Ali Tarhan - Söz&Kalem Dergisi
İnsanlık tarihi, bir bakıma hakikat arayışının tarihidir. İlk insandan bugüne kadar insan, varlığının anlamını, hayatın gayesini ve doğru olanı bulmaya çalışmıştır. Bu arayış bazen peygamberlerin rehberliğinde, bazen âlimlerin eserlerinde, bazen düşünürlerin düşüncelerinde, bazen de insanlarının bilimsel araştırmalarında sürmüştür. Her çağın kendine özgü bilgi kaynakları ve hakikate ulaşma yöntemleri olmuştur. Yaşadığımız yüzyılda ise insanlık yeni bir döneme girmiştir. Artık bilgiye ulaşmak için kütüphanelerde saatler geçirmek gerekmiyor. Birkaç saniye içinde milyarlarca sayfa bilgiye ulaşabiliyoruz.
Arama motorları, özellikle de Google, modern insanın zihinsel yolculuğunda adeta ilk durak hâline gelmiş durumda. Herhangi bir konuda merak duyduğumuzda çoğu zaman bir büyüğe, bir uzmana veya bir kitaba değil; önce Google'a başvuruyoruz. Hastalık belirtilerinden dini meselelere, siyasi gelişmelerden tarihî olaylara kadar her konuda ilk danışılan merci çoğu zaman bir arama motoru oluyor. Günde yaklaşık 400 milyondan fazla terabayt veri üretiliyor. İnsanlık, son 2 yıldan önceki binlerce yıldan fazla veri üretmiş durumda. Fakat burada üzerinde durulması gereken önemli bir soru vardır: arama motorlarındaki bitmek tükenmek bilmeyen arayış ile hakikat bulunabilir mi? Bu soru sadece teknolojiyle ilgili değildir. Aynı zamanda insanın bilgiyle, gerçekle ve anlamla kurduğu ilişkinin de sorgulanmasını gerektirir.
İçinde yaşadığımız çağın en büyük paradokslarından biri şudur; insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar çok bilgiye sahibiz; fakat aynı zamanda hiç olmadığı kadar kafa karışıklığı yaşıyoruz. Dünya genelinde her gün milyarlarca arama yapılmakta, milyonlarca video yüklenmekte ve sayısız içerik üretilmektedir. Birkaç dakika içinde herhangi bir konuda yüzlerce farklı görüşe ulaşmak mümkündür. Ancak bilgi miktarındaki bu büyük artış, insanların daha bilge veya daha doğru kararlar verdiği anlamına gelmemektedir. Çünkü bilgi arttıkça hakikatin görünürlüğü bazen azalabilmektedir.
Bir insan aynı konuda birbirine tamamen zıt onlarca görüşle karşılaşabilmektedir. Bir internet sitesinin doğru dediğine başka bir site yanlış diyebilmekte, bir uzmanın savunduğunu başka bir uzman reddedebilmektedir. Sonuçta kişi bilgi denizinde yüzdüğünü düşünürken hakikat sisinin içinde kaybolabilmektedir. Modern çağın belki de en büyük yanılgılarından biri; bilgi ile hakikati eş anlamlı kabul etmektir. Oysa bilgi her zaman doğru olmak zorunda değildir. İnsan yanlış bilgiye de sahip olabilir. Hatta yanlış bilgiler bazen doğru bilgilerden daha hızlı yayılabilir.
Hakikat ise gerçeğin ta kendisidir. Google veya diğer arama motorları bize bilgi sunar. Ancak sunulan bilginin doğru olup olmadığını garanti etmez. Bir arama motorunun görevi hakemlik yapmak değil, içerikleri sıralamaktır. Sonuçların üst sıralarda çıkması onların mutlak doğru olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle günümüz insanının en önemli becerilerinden biri bilgiye ulaşmak değil, bilgiyi değerlendirebilmektir.
Asıl mesele bilgi bulmak değil, doğru bilgiyi seçebilmektir. Dijital çağda insanların karşılaştığı bilgilerin önemli bir kısmı algoritmalar tarafından belirlenmektedir. Google, sosyal medya platformları ve yapay zekâ sistemleri kullanıcıların ilgi alanlarını analiz ederek onlara özel içerikler göstermektedir. İlk bakışta bu durum oldukça faydalı görünmektedir. Çünkü kullanıcı aradığı bilgiye daha hızlı ulaşabilmektedir. Ancak bu sistemlerin önemli bir yan etkisi vardır. İnsanlar zamanla yalnızca kendi düşüncelerini destekleyen içeriklerle karşılaşmaya başlarlar. Kişi hangi görüşü benimsiyorsa, algoritmalar ona benzer içerikler sunar.
Böylece farklı fikirlerle karşılaşma ihtimali giderek azalır. Bu durum düşünce dünyasında bir yankı odası oluşturur. Kişi herkesin kendisi gibi düşündüğünü zannetmeye başlar. Oysa hakikat çoğu zaman farklı görüşlerin karşılaştırılmasıyla ortaya çıkar. Son yıllarda yapılan araştırmalar, yanlış bilgilerin sosyal medyada doğru bilgilere göre daha hızlı yayıldığını göstermektedir. Özellikle duygusal içerikler, öfke uyandıran paylaşımlar ve sansasyonel haberler daha fazla etkileşim almaktadır. Çünkü dijital platformlar çoğu zaman doğruluğu değil, ilgiyi ödüllendirmektedir. Bir içerik ne kadar çok tıklanıyorsa o kadar görünür hâle gelmektedir.
Böylece hakikatin değeri bazen popülerliğin gölgesinde kalmaktadır. Bugün milyonlarca insan bir haberin doğru olup olmadığını araştırmadan paylaşabilmektedir. Birkaç saat içinde tamamen yanlış bir bilgi milyonlarca kişiye ulaşabilmektedir. Bu durum bu çağın en önemli sorunlarından biri olan "hakikat krizi"ni ortaya çıkarmıştır. Çağın yeni sorunu veya nimeti (nasıl kullanılırsa) yapay zekâ sistemleri de bilgi arayışının önemli araçlarından biri hâline gelmiştir. Artık insanlar yalnızca arama motorlarına değil, yapay zekâ uygulamalarına da sorular yöneltmektedir. Bu durum bilgiye erişimi kolaylaştırsa da yeni riskler doğurmaktadır. Çünkü yapay zekâ sistemleri de insan üretimi verilerle eğitilmektedir.
Doğru bilgileri aktarabildikleri gibi zaman zaman yanlış veya eksik bilgiler de üretebilmektedirler. Dolayısıyla teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanın eleştirel düşünme sorumluluğu ortadan kalkmamaktadır. Hakikati bulma görevi hâlâ insana aittir. İslam'ın bilgi ve hakikat anlayışı, modern dünyanın sunduğu bilgi anlayışından farklıdır. Kur'an-ı Kerim insanı sürekli düşünmeye, araştırmaya ve akletmeye çağırır. Ayetlerle örnek verecek olursak; "Onlar göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler..." (Âl-i İmrân, 191) "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 9)... Kur'an aynı zamanda bilginin tek başına yeterli olmadığını da vurgular. Bilgi, hikmetle birleşmelidir. Akıl, vicdan ve vahiy birlikte çalışmalıdır. İslam düşüncesinde hakikat yalnızca verilerden oluşan bir bilgi kümesi değildir. Hakikat aynı zamanda insanı ahlaka, adalete ve sorumluluğa yönelten bir değerdir.
Bu nedenle bir Müslüman için hakikat arayışı sadece öğrenmek değil; doğruyu yaşamak ve ona şahitlik etmektir. Bir pusula yön gösterebilir fakat yürüyemez. Bir harita yolları gösterebilir fakat menzile ulaştırmaz. Bir arama motoru bilgi sunabilir fakat hakikati tayin edemez. Google'ın sunduğu sonuçlar, insanlığın ürettiği bilgilerin dijital bir yansımasıdır. Bu bilgiler arasında doğru olanlar da vardır, yanlış olanlar da. Bu nedenle arama motorları hakikatin kaynağı değil, hakikate ulaşma yolunda kullanılabilecek araçlardan biri olarak görülmeli ve değerlendirilmelidir.
Hakikati bulmak isteyen insanın sorgulaması, araştırması, karşılaştırması ve muhakeme etmesi gerekir. Her birimizin cebinde dünyanın en büyük bilgi kütüphanesi bulunmaktadır. Ancak bu durum hakikatin de aynı kolaylıkla elde edilebildiği anlamına gelmez. Google bize milyonlarca sonuç verebilir. Yapay zekâ sistemleri binlerce cevap üretebilir. Sosyal medya milyonlarca görüş sunabilir. Fakat hakikat ne algoritmaların ilk sırasında ne de en çok beğeni alan içerikte saklıdır.
Hakikat; samimi bir arayışın, doğru kaynakların, sağlam muhakemenin ve temiz bir vicdanın birleştiği yerde ortaya çıkar. Bu yüzden günümüz insanının asıl ihtiyacı daha fazla bilgi değil; bilgiyi hikmete dönüştürebilecek bir bakış açısıdır. Google'da arama yapmak bilgiye ulaşmanın başlangıcı olabilir. Fakat hakikate ulaşmanın son durağı asla değildir. Çünkü hakikat bir ekranın içinde değil; onu arayan bilinçli ve sorgulayan insanın yolculuğunda saklıdır. Hakikat bir tık uzaklığında değil bazen bir ömür sürecek gayretin sonunda bulunabilecek bir değerdir.