Yapay Zeka, Samiri'nin Modern Putu Mu?

Yapay Zeka, Samiri'nin Modern Putu Mu?

Yapay zekâ kelime anlamıyla makinelerin deneyimden öğrenmesini, yeni girdilere uyum sağlamasını ve insanvari görevleri gerçekleştirmesini mümkün kılan süreçlere denir. İnsan zekâsına özgü algılama sistemini öğrenmiş, öğrenmeyi bilen, çoğul kavramları bilen, onları birbirine bağlayıp oradan birtakım kavramlar üretebilen, düşünebilen, saatlerce düşünüp, yeni şeyler üretebilen, fikir yürüten, sorunları çözen, iletişim kuran, çıkarsama yapan bir şeyden bahsediyoruz.  Ve her şeyden önemlisi karar veriyor. Bu saydıklarımız yüksek bilişsel fonksiyonlardır. Yapay zekâ; algılama, öğrenme, çoğul kavramları bağlama, düşünme, fikir yürütme, sorun çözme, iletişim kurma, çıkarsama yapma, karar verme ve otonom davranışlar sergilemesi beklenen bir işletim sistemidir. Böyle bir teknik tanım verebiliriz.

 

Yapay zekânın ve ilk bilgisayarların ortaya çıkmasından beri, devasa bilgisayar beyinlerinin performansını insan zihniyle karşılaştırma eğilimi, bilgisayar bilimcilerin gündeminde yer almaktadır. İnsanlığın makineye karşı yenilgisinin, sanayi devrimiyle başladığı söylenebilir. Çünkü makineler, sanayi devriminin ardından toplumsal değişimin sürükleyici gücü hâline dönüşmüştür. Ancak bu yenilgi ve teslimiyet, bilinç dışında, gündelik hayatta, zekâ bağlamında değil kendiliğinden işlerlik kazanmıştır. 1950’li yıllardan itibaren bilim insanlarının, üniversitelerin, endüstri kuruluşlarının, sinema filmlerinin üzerinde durduğu “düşünen makineler” üretme ve onlarla yaşama fikri, gündelik hayatta yapay zekâyla karşılık buluyordu.

“Yapay zekâ”, herhangi bir canlı organizmadan faydalanmaksızın, tamamen yapay araçlarla oluşturulan, insan gibi davranışlar sergileyebilen makinelerin geliştirilmesi teknolojisine verilen genel addır. Ancak oluşturulan, üretilen zekânın yapaylığı, gerçek hayattaki tesirlerinin gücünü azaltmıyor, aksine arttırıyor. Zira yapay zekâ uygulamaları, teknolojik bir ilerleme olmakla sınırlı kalmıyor, hayatın merkezine sirayet ediyor. Örneğin; otomotiv sektöründe yapay zekâ uygulamalarla, sürücüsüz araçların testleri yapılıyor. Diğer yandan yapay zekâ, hastalıkların teşhisi ve tedavisinde kullanılıyor. Tüketicilerin verilerini toplayan ve bir arada tutan uygulamalar sayesinde perakende sektöründe üreticilere çeşitli olanaklar sağlanıyor; chatbotlar sayesinde insana ihtiyaç duyulmaksızın müşterilerin sorularına cevap verilebiliyor. İnsan hayatını düzenleyen bütün zeminlerde yapay zekâ uygulamaları bariz bir şekilde genişliyor. Sektörel gelişmelerin yanı sıra bireylerin ihtiyaç ve beklentilerine cevap verecek uygulamalar da geliştiriliyor. Örneğin cep telefonlarındaki sesli asistanlar; kişiyi arama, aramaları hatırlatma, mesajları seslendirme, trafik durumuna göre ne zaman yola çıkılacağı konusunda öneride bulunma, sadece sesinizi kullanarak evlerde bulunan 'akıllı makineleri' kontrol etme gibi son derece kişiselleştirilmiş olanaklar sunuyor. Dolayısıyla günlük rutinlerin, dijital aygıtlara seslenerek düzenlenebildiği teknolojik çağın içinde yaşıyoruz.
Peki, ya yarının dünyasında dinî tasavvurlar da yapay zekâdan nasibini alacak mı dersiniz?

Yapay zekanın dine etkileri üç temel teori üzerinden kuruluyor:

Birincisi, dini hizmetler ve ibadethaneler için yapay zekâ işlevsel hale getirilip kullanılabilir. Örneğin; robotlar ibadethanelerin içinde veya dışında dini rehberlik hizmeti sunabilir, insanların konuşabilecekleri sanal kutsal kitap platformları oluşturulabilir. Yapay zeka ile dinin öğütlediği iyilikler arttırılabilir. İkinci teori, yapay zekanın putperestliği arttıracağı ya da yapay zekanın tanrısallaşacağı şeklindedir. 2040’lara gelindiğinde yapay zekanın kendi kutsal kitabını yazacağı ve birçok kişi tarafından kendisine ibadet edileceği tahmin ediliyor. Zaten hali hazırda Google'ın eski mühendisi Lewandowski’nin kurduğu bir yapay zekâ kilisesi (WOTF Church) varken bu ihtimal çok da uzak görünmüyor. Son teori ise, yapay zekanın ateizmin yükselişine ve dünya dinlerinin yok olmasına neden olabileceği üzerine yoğunlaşıyor.
Bu teoriler ne yönde cereyan eder bilinmez fakat sosyal yaşantımın bir parçası haline gelen bu akıllı robotik teknolojilerin inanç ve din hususundaki akıbetinin endişe verici boyutlara ulaşmadan tedbiri çalışmalara başlanması gerekmektedir. Özellikle yapay zekanın hukuki ve sosyal boyutlarına ilişkin çalışmalar uluslararası platformlarda sürdürülüyorsa da dini ve etik çalışmaların yapılması da bir tür zorunluluktur. Çünkü gelecekte robotik teknolojilerin eylemlerinin sonuçlarından bireyler ve toplumlar olumsuz manada etkilenebilir. Örneğin önümüzdeki yıllarda kullanıma geçmesi planlanan robot taksilerden bahsediliyor. Trafikte bu robotların neden olabileceği kaza ve ölümlerden kimin sorumlu olacağına dair fıkhi bir bakışa ihtiyaç duyulacaktır. Buna sürücüsüz araçların karıştığı kazalarda örnek olarak verilebilir. Benzer şekilde robotik cerrahi uygulamalarda gerçekleşecek ölümler de kafalarda soru işareti bırakmaktadır. Yahut sosyal medya hesapları üzerinden kişisel veriler usulsüzce elde edilip manipülasyon ve propaganda maksatlı kullanılabilmekte. Akıllı, bilinçli ve irade sahibi insanın büyük veri üzerinden yönetilmesi, yönlendirilmesi ontolojik olarak insan varlığının araçsallaştırılmasına sebep olacaktır. Dolayısıyla kişisel bilgilerin gizliliği ve mahremiyeti ekseninde yapay zekanın yeniden ele alınması ve etik bir nosyona oturtulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Hz. Musa kırk gün sürecek bir buluşma için Allah’ın huzuruna çağrılmış, bu amaçla kavminden ayrılırken kardeşi Harun’u vekil olarak bırakmış ve ona, “kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma.” demişti. Bu süre içinde Sâmirî adındaki bir kuyumcu, altından bir buzağı yaparak israil oğullarının ona tapmalarını sağlamıştı. Sâmirî’nin ürettiği put, rüzgâr estiğinde ses çıkarıyordu ve Kur’an’ın ifadesiyle 'böğürebilen bir buzağı heykel' şeklindeydi. Sâmirî’nin putu, altından yapılmıştı ancak günümüzde yapay zekâ putları, bilişim teknolojilerinden faydalanıyor. Sâmirî’nin putu rüzgârdan ses çıkarıyorken, yapay zekâ ile üretilen putlar, rakamların meydana getirdiği bir ses çıkarıyor. Sâmirî, putuyla yalnızca sınırlı sayıda insanı saptırmıştı ancak yapay zekâ putunun, internete erişebilen herkese ulaşması mümkün.

Dolayısıyla yapay zekânın, gerçek hayattaki iz düşümleri, maneviyat arayışındaki insanları saptırma istidadına sahip bulunuyor ve yarının dünyasında, bilhassa dijital yerlilerin yapay zekâya karşı yaklaşımını, putlaşma tehlikesini de dikkate alarak inşa etmek gerekiyor.

Bu anlamda İslam alimleri, bilhassa yapay zekanın etkin olarak kullanıldığı tıp, ticaret, finans, reklam, tüketim ilişkileri, medya, tarım, eğitim gibi alanlarda fıkhi değerlendirmeler yapmak zorundadır. Ayrıca yapay zekaya bağlı gelişmelerin bugün ve gelecekte dünya dinleri ve İslam açısından ele alınması da ehemmiyet arz etmektedir.

 

Söz&Kalem Dergisi / Ali Tarhan 

 

Kaynaklar:

İ.H. Aydın ve C. H. Değirmenci, Yapay Zekâ, s 20.

TDV Dergisi/2020/Haziran/Mustafa Çuhadar

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ