Şirin mi Şirin Ama Bir O kadar Karmaşık Bir Ülke: LÜBNAN

Şirin mi Şirin Ama Bir O kadar Karmaşık Bir Ülke: LÜBNAN

İslam coğrafyasının en şirin ancak en karmaşık ülkelerinden biridir Lübnan. Ülkenin coğrafik özellikleriyle başlayacak olursak, tipik bir Akdeniz ikliminin hakim olduğu Lübnan’ın dağlık olduğunu görürüz. Toplam yüzölçümünden yarısından fazlası bin metrelik rakımın üstündedir. Kış ayları yağışlı geçmekle birlikte yüksek yerlerde yağış kendisini kar olarak gösterir. Ülkenin  en  büyük şehirleri;  başkent Beyrut,  kuzeyde Trablus,  güneyde Sayda  ve Sur  ile Bekaa Vadisi’nde yer alan Zahle’dir.

Lübnan tarihine bakacak olursak; Hz. Ömer dönemindeki Yermük Savaşı ile 636 senesinde Müslümanların hakimiyeti altına girdiğini, daha sonra Emevîler zamanında başkentin Şam’a taşınması ile önemi daha da arttığını görürüz. Ancak küçük hanedanlıkların kurulması neticesinde Lübnan 12. ve 13. yüzyıllarda Bizans hakimiyetinde kalmıştır. Selahaddin Eyyubi 1189’da Kudüs’ü fethettikten  sonra Beyrut ve Sayda’yı da fethetmiştir. Ancak onun vefatından sonra Müslümanlar Lübnan topraklarını koruyamamış ve hakimiyet yeniden Haçlılara geçmiştir. 13. yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise Memlükler Lübnan’ı yeniden fethetmiştir. Yavuz Sultan Selim zamanında 1516’da düzenlenen Mısır Seferi’yle Memlük Devleti’nin sona ermesi neticesinde bölge Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine girmiş ve 400 yıl Osmanlı hakimiyeti altında kalmıştır.  Birinci Dünya savaşı yıllarında Lübnan Fransızlar tarafından işgal edilmiş ve 1943’te bağımsızlık ilan edilene kadar işgal sürmüştür.

Resmî dili Arapça olan Lübnan, dinî ve etnik bakımdan birçok kimliği bünyesinde barındırır.  Lübnan’ın coğrafik yapısı etnik, mezhebi ve dini kimliklerin yerleşiminde de etkili olmuştur. Buna göre; Sünnî Müslümanlar (kıyı kesiminde), Şiî Müslümanlar (Bikā‘ vadisinde ve güneyde), Katolik Mârûnîler (büyük bölümü Lübnan dağlarında), Dürzîler (Lübnan dağlarının orta kesiminde), Ortodoks Rumlar (kıyı şehirlerinde) ve Katolik Ermeniler (güneyin kırsal kesimlerinde) kendilerine yer bulmuşlardır.

Yer altı kaynakları bakımından kıt imkânlara sahip olduğu değerlendirilen Lübnan’ın stratejik önemi ise büyüktür. Batı kıyısı Akdeniz’e açılan ülkenin Kuzeyi ve doğusu yıllardır iç savaşla boğuşan Suriye’ye, güneyi ise işgal altındaki Filistin topraklarına komşudur. Son yıllarda giderek hareketlenen Akdeniz’e kıyısı olması ise Lübnan’ı daha da önemli kılmıştır.

1943 yılında bağımsızlığını ilan eden Lübnan, 1978-1982 yılları arasında binlerce kişinin öldüğü iç savaşlara sahne olmuştur. Ülkede siyasi iradenin zayıflaması israil’in iştahını kabartmış ve ülkeyi işgal etmiştir.

1990 yılında yürürlüğe giren Taif anlaşmasına göre yeni bir anayasa yazılmış ve tek parlamentolu ve çok partili yeni bir siyasi hayata geçmiştir. Buna göre; Cumhurbaşkanının Hristiyan, parlamento başkanının Müslüman (Şii) ve başbakanın ise Müslüman (Sünni) olması kabul edilmiştir. Bu karışık düzenleme de Lübnan’ın sorunlarına çare olmamış ve siyasi çalkantılar ve dış müdahaleler devam etmiştir. Yazılan raporlara göre, aslında merkezî hükümetin yetkileri sembolik niteliktedir; çünkü fiilî iktidar bölgelere göre mezheplere/gruplara dağıtılmış durumdadır.

2005 yılında Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin halen bile aydınlatılmayan bir suikast ile öldürülmesi istikrasızlık ve ekonomik sıkıntılar içerisinde devam eden Lübnan siyasetini bir hayli karıştırmıştır. Tarihler 2006 yılını gösterdiğine ise israil yine çeşitli bahanelerle Lübnan’a saldırmış ve Hizbullah-israil arasında 33 gün süren savaş başlamıştır. İşgalci israil birçok uluslararası otoriteye göre bu savaştan mağlup ve ağır kayıplar vererek ayrılmıştır.

2011 yılına gelindiğinde ise Suriye’de Baas rejimi baskıları sonucu iç savaşın patlak vermesi tüm İslam coğrafyasını etkilediği gibi komşu Lübnan’ı da etkilemiştir. Lübnan, resmi verilere göre 1,5 milyon Suriyeliyi ülkesinde barındırmakta ve bu rakamla Türkiye’den sonra en fazla mülteci barındıran ülke konumundadır.

4 Ağustos 2020’de Beyrut Limanında yaşanan ve yüzden fazla kişinin canına mal olan patlama Lübnan’ı derinden sarmıştır. Zira Lübnan’ın toplam ticaretinin yüzde 70’i bu liman üzerinden sağlanmaktaydı. Patlamanın etkisiyle liman çevresi ise harabeye dönmüştü.  Beyrut’ta gerçekleşen patlama ülkenin içinde bulunduğu çıkmazı derinleştirmiş ve Fransa ve İsrail gibi ülkelerin iştahını kabartmıştır. Önce bazı bakanlar istifalarını sunmuş ardından hükümet kendini feshetmiştir.

Tarihçi İlber Ortaylı bir yazısında Lübnan ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Bir şeyin üzerinde ısrarla durmamız ve ülkenin hakkını vermemiz gerekir; Lübnanlılar iyi sanatçı ve iyi mimarlar. En güzel modern İslami eserler ve camiler Lübnan’da. Mesela Fatih Sultan Mehmet adına yapılan ve ana caddede dar bir arsa üzerinde kat kat yükselen caminin hem uyumlu minareleri hem de binanın silueti hemen göze çarpıyor; bizdekinin aksine minareyle gövdenin uyum oranı çok ilginç.”

Lübnan, turistik amaçlı geziler içinde birçok seçeneği içinde barındırıyor. Gün batımının izlendiği ve yöre halkının gökten düştüğüne inandığı güvercin kayalıkları bu yerlerin başında geliyor. Ayrıca Beyrut’un sembollerinden El Ömer Camii de gezginler tarafından listenin başına yazılıyor. Camii Haçlı Katedrali olarak inşa edilmiş ancak daha sonra camiye çevrilmiş ve Hz. Ömer’in ismi verilmiştir. Caminin iç kısımlarında Osmanlı ve Memlük izlerine de rastlamak mümkündür. Yine Beyrut’ta bulunan Hamra Caddesi de gezginlerin uğrak alışveriş merkezlerinden. Jeitta Grottoes ve Dog River adındaki iki mağara ise Lübnan’ın en çok ilgi gören doğal güzelliklerinden. Ayrıca Sayda Antik kenti, Biblos, Fakra, Baalbek gibi tarihi yerler de Lübnan’a gidenlerin gördüğü başlıca yerlerdir.

Ülkenin para birimi Lübnan Lirasıdır. 2020 Ağustos ayında 100 Lübnan Lirası’nın Türk Lirası karşılığı yaklaşık 50 kuruştur. Ancak özellikle Beyrut’ta hayat pahalılığından söz edilmektedir.

Lübnan ile ilgili ilginç anekdotlardan biri ülkede yaklaşık 6 milyon kişi yaşamasına rağmen yurt dışında ikamet eden Lübnanlıların sayısının 18 milyonu bulmasıdır. Ayrıca ülkenin etnik, dini ve mezhebi yapısının karışık olmasından dolayı yıllardan beri net bir nufüs sayımı da yapılamıyor.

Eğitime önem verildiği bilinen Lübnan’da 42 üniversite bulunuyor ve her 10 kişi başına 1 doktorun düştüğü ifade ediliyor. Bunun yanı sıra resmi dili Arapça olmasına rağmen İngilizce ve Fransızca dillerini bilenlerin sayısı da oldukça fazladır.

Lübnan ile ilgili önemli bir bilgi ise ülkede halihazırda demiryolu olmamasıdır. Lübnanlılar en son 1995 yılında demiryolu seyahati gerçekleştirmiştir. Lübnan’a seyahat etmek isteyen Türkiye vatandaşları için vize gerekmezken boykot yasası gereği pasaportunda işgalci israil’in damgası bulunanların ülkeye girişine ise izin verilmiyor.

Söz&Kalem - Muhsin Şenol

 

Yazıyı videolu haliyle izlemek isteyenleri için: https://www.youtube.com/watch?v=u9HhA_qnths

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ