Zihin Zemin ve Zaman Bağlamında İstanbul

Zihin Zemin ve Zaman Bağlamında İstanbul

Bu Şehr-i Stanbul ki bi mis-i bahadır.

Bir sengine yek-pare Acem mülkü fedadır.

Nedim’in bir taşına bütün bir Acem mülkünün feda edileceğini söylediği, eşsiz ve paha biçilmez kadim İslam beldesi olan İstanbul’un güzellikleri saymakla bitmez. Ancak asıl kıymetinin isminin ‘en kıymetlinin’ mübarek lisanında zikredilmiş olmasından kaynaklı olduğu da aşikârdır.

Geçmişten günümüze tarihi, siyasi, coğrafi, ticari, kültürel ve daha birçok yönüyle dikkat çeken ve bütün dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu bir şehir olmuştur İstanbul. İslam medeniyetinin bir minyatürü misali; renk renk, desen desen, nefes alan yaşayan bir beldedir. Zira kadim mimarisi, ihsan ve takva şuurunu ruhunun ta derinliklerinde benimsemiş ve baktığı her yere bu şuurla bakan büyük üstatların elinde vücut bulmuştur. Çünkü onlar, bastıkları her karış toprağa, Allah-u Teâlâ’dan İsneΠemrini alan Hz. Nuh nazarıyla tevhidin eşsiz özgürlüğünü ifade eden yapılar inşa etmişlerdir. Kent baştan aşağı her yönüyle dantel gibi işlenmiş ve neticede İslam medeniyetinin önemli sembollerinden olan bir şehir tezahür etmiştir. Öyleki samimiyet merkezinde vücuda gelen şehir, bugünün deforme olmuş zihniyeti ve ruhsuzlaşan yapı anlayışı karşısında hala tevhidin sancaktarlığı misalinde dimdik durarak direnmektedir. Ancak şehrin, değişen zamanın ve günümüz koşullarının dikte ettiği hayat tarzı karşısında baştan sona bütünlüğünü ve ahengi koruyamamış olduğu da aşikârdır. Ayakların toprağa bastığı, insanın fıtratı ile uyumlu malzemeden, aile genişledikçe, genişletilmeye müsait yapıda ve misafirin yerinin her daim hazır olduğu konut anlayışını yitirilmiştir. Komşuluk kurumun yaşatılıp îsar şuurun gözetildiği, adalet ilkesi doğrultusunda aynı sırada inşa edilmesine rağmen mahremiyetin gözetildiği mahallelerin, yok olmaya yüz tutuğu da yadsınamaz bir gerçektir. Tevazu ve adaletin sembolü olan ev ve mahalle kültürü yerini kuşların özgürlüğüne dahi hükmeden kibrin ve riyanın sembolü ve medeniyet anlayışımızla hiçbir bağı olmayan tamamen suni ve ruhsuz apartman anlayışına bırakmıştır. Zamanın bereketini kazana bilme adına kendisi güneşin üzerine doğan, fıtratın kodlarıyla mündemiç, Müslüman saatine göre günün beş vaktini Müslümanca yaşama kaygısı taşıyan insana rastlamak oldukça güçleşmiştir. Çalar saatten yükselen sesle güne gözlerini açıp yerine getirmesi gereken görevleri ajandasında belirtilen saat doğrultusunda yetiştirebilmek adına koşturan ve yetişme kaygısıyla ruhunu nerde bıraktığının farkında bile olmayan suni ve yapay bir insan modeli oluşmuştur.

 Hız ve haz anlayışı ruhunu esir almış, eşyanın tasallutu altında kıvranan ve yaşadığı anın ötesine geçemeyen insanların çoğaldığı vâkidir. Ancak gücünü köklerinden alan ve yükselen nidası çağları aşacak, medeniyetindeki kodlar doğrultusunda yeniden bir Müslüman zihni, Müslüman zemini ve Müslüman zamanı inşa edebilecek insanların yetişmediği de söylenemez. Zira inanmış bir zihinde endişeye yer yoktur.

 

Söz&Kalem / Kübranur Dayanık 

 

Not: Sizen Gelenler' kategorimize eklenen yazı ve şiirler herhangi bir editöryal süreçten geçmeden okurlarımız tarafından gönderildiği şekli ile verilmektedir. 

 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ