Ferhat Aydın - Söz&Kalem Dergisi
İnsanlık; huzuru, aldığı nefesi, can suyunu, gerçekliğin vermiş olduğu bunalımdan kaçışı, medyatik evrene sığınarak bulmaya çalışmaktadır. 50 yıl önce bu medyatik evren daha çok sinema ile sınırlıyken internetin keşfiyle birlikte artık dijital/sanal aleme evrilmiştir. Önceleri dünya gerçeklikten kaçışı sinema salonlarına gidip hayal ürünü, sahte içerikler olan filmleri izleyerek geçiriyorken artık dijitalleşmeyle birlikte birçok farklı şekillerde yapılabilmektedir.
Peki, insanlık neden yaklaşık 150 yıldır kitlesel olarak içinde bulunduğu gerçeklikten kaçma gereği duyuyor? Neden yaşadığımız hayattan, ontolojik gerçeklerden, hakikatten kaçıp mutlak suretteki sahtelere, fiziksiz olan bir hayata kaçıyoruz? Gelin, bu kaçışın nedenlerini birlikte irdeleyelim…
Yeni Çağın Tahrip Silahları
Modernleşme, ilericilik, yenilikçilik ve gelişmişlik yalanları ve iddiaları ile dünyayı yerinden oynatan ve yakıp yıkan Batı uygarlığı insanın en büyük, tek ve geleneksel hayat biçimini elinden aldı. O hayat biçimi ki insanlık ortaya çıktığından beri var olmuş ve günümüze kadar gelmiştir; yani dini inanca dayalı bir hayat sistemi veya medenileşme. İşte Batı uygarlığı dünyaya hâkim olma güdüsüyle hareket ederek yukarıda bahsedilen iddialar ve yalanları kullanarak “Modern Yaşam Tarzını” tüm insanlığa dayattı. Elbette fikrinin gücü ve silahının gücüyle yapmıştır bunu. Batı, fikir gücünü “Elinizdekiler eski, gelişmenizi engelleyen, sizi köle yapan inançlardan ibaret” diyerek ortaya koymuş ve birtakım medeniyetleri dönüştürmüşken, bu teklifini kabul etmeyen, kendisinde olandan memnun olan diğer dünya medeniyetlerine karşı da silah ve cebir kullanarak kendi yaşam sistemini dayatmış ve empoze etmiştir. Kısacası ruhsuz ve maneviyattan yoksun bir yaşam sistemini tüm dünyaya küresel anlamda kabul ettirmiştir.
Maneviyattan uzak bir sistemin olduğu dünyada doğan nesiller ise, atalarının yaşamadığı hakikatsizlik ve gerçeklik sorununu tecrübe etmek zorunda kalmışlardır. İşte biz de bu nesillerinden biriyiz!
İnsanlığın gerçeklikten kaçmak için gerçek olmayan, sahte olan şeyler ürettiği ve oralara sığınarak hayatını idame ettirmesinin temel sebebi budur. Bu durum, muhtemelen insanın hayatta kalma iç güdüsüyle alakalı bir meseledir. Çünkü insan ontolojik olarak fiziğe ve metafiziğe, maddiyat ve maneviyata dengeli şekilde ihtiyaç duyar. Dolayısıyla maneviyat ve metafizik boşluğunun olduğu ama fiziğin dolu olduğu bu dünyada hayatta kalabilmek ve o boşlukları doldurabilmek için fiziğin dahi olmadığı bir evrene sığınıyor insanlık. Yani dijital veya sanal evrene…
Batı uygarlığı, dünya üzerindeki hakimiyetini ve tüm kitlelerin kontrol ve kolonileşmesi sürecini devamlı kılmak için bu içi çürük sistemi doğal olarak tüm insanlığa pompalamaktadır. Ve gelişen yeni teknolojik araçlar ile (yapay zekâ, algoritma vb.) en yüksek verimi alabilmektedir.
Önceleri farklı medeniyetlerin olması sebebiyle farklı kültürler bulunurdu dünyada. Lakin Batı’nın saldırısıyla tektipleşen dünya kültür çeşitliliğini de yitirmiştir. Ve yeni tektipleşmiş dünya artık yeni bir kültür doğurmuştur; popüler kültür. Bu yeni kültür türünün yaşadığımız sistemin farklı yerlerinde yansımalarını görmekteyiz. Bunlardan sadece bir tanesi ve belki de en güçlüsü dijitalleşmenin getirdiği dijital kültürdür.
Dünyanın bir ucundan diğer ucundaki insanı birbirine bağlayarak fiziki sınırları kaldıran bu kültür aynı zamanda ahlaki sınırları da kaldırabilmektedir. İnsanların birbirine olan saygısı göz ardı edilmekte ve isteyen istediği şekilde at koşturabilmektedir bu kültürde. İnsanın içini çürüten, boşaltan hazların ve ayartıların daha önce görülmediği hızlarda değiştiği bu kültürü ve bu sistemin oluşturduğu çürüme araçlarını şu şekilde açıklayabiliriz:
Araçları Tanımak, Direnişin İlk Adımıdır
Dijital kültür, yalnızca yeni imkânlar sunan bir dönüşüm değildir. Aynı zamanda kendine özgü tahrip araçları üreten bir üretim bandıdır. Tıpkı endüstriyel çağın çevreyi kirleten fabrikaları gibi, dijital kültür de insanın zihnini, ilişkilerini ve toplumsal dokusunu çürüten yeni araçlar icat etmiştir.
Sosyal medya
Kısa video algoritmaları: Dijital kültürün ürettiği en etkili çürüme aracı, kısa video algoritmalarıdır. TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts gibi platformlar, kullanıcıyı 15-60 saniyelik videolar ile dopamin patlamalarına bağımlı hale getiren insan beyninin ödül mekanizmasını hedef alan mühendislik ürünü silahlardır. Bu gibi videolar beyni tembelleştirip hantallaştırarak insanı adeta mankurtlaştırmaktadır. Okumaktan gocunan insan zihni zaten körelmeye müsaitken bir de dopamin bağımlılığı ile tüm işlevini yitirmektedir. Yüzeysellik en üst düzeydedir.
Onay Bağımlılığı: "Like" butonu, dijital kültürün ürettiği en sinsi çürüme araçlarından biridir. Bu basit sayaç bireyin öz-değerini dışsal onaya endeksler ve varoluşsal tatmini sayısal verilere indirger. Gerçek benlik ile dijital kimlik arasında bir uçurum oluşmasına sebep olur. Bireye "yeterince iyi değilsin, daha fazla beğeni almak için kendini yeniden tasarlamalısın" gibi sahteleştirici telkinler dayatılır.
Bilgi çokluğu ve kirliliği: Günümüzde eşi benzeri olmayan bir bilgi birikimi ve bunu dağıtan bir bilgi ağı mevcuttur. Dijital evrende bilgi neredeyse her şeydir. Yalan veya doğru olmasından ziyade popüler olması ve o anda akışta kalabilmesi önemlidir. Bilgi en hızlı değişen şey olmasıyla birlikte en tehlikeli çürüme aracına da dönüşmüştür. Artık toplumları yalan haberler ve bilgilerle harekete geçirmek hiç olmadığı kadar kolay olmuştur. Özellikle son zamanlarda artan yapay zekâ (AI) içerikleri artık gerçeklik algımızı yerinden sarsmıştır.
Mekansız bir evren: Zoom, Slack, Trello gibi uzaktan çalışma araçları, dijital kültürün ürettiği mekânsızlaştırma cihazlarıdır. İnsanı fiziksel mekândan ve topluluktan koparır, yerel bağları, mahalle kültürünü, komşuluk ilişkilerini çürütür ve sürekli hareket halinde, hiçbir yere ait olmayan bir varoluş biçimi dayatır. Mekânsızlaşan insan, aidiyetsizleşir. Aidiyetsizleşen insan, korumasızlaşır. Korumasızlaşan insan, algoritmaların yönlendirmesine açık hale gelir.
Dijital Hapishane: Dijital kültür, kişisel veri işlemesini bir çürüme aracı olarak üretmiştir. Her tıklamamızı, her beğenimizi, her duraksamamızı kaydeden bu görünmez sistem sanki sürekli izlendiğimiz hissini bize dayatır ve her adımı takipte olan, sanki görünmez bir hapishanedeymişiz algısını bilinç altımıza yerleştirir.
Dijital kültürün ürettiği bu çürüme araçlarını tanımak, onların esiri olmaktan kurtulmanın ilk koşuludur. Bu araçların her biri, belirli bir amaç için tasarlanmış mühendislik ürünleridir: sizi ekranda tutmak, verilerinizi toplamak, davranışlarınızı yönlendirmek.
İnsan, günümüz yaşam sisteminden bunaldığı için dijital olana kaçıyor. Lakin yağmurdan kaçarken doluya tutulduğunun farkında değil. Batı’nın ulaşmak istediği nihai hedefin tüm insanlıkla kedinin fare ile oynadığı gibi oynayarak kontrol altında tutmak olduğunu bilelim ve buna uygun önlemlerimizi alalım.
Vesselam