Zannetmeyin Ki Aslanlar Öldü!

Zannetmeyin Ki Aslanlar Öldü!

Her nevde hayvanın yaşadığı bir orman vardı zamanında. Diğer ormanlardan çok farklı bir intizama sahipti. Diğer orman sahiplerinin -bilhassa domuzların- her daim yaşamak istediği ve hüküm sürmek istediği bir orman.  Düşünün öyle bir orman ki gölünde balıklar, ağaçlarında kuşlar, maymunlar ve toprağında deve dahi habitatı olmamasına rağmen bin bir türlü hayvan barınıyordu. Herkes ormanda yiyeceğini bulabiliyor ve bu küçük dünyaya adapte olabiliyordu. Orman ahalisi bu ihtişam dolu intizamın güzelliğine hayran kalmış ve bu ormanda yaşamayı mükâfat bilmişti.

Herkes yapması gerekenleri eksiksiz yapıyordu. Ormanın işleyişi mükemmeldi. Birkaç zaman sonra ormanda nefti bir kasvet oluştu, rüzgâr ağaçları ve yaprakları savuruyor ama orman ahalisi yere hala sağlam basıyordu, lakin hazan vakti yaklaşmıştı. Orman renkli ahengini ve muhteşem cümbüşünü kaybetmenin arifesindeydi. Herkes bu cennetin birkaç zaman sonra kuru dallardan ibaret, verimsiz bir toprak parçası olacağını seziyordu ama inanmak istemiyordu. Bunu sezen ve diğer hayvanların gölgesinde yaşamaya alışan ufak tırtıllar hemen yiyebildiği kadar yaprak yemeye başlıyor, gelmesini beklediği çorak dönemde aç kalmamak için yaprak depoluyordu. Lakin yaşadıkları ormanın bu denli hazin bir sonla rengini ve ihtişamını kaybetmesini göze alamayan aslan kral, tırtıllara engel olmaya çalışıyor, aslında pek fazla da ciddiye almıyordu. Lakin bilahare ağaç ağaç yok edilen yaprakları görünce işin ciddiyetini kavramıştı. Ama ağaca çıkma konusunda yeteneksiz olan ormanın kralı bunun önünü alamıyor, zamanla itibarını kaybediyor ve yaprak yaprak ilerleyen hayvanları sadece seyretmek zorunda kalıyordu. Tabi soran olunca da mühim bir durumun söz konusu olmadığını ve bir pençelik canlarının olduğunu iddia ediyordu.  Arada yakaladığı tırtılları da cezalandırmayı ihmal etmiyordu.

Aslan ormanı idare etmeye ve eksiklikleri gidermeye devam ediyordu. Kurumuş ağaçları fil yardımıyla suluyor, yiyecek temini için diğer türdaşlarıyla ortak hareket ediyordu.  Lakin hazan vaktinin geleceğini bilen tırtıllar tüm yaptırımlara ve tehditlere rağmen o sona hazırlık yapıyordu. Koca orman içerisinde bir tırtıl ne kadar iş yapabilirdi ki. Aslan, ufak ama sayısı çoğalan hayvanlarla baş edemediğini fark edince geç olmuştu, çünkü ağaçlar tırtıllarla dolmuş. Orman kralının eksik kudretini gören öteki hayvanlarda gelecek olan sona inanmış ve uzun burunlu maymunlarda, tırtıllara yardım edip yaprakları kemirmeye başlamıştı.  Ağaçlar yeşilliğini zamanla kaybetmişti. Bir süre sonra aslan da o sonun geleceğini öngörüyordu artık. Çünkü yapraklar kemirilmiş, ağaçlar kurumaya yüz tutmuştu. Lakin hala yaşanılacak ve uğrunda mücadele edilecek orman bölgeleri kalmıştı.

Derken artık hazan vakti kapıya dadanmıştı. Ağaçlar yapraksız kalmış bir süre sonra ise meyve vermemeye başlamıştı. En nihayetinde ormanı orman yapan ana unsurlar tümüyle kurumuştu. Ormanın kendisine değil de ihtişamlı zamanlarındaki intizamından dolayı buraya gelen hayvanlar artık bu kurumuş mekânı terke niyetlenmişti. Ayılar her ne kadar aslanın yanında gözükse de en ufak bir gedikte saldırı için cephe alabilecek potansiyeldeydi. Horozlar pisliğe batmış olmalarına rağmen üst perdeden konuşmaya çalışıyorlardı. Çünkü öteki ormanda ortakları vardı,  domuzlar her zaman horozlara himaye güvencesi vermişti ki horozların üslubunun sebebi de buydu. Aslan her şeyin farkındaydı lakin çile dolu bu nihayeti böyle beklemiyordu. En azından ormanındakiler tarafından böyle bir ihanete ihtimal vermiyordu.

Zaman ilerlemişti, aslan madara olmuştu. Horoz bile efeleniyordu. Ayı oğlu ayı zaten aslana ‘hasta’ lakabını takmıştı. Ormanda intizam bozulmuştu, artık herkes özgür hareket ediyordu. Asayiş kalmamıştı ve aslana cephe alanlar oy birliğiyle aslanı ormanın en kuytu yerine sürgün etmişlerdi. Düşünün koca aslan, ormanlar kralı aslan sürgüne uğramıştı.  Aslanın taraftarları da aciz kalmıştı ve güçleri tükenmişti. Çünkü ormanda söz sahibi olanlar aslana ihanet etmişti.

Tam zamanıydı!  Orman dışında yaşayan hayvanlar da ormana sahiplenme niyetindeydiler ve an bu andı. Lakin ormanı yakıp yıkmak veya tahrip etmek yerine orayı yaşanabilir kılmak üzerine planlar yapılmıştı. Bu niyetten ötürü ormana strateji ile yaklaştılar ve ormanı elde etmek için planlar yaptılar. Netice itibariyle orman ahalisinden biriyle anlaşmaya vardılar. Bu hayvan tilkiydi.  Önce ormanın kalan kısmında yaşayan ahaliye umut vaat ederek onları organize etti. Bir birlik oluşturdu, dirlik üzerine çalıştı. Niyeti neydi bilinmez ama sonuçta tilkiydi bu organizeyi yapan. Orman ahalisiyle beraber önce öteki ormanlardan gelenlerle savaştı. Hemen sonra yeni düzen kurdu ve yeterince güvende topladı. Yeni bir intizam kurabildi tilki. Lakin savaştıklarından beslendi ve zamanla savaştıklarına benzedi. Niyeti de buydu.

Önce bir gecede aslanın uğruna savaştığı ormanın birkaç parçasını elden çıkardı. Sonra tedricen aslanın uğruna ölmeyi göze aldıklarını değersizleştirdi. Aslana sahip çıkanlar olmadı mı,  elbette oldu. Lakin devir tilkinin devriydi. Geçen zamanla beraber eski ormandan eser kalmadı ve tilki anlaştıklarıyla hareket etmeye başladı. Ormanın nizamını, asayişini anlaştıklarının yardımıyla sağladı. Evet!  Belki orman tamamen yanmadı ama orman eski orman değildi. Ve ormanın kralı artık tilkiydi. Öyle ki ormanın kapısına postunu bile asmıştı.  Bilahare tilki ormana yeni bir intizam getirdikten sonra başa her geçen halk kahramanları tilkinin postunu öptü ve tilki olmaya ant içti. Kimisi tilki oldu,  kimisi olmadı ama neticede aslan sürgünde öldü, orman değersizleşti ve artık eski orman sadece özlenen oldu.

Şimdi akıllara illa ki şu gelir; evet, aslan büyük hatalar yaptı, gelen tehlikeyi hafife aldı. Özgüveninin bedelini ödedi.  Lakin ormanda hiç mi aslan kalmadı ya da aslan hiç mi aslanlar doğurmadı?

Elbette ormanda aslan kaldı ve de yeni aslanlar doğdu. Lakin orman ahalisi ve bunların sonraki nesli, aslanı ormanın tahribatından sorumlu tuttu. Kendini yeteri kadar müdafaa edemeyen aslanlar ailesi de ormanın geride kalanlarıyla başa çıkamayınca sükûta misafir oldu. Yeni ormana alışmaya çalıştı. Tilki ve ekibi ormana getirdiği intizamla doğacak aslanlara ket vurdu. Susturdu ve durdurdu. Ama şunu söylememek de olmaz; aslanlar hep ümit vardı, geçmişten güç almayı ihmal etmedi ve ormanın küçük bölgelerinde de olsa aslanlara ne olduklarını hatırlattı. Sonrasını bilmiyorum ama aslanlar muhtemelen şahlanacak, kendi düzenini yeniden getirecek ve zihni iğdiş edilen orman ahalisine evvela güzel bir tarih talimi verip akabinde ormanın kapısına tilkinin postunu değil “Tilkinin Hükmü Aslan Ayağa Kalkana Kadardır!” yazısını yazacaktır.

 

Söz&Kalem - Yusuf Yetiş

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ