iştiyakı içinde, onun ruhuna uygun yaşayalım. Merhamet ile dolduralım kalplerimizi, kardeşliği yeşertelim. Ramazan’dan daha güzel bir sebep var mıdır ki arınmak için, iyi olmak için, değişmek, değiştirmek için, güzelleştirmek için bu dünyayı?

 

Samanyolunda Ziyafet, Sezai Karakoç

Samanyolunda Ziyafet, Sezai Karakoç’un ramazan aylarında ibadet iştiyakı içinde yazıya döktüğü manevi seferlerinin toplandığı bir ışık halesi. Bu kısa yazılar yazarın, oruçla ilgili düşüncelerinin yanı sıra dönemin toplum yaşantısından kesitler ve izlenimler de yansıtıyor. 

‘’Oruç, insanın her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir. Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır. Yani, Samanyolunda Ziyafet’’

 

Gelin Tacı, Ataullah İskenderi

Ramazan ayını idrak etmeye çalışırken orucun da kişinin kemale ermesinde bir merhale olduğunu hatırlamak gerek. Zira tasavvuf ehli, oruç tutmanın manevi bir gıda olduğunu söyler. Ancak asıl olan insanın içindeki ilahi nuru, ilahi gıdayı bulmasıdır. Mevlâna bununla ilgili insanın asıl gıdasının Allah’ın nuru olduğunu şöyle dile getirir. ‘’İnsan, asıl ruhani gıdasını unuttuğu ve beden gıdasına düştüğü için huzursuzdur. Doymak bilmez ihtirası sebebiyle yüzü sararmış, ayakları titremekte, kalbi telaşla çarpmaktadır. Nerede yeryüzü gıdası, nerede sonsuzluğun gıdası?’’

 

 

Hz.Muhammed’in Hayatı, Martin Lings

Müslümanlar içinde bulunduğu medeniyet krizini medeniyet katili Batı’nın prensipleri ile değil ancak mensubu olduğu inancın ilkelerine tam bir sadakat ve bağlılıkla birlikte hakiki bir temsiliyet halinde aşabilir. Kendi düşünce teşekkülümüzü bilmeden olaylar üzerine düşünmek ve çözüm aramak bir fikir faaliyeti değil, ancak kötü bir taklit olur. Müslümanca bakmak ve Müslümanca anlamlandırmak için yaratılmışların en güzeline dönmek iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Çöle İnen Nur, Necip Fazıl Kısakürek

“İzin ver; onu bir kere de ben anlatayım! İzin ver; herkesin boyuna göre açıldığı bu ufuksuz denizde sana yaklaşabilmek değil, fakat kıyılardan, gerilerden yani kendimden uzaklaşabilmak manasına bir kere de ben gücümü deneyeyim! Öyle ki, sahili kaybetsem, artık gerilere dönemesem ve sende boğulsam, işte o zaman aradığım hayatın eşiğine ayak basmış olurum.”

 

Kırk Hadis, İsmet Özel

“Bir hadîs-i şerîfin bir şairle ne ilgisi olduğunu, bir hadîsin bir şaire neler ilham ettiğini, bir hadîsin bir şaire hangi bakımdan ikramda bulunduğunu öğrenmek hoşunuza gidecekse doğru yere geldiniz. Geldiğiniz yer doğrudur ve fakat bu yerde kalacaksanız bu yerin size rahatlık temin etmeyeceğini bildiğiniz müddetçe kalabilirsiniz. Kalmayı göze aldıysanız “terakki” sahasına girdiniz demektir. Korkulur ki bu satırların devamında okuyacaklarınız şimdiye kadar bozulmadan koruyageldiğiniz rahatınıza musallat olacaktır.”

 

Uzun Hikâye, Mustafa Kutlu

Toplumu ve olup bitenleri anlamak için edebiyat önemli imkânlar sunar. Bu aynı zamanda dönemin zihniyet dünyasını anlama fırsatını da doğurur. Mustafa Kutlu da eserlerinde toplumun bütün katmanlarında gözlemlenebilen değişim ve dönüşümü hayatta karşılaşılabilecek tipler ile işler. Hikâyeleri sadece bir olay örgüsünden de oluşmaz, felsefi bir derinliğe sahiptir. Ayağımıza bağlı ağır bir taş gibi bizi aşağılara çeken ve kendimize yabancılaştıran modernizmin karşısında bizi yücelten, kemalata ulaştırmayı hedefleyen ve kendimize ve Allah’a daha da yakınlaştıran öz değerlerimiz arasındaki savaşı size hatırlatacaktır Mustafa Kutlu. Tıpkı nefsinizin, beden gıdası açlığı için yalvardıkça sizin ruhun gıdası için savaş verdiğiniz Ramazan günlerinde olduğu gibi.

 

Adil Bir Akşam, Hasan Bozdaş

Bozdaş’ın bir mısrasından ilham alarak “şair, kalbinin putlarını devirendir” diyorum. O halde şiirsiz hayat olmaz, Ramazan hiç olmaz. Müslümanın sanat tasavvuru ‘’Allah Adem’e bütün isimleri öğretti’’ anlayışı üzerine inşa edilir. Bütün ilimlerin kaynağının Allah olduğu inancı gibi sanatın da kaynağının Allah olduğu inancı üzerine.

“kapılar tanır ayakkabıları geç kalma.”

 

İbn Battuta Seyahatnamesi, İbn Battuta Tanci

Bir rehber eşliğinde 14. yüzyıl dünyasını keşfedin! İbn Battuta, Fas’ın Tanca şehrinde doğmuş 14. Yüzyıl gezginlerinden. İran, Mısır, Anadolu, Bizans, Çin ve Endülüs gibi medeniyetleri gezerek ülkelerin devlet ve toplum yapıları, inanç ve adetleri, doğal güzellikleri hakkında gayet akıcı bir dille 14. Yüzyıl dünyasını anlamamıza yardımcı oluyor.

700 yıl öncesinden günümüze kamu spotu niteliğindeki bu alıntıyı da şuraya iliştireyim.

“Mekke halkı günde bir kez; ikindi vakti yemek yer, ertesi gün aynı vakte kadar onunla yetinir. Gündüzleyin başka bir yemek isteyen varsa sadece hurma yer. Bu yüzden vücutları sağlıklı olur. Hastalık ve dert azdır orada.”

Mekke’nin mübarek Ramazandaki haline ilişkin de bir alıntı ekleyelim.

“Ramazan ayı girince Mekke emirinin konağı önünde davullar çalınır, kösler vurulur. Mescidin hasırları yenilenir, mumları ve kandilleri çoğaltılır, manzara şahane olur. Ulu Mabet ışığa boğulur… Hafızların güzel sesleri mescidi çınlatarak cemaatin ruhuna tesir eder. Gözlerden yaşlar akar. Kimileri sadece tavafla ve Hıcr’da namaz kılmakla yetinir. Şafii imamlar diğerlerinden daha çok ibadet etmektedirler.”

Umarım üşengeç şafiiler ortalıkta ‘ben şafiiyim’ diye dolaşmaz artık.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ