Terminoloji | Sınır Muhafazası

Terminoloji | Sınır Muhafazası

Ensar

“Yardım etmek” anlamındaki nasr kökünden türeyen nasîr veya nâsır sıfatının çoğulu olup ism-i mensubu ensârîdir. İslâm literatürün de ise Hz. Muhammed (sav),  muhacirleri yurtlarında barındırmak ve korumak suretiyle onlara büyük yardımda bulunan Evs ve Hazrecli Medineli Müslümanlar için kullanmıştır. Hz. Muhammed (sav), hicretten hemen sonra gerçekleştirdiği kardeşlik akdi ile her Mekkeliyi bir Medineli ile kardeş ilân etti. Bu bağlamda yurtlarını dönemin şartlarına göre terk etmek zorunda kalan insanlar gittikleri yerlerde maddi ve manevi destek kazanmışlardır. Barınma, geçinme ve yaşama koşullarını iyileştirerek ortak bir şekilde hareket etme imkânı sağlanmıştır. Her ne kadar Medineli Ensarlar Mekkeli Muhacirlere kendi hurmalıklarını ve evlerini ortak etme noktasına kadar götürmüşlerse de Resulullah (sav) buna izin vermemiştir. Onun yerine iş imkânı vererek emeklerinin karşılığını vermeyi uygun görmüştür. Buna binaen geçinmenin ve iyi yaşam koşullara sahip olmanın gayesi kardeşlik akdi ile dürüst çalışma ile olacağını göstermektedir.

Muhâcir

“Göç eden, hicret eden, göçmen” anlamındaki Muhâcir kelimesi, Osmanlı literatürün de özellikle 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren iskân politikasının geri yansıması olarak daha çok görülmüştür. 18. yy’dan sonra mağlubiyetler ve kaybedilen topraklardaki Müslüman ve gayrimüslimlerin göç hareketidir. 19. yüzyılda bu konuyla ilgilenmek üzere resmî komisyonlar, hatta nâzırlıklara bağlı bürolar teşkil edilmiştir. Önceleri göç hadiseleri ortaya çıktığında muhacirler savaş alanına yakın bölgelere yerleştirilir ve konunun çözümü mahallî yöneticilere havale edilirdi. III. Selim ve II. Mahmud dönemlerinde zaman zaman meydana gelen göç olaylarında ahalinin mağdur edilmemesi yönünde tâlimatlar gönderilerek mesele üzerinde titizlikle durulması istenmiştir. Bu bağlamda kardeşlik akdi gözetilmeksizin ve sadece dönemindeki nüfusu kontrol altına almak için yapılan göçler İslam literatüründeki kavramı taşımamaktadır.

Mülteci

Mülteci veya sığınmacı; dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm gören veya göreceği korkusu ve endişesi taşıyan, bu sebeple ülkesinden ayrılan/ayrılmak zorunda bırakılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen, iltica ettiği ülke tarafından endişeleri haklı bulunan kişi. Mültecilik günümüzde ve geçmişte olduğu gibi muhacir ve ensar diyalektiği ile hareket etmektedir. Bu bağlamda din, dil, ırk, milliyet gözetilmeksizin ve siyasi düşüncelerden zülüm göreceğinden dolayı ‘insan’ ve insan ahlakına aykırı olmayacak şekilde yardım etmek kardeşlik akdinin bir vazifesidir.

Sınır | Hudut

 Kökeni Arapça olan ‘hudut’ sınır anlamında gelen ‘hadd’ sözcüğünün çoğuludur. “Had” eskiden ‘haddini bilmek’ manalarına gelmektedir. Şuan ise anlamından fazla uzaklaşmayarak masdar olarak ‘engel olmak, iki şeyin arasını ayırmak’ manalarına gelmektedir. İsim olarak ise ‘iki şeyin birbirine karışmasını önleyen şey, bir nesnenin uç ve kenar kısmı, sınır, tanım’ gibi anlamlara gelmektedir. Bu bağlamda ‘hudutları korumak’ ve ‘güvence altında tutmak’ kalıplarının hepiniz duymuşsunuzdur. Mikro ölçeklerden makro ölçeklere kadar ‘insan’ kendisine emanet edilen sınırları korumakla mükelleftir. Bu faaliyetin ayırıcı tanısı olarak ırk, din, millet vb. dediğimiz olgular yoktur. Bunun yerine kardeşlik akdi, korunma ve yaşama hakkı gibi kavramlar vardır. Buna binaen sosyal hayata endeksli ahlak kurallarına bağlı olarak sınır muhafazası manen ve maddi olarak korunma mecburiyeti vardır.

Kaynak: TDV

Söz&Kalem - Ahmet Şimşek

 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ