Sahte Gerçekler, Kurgulanmış Hayatlar ve Toplumsal İfsat: DİZİLER

Sahte Gerçekler, Kurgulanmış Hayatlar ve Toplumsal İfsat: DİZİLER

Bu ay ne yazsam diye düşünürken Twitter’da TT olmuş bir tag dikkatimi çekti. Girdim baktım neler yazılmış diye, başladım yazılanları okumaya.. Okuyorum ama okudukça ‘yok artık bu kadarda olmaz diyorum’. TT olan tag bir dizinin final yapması üzerineydi. Tag için yazılmış tweetleri okuduktan sonra dizi izleyen biri olmadığım için şükrettim desem yeridir. Ben ve ailemde bu kültürün oluşmasını önleyen ve bu konuda oldukça duyarlı davranan babamın hassasiyetleriydi. Her neyse bu içli girişten de anlaşılacağı üzere teknoloji sayfasında bu ay diziler ve dizilerin bireysel ve toplumsal etkilerini işlemeye çalışacağım. İstifade edilmesi dileğiyle.

Hızla gelişen kitle iletişim araçları toplumsal değişmeyi hızlı bir şekilde etkilemektedir. Kitle iletişim araçlarının doğru kullanımı kültürün nesilden nesile aktarımını sağlarken, yanlış kullanımı ise özellikle gençlerin ve çocukların üzerinde olumsuz etkiler bırakıyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte her eve giren televizyonla birlikte zamanla televizyon kanalları çoğalmaya başladı. İlk televizyon yayınının 1928 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştiği düşünülürse, o günden bugüne kapitalizmin temel ilkelerinden biri olan ‘rekabet’, kendini medya alanında da göstermiş, görsel medyayı hâkimiyeti altına almıştır. Bu da beraberinde televizyon kanallarının çoğalmasına bunun bir getirisi olarak dizi/film sayılarının hızla artmasına neden olmuştur. Ülkemizde de yılda en az 80 dizi ya da film vizyona giriyor.

En önemli görevlerinden birisi; insanların, özellikle gelişme çağındaki çocukların algı, beceri ve bilinç düzeyini yükselterek eğitimlerine yardımcı olmak olan medya yani televizyon şirketleri görevini ifa etmek yerine toplumu suça sürüklüyor. Filmler ve diziler yıllardır insanlığı zinaya, aldatmaya kısacası ifsada sürüklüyor. Yapımcılar “biz kötülüğü teşvik etmiyoruz ki” yalanını yıllardır söyleye dursunlar ama adam öldürmeyi, adam yaralamayı, tecavüzü, ceset saklamayı, hırsızlığı, uyuşturucu teminini ve kullanmayı, küfretmeyi, kavgayı, dövüşü dizi ve filmler üzerinden topluma gösterilip meşrulaştırılmadı mı?

Yapılan 3500 üzerinde çalışmanın neredeyse tamamı televizyondaki şiddetin çocuklar üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu ortaya koymaktadır. Son yıllarda çocuk ve ergenlerde şiddet davranışının artmasında en önemli faktörlerden birisi olarak televizyon programları gösterilmektedir. Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından 6.614 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada çocukların günde ortalama 3.42 saat televizyon izledikleri tespit edilmiş aynı şekilde Reklam Verenler Derneği tarafında yapılan bir araştırmada ise 17 yaşına gelene kadar çocukların yaklaşık 60.000 cinayet, ölüm yada yaralama sahnesi izlemiş olduklarını belirlenmiş. Başka araştırmaya göre televizyondaki şiddete 8-12 yaşları arasındaki çocukların en duyarlı oldukları hatta henüz 14 aylık çocukların bile televizyonda izledikleri şiddeti taklit ettiklerini bildirmektedirler. Suça itilmiş hükümlü çocuk/ergenlerin üzerinde yapılan bir çalışmada şiddet içerikli program izleme oranı %51,9 iken, bu oranın suç işlememiş kontrol grubunda ancak %25,4 olduğu bildirilmiştir. Televizyondaki şiddetin çocukları, şiddeti taklit etme, şiddete karşı duyarsızlaşma, şiddet duygularını uyandırma ve şiddet duygularını bastırmada azalma şeklinde etkilediği öne sürülmüştür. RTÜK Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Daire Başkanlığınca Ankara’da 1.836 kişiye uygulanan bir araştırmada; ailelerin çocuklarının şiddet programı izlemelerini kontrol edemediklerini ortaya koymuştur. Olumsuz televizyon programlarını seyretme çocuk/ergenlerde davranış bozukluklarına, şiddete başvurma ve karşılaştıkları sorunların çözümünde şiddete yönelmeye neden olmaktadır. Çünkü çocuklar izledikleri televizyon programlarını yetişkinler gibi algılamayıp, gerçek ve kurgu arsındaki farkı ayırt edememektedirler. Sosyalleşme sürecinde bulunan çocuklar izledikleri olumsuz sahnelerden etkilenerek bunları taklit etme eğilimine girmektedirler. Çocuklar şiddeti toplumda yer edinme ve sorunları çözme yolu olarak algılamaktadırlar.

Ülkemizde en çok dizi ya da filmi çekilen konulardan biri olan mafya dizilerini ele alacak olursak; bireylerin adalet terazisinin dengesini kendilerinin kurmaya çalıştığını ve  kanunu tanımadığını görüyoruz. Mafya dizilerinde konular hep aynı seyirdedir. İnsanlara şiddeti empoze eden mafya dizileri aynı zamanda bireyleri şiddete karşı duyarsız hale getirebilmektedir. Dizilere baktığımızda çok güçlü bir mafya babası ve yeraltı dünyası göze çarpıyor. Bu dizilerde suçu işleyen karakterlerin inanılmaz karizmatik hatta ‘dünyayı kurtaran adam’ duruşları izleyiciyi fazlasıyla etkileyecek nitelikte. Benim ilk ve ortaokul dönemimde Perşembe günleri şu meşhur mafya dizisi yayınlanırdı, Cuma günleri ise okulda mutlaka birkaç kavga çıkardı. Hatta bir ara mahallede “racon kesmiyorum, kafa kesiyorum” sözü herkesin ağzına sakız olmuştu.  Okulda siyah palto giyip elinde 33’lük tesbihle gezenlerin racon kesme taklitlerini ise hiç saymıyorum. Birde dizide ölen karakter için gazeteye tam sayfa taziye veren ve gıyabi cenaze namazı kılanlar vardı onları da unutmayalım.

Adam yaralama, silah kaçakçılığı, cinayet, tecavüz, organize suç örgütü, insan ticareti gibi suç unsurlarının koruyucu, kimseye karışmayan kendi halinde bir ortam gibi izleyen dizilerin yol açtığı facialar var. Bu konuyu yazarken, basına düşmüş birkaç haberi sizin için derledim. O haberlere birlikte göz atalım.

İlk haberimiz Manisa’dan. İzledikleri bir diziden etkilenen iki genç kendilerine bir miktar borcu olan arkadaşlarını diri diri yakıyorlar. Polise verdikleri ifade de ise dizideki karakterden etkilendiklerini ifade ediyorlar.

İkinci haberimiz ise Tokat’tan. Bir aile izledikleri diziden etkilenerek soyadını değiştiriyor. Aile soyadını değiştirerek “Koçovalı” yapıyor. Basın mensupları nedenini sorunca ailenin büyüğü doğacak torununa dizideki karakterin adını vereceklerini bundan dolayı torunun dizideki karakterle aynı isim soy ismi taşımasını istiyor. Ne diyelim inşallah çocuğun sadece isim soy ismi dizideki karakterle aynı olur.

Bir diğer haber Eskişehir’den. 3 tane genç saç ve giyim stillerini dizideki karakterlere benzetiyor birde dizidekilerin yaptığı dövmeden yaptırarak oturdukları mahalleden 6 kişiyi gasp ediyorlar.

İstanbul Tuzla da ise 14 yaşındaki genç bir kız, izlediği dizideki kahramanın sevgilisinin intihar etmesinin etkisinde kalarak, evdeki av tüfeğiyle dizideki karakterin intihar ettiği gibi intihar ediyor.

Son haberimiz ise Adana’dan. İzlediği  diziden etkilenen 14 yaşlarındaki çocuklar, oyuncak silahla okul basıp, “kafa kesmece oyunu” oynuyorlar. Sürekli kavga dövüş ortamında büyüyen çocukların büyüdüğünde şiddeti normal olarak görmeye ve o şiddeti en yakınlarına göstermeleri çokta şaşırtıcı olmayacaktır. Kurgudan farksız aslında insanların beynine empoze edilmeye çalışılan şey hep aynı: şiddete teşvik.

Farkında olalım veya olmayalım dizilerde olduğu gibi hayatı da kurgusal bir gösteriye dönüştürerek sahte bir alana göçüyoruz. İradelerimizi sahte yönetmenlere teslim etmiş, dış yönlendirmeler ile hareket ediyoruz. Dizilerdeki sahte gerçekliğe benzer hayatları arzuluyor, gün geçtikçe dizi karakterlerine daha çok benziyor ve kendimizden uzaklaşıyoruz. Kendi irademiz, kendi kararımız yok oluyor. Toplumun arzuladığı, toplumun dayattığı tipler ve modellere dönüşüyoruz. Tüm gerçekliği televizyondan, dizilerden ibaret sanmaya başlamak, izleyiciye dayatılan bu sahte gerçeklikleri sorgulama imkânını ortadan kaldırıyor. Sorgulamalıyız çünkü gerçekliği bize sunulan hâliyle kabul edemeyiz.

 Söz&Kalem | Ali Tarhan

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ