X2 (Çarpı iki)

X2 (Çarpı iki)

Müzeyyen Sena Titiz  | Söz&Kalem Dergisi

Kâinatın, insanın ve her zerrenin tekâmülü için teenniyi var edenin adıyla...

Yeni model dünya arabası frensiz gazlama özelliği ile üretilmiş. Kimsenin hızına yetişmediği, trafik ışıklarında durmayan modern bir araba. İstediğiniz yere istediğiniz süre içinde sizi ulaştıran; yakıtsız, sigortasız, ehliyetsiz, herkesin rahatlıkla kullanabileceği harikulade bir araç. Tek yapmanız gereken aceleci davranmak çünkü reklamda sayılı ürün bulunmaktadır ilanı var...

Ruhani ölümcül bir hastalıkla müptela olduğumuz bir devirdeyiz. İstekleri sürekli çarpıntı halinde olan, kimliğine dair baş ağrısı dinmeyen, yüreğinde huzur vitamini eksikliği yaşayan, konfeksiyon duygular ile enfeksiyon kapmış bir neslin çağı. Herkes “başımı alıp gidesim var” diye özetliyor ahvali.

Modern dünya cenderesi güzel olan her şeye harbi umumî ilan etmiş; insanı dinlenme tesisi değil, incinme yuvası göstermiş; tüm muhabbetleri kuşkulu, tüm umutları muğlak, tüm samimiyetleri temkinli hale getirmiş; eşya ile ünsiyetin sonunu getirip, yadigar kelimesini yetim bırakmıştır. Bütün bunları sahte bir hakikat senaryosu ile gerçekleştirmeye niyetlenmiş, yer yer başarılı olmuştur.

  • “Şikayetiniz neydi efendim?”
  • “Her şeyim var, mutluluk hariç...”

Peki sizce bu sahte senaryonun aslı astarı nedir?

Malumunuz lisanımızda, maddi-manevi herhangi bir felakete maruz kalanlar için ‘zede` tabiri kullanılır. Afetzede, kazazede ve gurbetzede gibi tabirler, bu tür faciaları anlatır. Bunlara bir yenisi daha eklendi diye düşünüyorum, “hızzede” veyahut “süratzede” de diyebiliriz. Zira dünya sevgisi de zincirleme kazaya benzer. Çünkü bu sevgi insanı sürekli gazlatıp, en ağır kazalara sebebiyet veren haz ile iptila olmuş durumda. Bir kaç saniye süren depremin yarattığı tonlarca zarar misali, geçici zevklerin, anlık hazların sonunda oluşan zararların haddi hesabı yok.  

Her şeyin hemen olmasını isteyen, deyim yerindeyse yaşam merhalelerini oyun levelleri gibi atlayıp, yenisini görmek, yaşamak, tatmak dileği ile çerçeveli hayatlarımız. Filmleri, videoları hatta dersleri bile normal hızında dinlemeye takatimiz kalmadı artık, hızlıca dinleyip bitsin istiyoruz. Uzun çekimler sarmıyor artık kimseyi, tüm reels, çizgi film vb şeyler kısa sürede çok şey vermek adına uyarlı.

Yaygın olan bir diğer durum artık mesajlaşırken bile sadece sessiz harfleri kullanıyoruz. Çoğu kimsenin gayreti cümleyi anlaşır halde yazmaya yetmiyor artık!.

Bugün aldığımız elbise yarın ki konseptimize uymuyor, yenisini arıyor gözlerimiz, neticede trendleri takip etmek önemli!

Popüler olmak adına yaşlı, çocuk demeden herkesi bir metaa mesabesine indiren sayın! Youtuberları da unutmamak lazım tabi.

Her gün, her şey hızla değişiyor. Değişime ayak uydurmaya çabalıyor herkes. Ve herkeste geç kalmaktan korkulan bir gerginlik...  Zannediyorum ki ortada ciddi bir anlam kayması daha doğrusu her şeyi anlamsızlaştıran bir absürtlük yaşanıyor.

Hayatımızın öncel vazgeçilmez listesine bir güncelleme yapmamız gerekiyor olmasın sakın? Ya da bunca mutsuzluk ve kederin ana sebebini öğrenmemiz? Yahut haz denilen olgunun tamamen heva ve heves ile eşdeğer olduğu gerçeğini bilmemiz?

  • “Ne hissediyorum biliyor musun? Sanki dertlerim reçel kıvamına gelmiş.

Yazar Mustafa Kutlu, Kalbin Sesi adlı makalesinde şöyle diyor: “Eşyalar, insanlar, sevgiler, saygılar, gözyaşları, gülücükler kaçıyor bizden. Yahut biz onlardan uzaklaşıyoruz. Tek başımıza kaldığımız ekran başında sürekli zaplıyoruz. Sürekli zap. Gazlayıp kayboluyoruz. Yine meyus, yine tatminsiz, yine sıkıntıyla bekliyoruz. Neyi bekliyoruz? Herhalde “yeniliğin bitmeyen büyüsünü”. Niçin daralıyoruz? İşte her şeyimiz var, daha ne istiyoruz? Yeni, alışılmadık, bizi bir süre oyalayacak bir şey. Bu mu? Belki de etrafımızı saran bu ses, bu görüntü, bu bina, bu araba, bu bilgisayar, bu marka, iki yüz çeşit açık büfe, elli bin çeşit AVM ürününün çekip gitmesini, bizi rahat bırakmasını istiyoruz. Gerçekten istiyor muyuz?”

Bizi bunaltan, ruhumuzun nefes almakta zorlandığı şey bu aceleciliğin sebep olduğu tefekkürsüzlüktür. Bir çayın bile demini alması dakikalar aldığı halde hamurun mayalanmasını beklemeden ekmeğin pişmesini istiyoruz. Hiç çaba vermeden karşılık bulmayı, çalışmadan başarmayı, yorulmadan elde etmeyi ve tüm bunları kısa vadede halletmeyi hayal ediyoruz.

Ancak unuttuğumuz hakikat şu ki biz bir günde, bir kaç dakikada dünyaya gelmedik; keza dünya ve içindeki tüm mahlukat okuz pokuz ile oluşmadı. Zamanla, sabırla, teenni ile kıvam aldılar. Vaktinden önce kesilen meyve değil zamanında yenilen meyveye olgunlaşmış sıfatını verdiğimiz gibi insan da kıvamını alıncaya kadar mayalanmaya bırakılmalı ve olgunlaşmalıdır. Bir işi acele etmeden iyice düşünerek yapıp, temkinli ve ihtiyatlı davranarak elde etmeye çalışmalıdır. Peygamber mesleği bunun için en güzel örnektir, çobanlık kişiye sorumluluk yüklemenin yanı sıra tefekkür imkânı sunan, sabrı öğreten bir meslektir.

Hız sorununa izafi olarak haz, İslam literatürde heva ve heves olarak yerini alır. Kişileri enformatik cehalete sürükleyen, elektrik prizine bağlı hayatlar sunan arızalı bir yaşamdır. Kişide dünya ve içindekilerinin sevgisini Nirvanaya ulaştıran uyuşturucu bir afyondur. Zevkleri hep elemle karışıktır; vuslatı hicran, aşkı hüsran, güzellikleri tıbkı serâbdır…

Evet, hız hazza yol açarken, haz da heva ve hevesin işlem merkezi olmaya dönüşür. Orada akıbet baştan belli, avamî tabirle, bile bile ladestir! Sonuç: Hüsran ve nedamettir!

Abdulkadir Turan hocamız bir yazısında şu ifadelere yer verir: “Çağın İslam davetçisi, sadece emribilmaruf ve nehyianilmünker yapan kişi değildir. Aynı zamanda hevaperizme karşı direnen kişidir. Hevaperizmin başladığı yerde düşünce yoktur. Düşüncenin olmadığı yerde çılgınlık vardır, sarhoşmuşçasına hakaret vardır.”

Başta bahsini ettiğimiz arabanın imalatı batılılara aittir ve onların yegane hedefi Hasan Sabbah misali yalancı, yapay bir cennet oluşturmaktır. Ki onunla göz ve gönül perdesi oluşsun kişi hazzın kurbanı seçilsin. Tüm bu tuzak, kurgu ve senaryolardan muavizeteyn sürelerinin muhtevasınca Rabbimize sığınıyor, ellerimizin büyük boşluğunu O'na sunarak, Nur’unun ziyasını diliyoruz...

Selam ve dua ile..

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ